TÜRKLERDE OK VE YAY

Türklerde ok ve yay oldukça geniş ve mühim bir konu olmuştur. ÖzellikleTürk tarihi açısından ilk devrelerden itibaren yaygın bir şekilde kullanılmayabaşlamış olup bugüne kadar önemini yitirmeden devam etmiştir. Elbette ki bualanda kabiliyetli insanlarında var olması günümüze kadar ulaşmasınıkolaylaştırmıştır. Sadece askeri anlamda değerlendirmek ise yanlış olur. Çünkühem siyasi anlamda hem de sosyal anlamda oldukça büyük bir etkiye sahipolmuştur ki bunun örnekleri oldukça çoktur. Özellikle hakimiyet alameti olarakkullanılması ve bir güç sembolünü ifade etmesi bize zaten pek çok şeyi ifadeetmek için yeterli olacaktır.

Uygur Okçusu
Uygur Okçusu

Türklerde ok ve yay oldukça büyük bir anlam taşımaktadır. Gerek yönetim anlamında hakimiyet sembolü olmayı teşkil etmesi sebebiyle olsun gerek ise askeri alanlarda Türkler için savaş sahalarında düşman ordulara karşı üstünlük açısından oldukça mühim bir yer elde etmiştir. Türk tarihi oldukça uzun yıllar kendini var etmiş ve oldukça uzun coğrafyalarda kendini gösterme eğilimine girmiştir.

            Dünya tarihi açısından çok mühim bir yere sahip olan Türklerin şimdi bakacağımız ve inceleyeceğimiz alanı ok ve yay olacaktır. Yukarıda bir hakimiyet sembolü olarak kullanılmasından bahsetmiştik bu konuya bakacak olursak eğer Dukak’ın Temür-Yalığ (Demir-Yaylı) unvanı taşıdığına dair eski kayıtlar Türklerde ok ve yayın bir hakimiyet alameti olarak kullanılmasına ve Ebu’l Ferec’in kuvvetinden dolayı ona “Demir Yaylı” unvanı verildiği kaydına rağmen bu Oğuz beyine, sanıldığının hilafeti olarak, boy beyliğinden ileri bir siyasi kudret atfolunamaz. [1]

            Selçuklular 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandanakan savaşını kazandıktan sonra evvelkilerden farklı olarak artık yeni bir devlet kurduklarının farkındaydılar. Fetihnameler gönderildi ve bu mektuplarıp başında eski Türk hakimiyet alameti “ok ve yay” bulunuyordu. Selçuk tuğrası ve tuğra divanı müessesesi buradan gelmiştir.[2] Burada biz Selçuklunun eski türk hakimiyet alametleri geleneğinden etkilendiğini ve bunu devam ettirdiğini görmekteyiz.

            Ok ve Yayın Türklerde değerlendirme sahası oldukça geniş olmuş ve kullanım alanları farklılık gösterse de değerinden bir şey kaybetmemiştir. Nitekim yine Kavurt Bey’ in fermanlarına “ok ve yay” nişanını koyardı. Taşıdığı çetr de ok ve yay biçimindeydi.[3] Bu konuda örneklerin sayısını oldukça artırabiliriz. Görmekte oluyoruz ki ok ve yay Türklerde hakimiyet alameti olarak önemli bir alana sahip olmuş ve kullanılmıştır. Bu sebeple hükümdarlar gerek fetihlerinden sonra olsun gerek haberleşme de kullandıkları mektupların başında olsun hem kendilerini tanıtım amaçlı hem güç gösterisi için kullanmışlardır. Filhakika 455’ de Bağdat’ da basılan madalyonun bir yüzünde halifenin, öteki yüzünde Sultanın isimleri yazılmış ve her iki yüzünde de Tuğrul Beg’ in kabartma bir tasviri, bu resmin üstünde de sultanın hakimiyet sembolleri olan ok ve yay kullanılmıştır.[4]

 Biraz daha eski tarihlere baktığımız zaman karşımıza Oğuz adının manası üzerinde türlü açıklama tecrübeleri yapılmıştır. Gy. Nemeth’ e göre Oğuz kelimesi Türkçede aynı zamanda “kabile” (bir siyasi kuruluşa bağlı kabile) manasına gelen “ok” sözüne eski Türkçede ki çoğul eki “z” ilavesiyle türemiş (ok+uz) olup, “kabileler” demektir.[5] Burada “ok” kelimesinin anlamının da Türkçede oldukça mühim bir anlamı olduğunu görüyoruz. Bu sebeplerle de zaten okun bu kadar yaygın olarak kullanılmasında şaşırmamak ihtimal dahilindedir. Türk hakanı yabgu (melik) lara ve beylere bir haber yazmak istediği zaman vezirini çağırır ve okunu yarmasını ve üzerine nakışlar yapmasını emreder. Savaş ve barış zamanında bu yazılı oku kullanır ve gereğini yaparlar.[6]  Yaşayış, düşünü, inanış ve bunların birbirleri üzerine olan tesirler hakkında bu türlü bir çok misaller arasında savaşçı bir kavim için hayatta çok mühim bir rolü olan okun da Türklerin zihniyeti, Telakkileri üzerinde bazı izler bırakmış olması ve bunu etrafında hüküm teamüllerinin teşkil etmiş bulunması pek tabiidir. Türk kağan ve sultanlarının tabi bey ve hükümdarlara ok göndermekle onları bir toplantı veya sefere davet etmeleri keyfiyetinin Türk devlet adamları arasında ki münasebetlerin hukuki mahiyetinin tespit edecek bir vasıtayı da elde etmiş olacağız.[7] Ok Türkler için bir kimlik meselesi olmuş hem davetlerde hem savaş sahalarında kullanılmaya özen gösterilmiştir.

 Askeri anlamda da kullanılmış ok dönem içerisinde Türk devletlerine oldukça büyük bir güç kazandırmakla yetinmemiş çağdaş devletleri karşı daha üstün ve güzel teknolojide yapılan oklar ve yaylar tüm devletlere korku salmayı başarabilmiştir. Mesela bakacak olursak İskitler atlı okçulardı. Ok ve yay İskit savaşçısının temel silahıydı. Ağaçtan ve kirişten yapılan yaylar vardı. Savaş halinde değerli sadağın ölçülerine göre gerilir ve uzunluğu 80 santimetreyi geçmezdi.[8]

Karahan ordusunda teşkilat, silah ve savaş kabiliyeti bakımından mükemmel bir organizasyona sahipti. Bu ordu ok, yay, mızrak, kılıç, balta, hançer, topuz, tolga, zırh, kalkan gibi silahlara sahipti ve bunları maharetle kullanabiliyordu.[9] Bu anlamda baktığımız zaman silah ve tekniği ve kullanımı açısından oldukça kabiliyetli olan bu millet sadece ok kullanımı değil diğer silahların yapımı ve kullanımı olarak da kayda değer bir başarı göstermişlerdir.

Sultan Melikşah döneminde Tac-ül mülk ve diğerleri bir tenkidinde alim ve mutasavvıflara yılda verilen 300.000 dinarla ayrı bir ordu kurabileceği fikrini verdi. Fakat Nizam-ül mülk: “ Ey alemin Sultanı! Orduna bunun birkaç mislini harcıyorsun bu askerlerinin okları bir milden öteye varmaz. Hal bu ki ben sana öyle bir manevi ordu vücuda getirdim ki onların duaları ok gibi arşa ve Tanrı’ ya kadar yükselir.[10]

            Ok ve yay, Türk tarihinin her döneminde olduğu gibi Türkiye Selçukluları döneminde de orduda kullanılan en yaygın ve etkin silajlardan biri olmuştur. Anadolu’ ya asırlardır Sasani ve muhtelif İslam devletlerine karşı müdafaa eden Bizans’ ın Selçuklu akınları karşısında duramayacak Anadolu’yu Türklere terk etmesinin temel sebeplerinden biri, Türk okçulardır.[11] Bu konu hakkında görüşlerimizi zaten ifade etmiştik daha önce de bahsettiğimiz gibi Türk orduları oldukça gelişmiş silah teçhizatı ve yanında kabiliyeti sebebiyle oldukça güçlü sayılan devletlere karşı oldukça başarılı olmuş ve yurt tutma anlamında coğrafyalarda rahatlıkla kalabilmiştir.

            Silahlardan ok ve yay en çok görülenleri idi. Türk usulüne göre, ok torbalarının uçları uçları, atın karnından; yay torbalarının ki ise süvarinin arkasından çıkmış bir şekilde gösteriliyordu.[12] Kırgız okçuları birinci, yani Göktürk çağına ait ok uçları dilimli idi.  Bıçak gibi ve uzunca idi, dilimler çok keskinleştirilmişti. İkinci çağa ait ok uçları ise daha kaba ve köşeli idiler. Bu uçlar Altaylarda ki Göktürk ve Türgeş çağı eserleri ile çok büyük bağlantı göstermektedir.[13] Bu durumda görmekteyiz ki ok uçlarının yapımında oldukça dikkat ve özen göstermiş hedefi vurmak adına önem vermişlerdir.

            VII. Yüzyıl sonlarına doğru, İskit kültürü tamamen yerleştikten sonra, ok uçları yapımı da başladı. Bununla birlikte üç ağızlı veya üç kanallı pramidal ok uçları yerli özellik almaktadır. Bunların ağız veya kanatlarının ucunda bir diken yer almaktadır. Tapa kısmı çoğunlukla kafanın içindedir ve kenarlıdır. Okları ağaçtan ve çoğunlukla huş ağaçtandır. Ok uçları çok nadiren kemikten yapıldığı olmuştur.[14] İsrail Selçuğun 4 oğlundan Sultan Gazneli Mahmut onlarla dostluk yolunu çiğneyip bozdu. İsrail onu görmek için geldi. Sultan Mahmut çok iyi bir şekilde karşıladı. Konuşma esnasında ona “Eğer bize bir yardıma hacet olursa, nişan nedir ve yardıma ne kadar asker gelir diye sordu. İsrail’in elinde bir yay ve elbisesinin kemerinde iki ok vardı. Bir oku ona verdi ve “Bu oku benim aşiretime gönderirsen, yardıma yüz bin atlı asker gelir.” Dedi. Sultan “Eğer daha fazla gerekirse?” dedi. İkinci oku uzattı ve “Eğer bu oku Balhan Küha gönderirsen 50 bin atlı yardımına gelir.” dedi. Bu sefer elinde ki yayı uzattı ve “Bunu Turan’a gönderirse istediğin kadar asker gelir” dedi.[15] Bu örnekte de gördüğümüz üzere okların ve yayların Türk kültüründe kimlik sembolü olarak da kullanabilirdi.

Asker bir millet olan Türkler silahlarının çoğunu memleketlerinde yapıyorlardı. Şehirlerde ok yapan ustalar  “okçular çarşısında” çalışıyorlardı. Bununla beraber Şaş (Taşkent), Harezm, ve Şam yayları kılıçtan üstün sayılıyordu.[16]  Ok ve yay bozkır savaşçısının başlıca silahıdır ve onun ayrılmaz bir parçasıdır. Grekler İskitler için “atlı okçular” deyimi kullanmışlardır. Ok aynı zamanda sosyal bakımdan da bir anlam taşınır: Heredotos’un bildirdiğine göre kişi başına verilen birer ok ucu, büyük bir kazanda toplanmakta ve bu yöntemle nüfus sayımı yapılmaktadır. “Uzun menzil” yay çekme yarışmaları ve elde edilen başarılar Grek kolonistleri tarafından kutlanmış, hatta bunların şerefine anıtlar dikilmiştir. Ok uçları, 40-70 cm arasında değişmektedir. “Av” ve “savaş” tiplerinin farklılığı dikkat çekicidir. Yaylar ise “doğu” veya “asya tipi” denilen sınıflama girmektedir. Okdanlık İskitler tarafından kullanılan ve Greklerin “Goryt”= “ok ve yay torbası” olarak adlandırdığı okdanlıkların kendine bir formda yapıldıkları görülür.

            Yabani domuz, geyik, kaplumbağa vs. gibi hayvanların kemikleri de bu buluntular arasında gösteriliyordu. Batı Türkistan’da önemli Paleolitik buluntular Taşkent’te çıkarılmıştır. Kelteminar kültürünün bu katında, henüz daha madeni aletler de görülmemişlerdir. Bıçaklar ve ok uçları çakmak taşları ile yapılmışlardı.[17] Ok ve yayın Türk hakimiyet anlayışı içerisinde ki yeri ve bunun Türkiye Selçuklularında ki tezahürü üzerinde de durmak gerekir. Türk düşüncesinin mitolojik temelleri bulduğumuz Oğuz Kağan destanında Oğuz Kağan, Türklerin kabile teşkilatında önemli bir rol oynayan “orun” yani siyasi ve içtimai mevki meselesini muayyen bir kalıba oturtmuş ve “yay” ı metbûluk, “ok” u ise tabiyyet sembolü olarak göstermiştir.[18] Oğuz-Han’ın bulduğu “Altın Yayı”, Gün, Ay ve Yıldız-Han’lara vermesi de, üzerinde durulması gereken çok önemli bir noktadır. Yay, gök yuvarlığını temsil eden bir sembol idi.[19] Çin’de şapka, bir rütbe ve sınıf işaretiydi. Anlaşıldığına göre Hunlar ile Göktürklerde, böyle üniformalar yoktu. Ok ve yaylılar Türkler; şapkalı ve kemerliler ise Çinliler olarak belirleniyordu.[20]

Tüm bu sonuçlardan yola çıkılarak yaptığımız araştırmalar da görmekteyiz ki Türklerde ok ve yay her anlamda çok önemli bir yer almış ve kullanım sahası oldukça geniş olmuştur. Gerek mitoloji de gerek savaş alanında kullanılmış ve kullanımında kabiliyetle birlikte oldukça özen gösterilmiştir. Türklerin kimlik belirlemesinde, nüfus sayımında ve daha birçok sosyal alanda mühim bir etki göstermiş ve kültürümüzün merkez noktalarından biri olmuştur.

ALİ GÖYSAYA

(Tüm Hakları Saklıdır)

KAYNAKÇA

B. N. GRAKOV, İskitler, Selenge Yayınevi, çev. Ahsen Batur, İstanbul 2008.

GÖKSU, Erkan, Türkiye Selçuklularında Ordu, TTK, Ankara 2010.

Hamdullah Müstevf-i Kazvini, Tarih-i Güzide, Bilge Kültür Sanat Yayınevi, İstanbul    

2015.

KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2010.

ÖGEL, Bahaeddin, Türklerde Devlet Anlayışı, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2016.

ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, c.I, TTK, Ankara 2016.

ÖGEL, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, TTK, Ankara 2014.

TURAN, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınevi,          İstanbul 2010.

TURAN, Osman, “Eski Türklerde Okun Hukuki Bir Sembol Olarak Kullanılması”,         Belleten, cilt IX, sayı:35, 305-319, Ankara 1945.

YAZICI, Nesimi, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,      Ankara 2013.


[1] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk- İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınları, İstanbul 2010, s.55.

[2] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.107.

[3] Osman turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.255.

[4] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.142.

[5] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2010, s.144.

[6] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.410.

[7] Osman Turan, ”Eski Türklerde Okun Hukuki Bir Sembol Olarak Kullanılması”, Belleten, c.IX, sayı:35, Ankara 1945, 305-309.

[8] B. N. Grakov, İskitler, Selenge Yayınları, çev. D. Ahsen Batur, İstanbul 2008, s.180.

[9] Nesimi Yazıcı, İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2013, s.148.

[10] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s.214.

[11] Erkan Göksu, Türkiye Selçuklularında Ordu, TTK, Ankara 2010, s.300.

[12] Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, TTK, Ankara 2014, s.267.

[13] Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.223.

[14] B. N. Grakov, İskitler, Selenge Yayınları, çev. D. Ahsen Batur, s.181-182.

[15] Hamdullah Müstevfi-i Kazvini, Tarih-i Güzide, Bilge Kültür Sanat Yayınevi, İstanbul 2015, s.19.

[16] Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.362.

[17] Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s.15.

[18] Erkan Göksu, Türkiye Selçuklularında Ordu, s.307.

[19] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c.I, TTK, Ankara 2010, s.160.

[20] Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı, Ötüken Yayınevi, İstanbul 2016, s.138.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir