CUMHURİYETİN İLANI

Ali GÖYSAYA

Cumhuriyetin İlanını Hazırlayan olaylar

        Görülüyor ki, 1920 ve 1921 yıllarında olduğu gibi, 1922 yılının ilk aylarında da, az sayıda ki devrimcilere rağmen, savunulan devlet düzeni “Meşrutiyet” idi. Fakat 1921 yılı, savaşlarda ve dış ilişkilerde başarılarla gelip geçerken Üçüncü Meşrutiyet Dönemi de, türlü engellere rağmen kendi içinde aşamalar yaparak gelişiyordu. İlk aşama, 20 Ocak 1921 de kabul edilen ve birinci maddesinde “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve biifiil idaresi esasına dayanır” diyen, maddelerinin hiç birinde “sultanlık ve halifelik” den bahsetmeyen 85 sayılı anayasa yapılmıştı.[1] Biz buradan anlıyoruz ki cumhuriyet fikir ve düşüncesinin dayandığı temeller daha milli mücadelenin devam ettiği sıralarda kendini göstermiştir. Bunun en büyük sebebi olarak ise Mustafa Kemal olarak gösterilebilir. Çünkü Mustafa Kemal çok uzun yıllara dayanan imparatorluk ve monarşi yönetim tarzının artık ülke içinde işe yaramadığını ve bir daha dönülmemesi gereken bir yönetim sistemi olduğunun farkına varmıştır.

.       Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 tarihinde açıldıktan sonra her geçen gün ülkenin mukadderatında tek söz sahibi konumuna gelmiştir. Çünkü, Meclis’e iştirak eden milletvekilleri o gün orada yeni bir devlet kurdular. Ancak, bu yeni Türk devletinin adı resmen konulmamıştır. Geçen bölümde izah ettiğimiz gibi, şartların oluşması beklenmiştir. Bu yapılırken ise Meclis ve Hükümet Yeni Devlet’in hukuk sistemini oluşturma faaliyetlerine devam etmiştir.[2] Şartların olgunlaşmasından söz etmek gerekirse daha önce de değinmiştik zor yılların var olması, halkın fakir ve hastalıklı olması, alışılagelmiş yönetim tarzının değiştirilmek istenmemesi ve daha birçok olumsuz sebepler gözümüze çarpmaktadır.

           23 Nisan 1920 tarihinde bir devlet kurulmuştu. Milli hakimiyet esasına dayanması ve demokratik yapıya sahip bulunması nedeniyle bu devletin ismi Cumhuriyet olmak icap ediyordu. Fakat ilk anlarda tarihi ve siyasi zorluklar nedeniyle bu adın söylenilmesinden çekinilmişti. Hükümetin adı, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” idi. Meclisin reisi, Hükümetin de reisiydi. Bu durum, devlet başkanlığını bir yere kadar boş göstermekte idi. Memlekette bazı kimseler, halifeye devlet başkanı salahiyetlerinin verilmesiyle, hilafet makamını kuvvetlendirmek istiyorlardı. Mustafa Kemal ve arkadaşları Cumhuriyet ilanı suretiyle mevcut vuzuhsuzluğun ortadan kaldırılmasına taraftar olmakla beraber ilkin umumi efkarı hazırlamayı uygun buldular.[3]Mustafa Kemal, Cumhuriyeti istiyordu evet üstelik bu fikir onda yeni oluşmamıştı. Çok eski zamanlara dayanıyordu yanında ki arkadaşlarına bile çoğu kez gizliden gizliye bu fikrini beyan etmişti. Lakin önünde engel olan muhalefet vardı. Bu muhalefetin içerisinde tabii ki çoğunluğu hilafet yanlısı insanlar çoktu. Belki biraz daha sabretmesi gerekiyordu çünkü yeni doğan devletin adını koymak devleti hem siyasi anlamda hem toplumsal anlamda zor bir hale sokabilirdi.

          Sahi ne demekti Cumhuriyet? Padişahlar varken hiçbir zaman bizim kadar mutlu olamadı mı, 600 yıl boyunca insanımız.. O zaman nasıl oldu da 600 yıl dayandı halkımız bu acılara? [4] Elbette ki mutlu olmayan bir toplum değil 600 yıl 60 yıl bile yaşayamaz, bu düşünülemez. Hatta oldukça mutlu oldukları bile söylenebilir. Çünkü devrin siyasi hayatının gereklerini yerine getirmeyi başaran bir siyasi yönetim vardı. Ekonomi anlamında toprağa dayalı sistemi en iyi yerine getiren devlet yine Osmanlı Devleti’ idi. Bu şartlar göz önüne alındığında görmüş oluyoruz ki halk son yıllara kadar oldukça refah içinde yaşamıştır. Lakın son dönemlere girildiğinde bütün aksamalar olabildiğince hızlı bir şekilde devlet teşkilatı içerisinde kendini göstermiştir. Önce siyasi bozukluklar devamında ekonomi yetersizliği, dışa bağımlılık ve çöküş. Çöküş içinde kalan devletin halkın da refah seviyesi gittikçe alt seviyelere inmekle beraber artık monarşi sisteminin yetersizliğini ortaya çıkarmıştır. Mustafa Kemal 18 Mayıs 1919’da, Samsun’a çıkmadan önce, İstanbul’da Bekir Ağa Bölüğü’ndeki tutuklu arkadaşlarını ziyaret ediyor ve onlara Cumhuriyet’i kurmaktan bahsediyor. Demek ki daha o zamandan kafasında böyle bir düşüncenin olduğunu belli ediyordu.

Cumhuriyetin İlanına Doğru

          29 Ekim günü Halk Fırkası Meclis Grubu Bakanlar Kutulu teşkil meselesi üzerindeki tartışmalarına tekrar başlamıştı. İşin hallinin güç bir safhada olduğunu gören bazı milletvekilleri Fırka Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncelerini öğrenmek arzusunda bulundular. Mustafa Kemal gruptan bir saat kadar mühlet istedi. Bu müddet içinde Meclisteki odasında bazı milletvekillerini kabul ederek gece hazırladıkları kanun tasarısı müsveddesi üzerinde ki düşüncelerini öğrendi.[5] 29 Ekim gününe yaklaşıyoruz o gün meclis içerisinde yaşananlar oldukça garip bir ortamın oluşacağının haberini veriyordu. 29 Ekim’e gelinmeden evvel Mustafa Kemal Paşa yaklaşık bir yahut bir buçuk ay öncesinden rejim değişikliği için şehir turlarına başlamıştı. Bu turlarda propaganda yapıyordu. Yaptığı propagandalarda alenen Cumhuriyet fikrini öne sürmese de rejimi anlatan şeyler söylüyordu. Ben il olarak meclisten ve yaşananlardan örnek olarak yukarıda bahsetmek istedim daha sonra Devleti 29 Ekim’ e hazırlayan olaylara bakacağız.

          İlk olarak 25 Ekim’le başlayalım 25 Ekim 1923 günü meydana gelen bir kabine buhranı da Mustafa Kemal’e düşündüğünü gerçekleştirmek adına bir fırsat teşkil etti. 14 Ağustos 1923 günü Fethi Bey’in başkanlığında kurulan Bakanlar Kuruluna karşı Meclis’te daha ilk günlerden beri bir muhalefet başlamıştı. Mustafa Kemal Meclisteki bir hizbin gizli çalışmalarıyla Bakanlar Kuruluna iş görmek imkanı bırakmadığını biliyordu. 25 Ekim 1923 günü Bakanlar kurulunu Çankaya köşkünde toplayarak istifa etmeleri ve yeniden bakan seçilecek olurlarsa kabul etmemeleri tavsiyesinde bulundu. Yalnız bundan o zaman Bakanlar Kuruluna dahil Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi müstesna tutuldu.[6] Mustafa Kemal istediğini yavaş yavaş alıyordu. Bir anda Cumhuriyet fikrini ortaya atıp bütün tepkileri üzerine çekecek kadar tecrübesiz bir kişiliği de yoktu zaten. Gayet realist yaklaşımlarının ve en önemlisi sabrının karşılığını almaya başlamıştı. Kurtulmasın çok büyük rol oynadığı Türk devlet ve milleti artık onun istediği yönetim tarzını benimseyecek veya benimsemek zorunda kalacak gibi görünüyordu. Mustafa Kemal’ in turlara şehir gezilerine çıkıp halka Cumhuriyet fikrini aşıladığını anlatmıştık yukarıda bu propaganda sadece seyahatlerle sınırlı kalmadı elbette ki basın yoluyla da halka ulaşmayı hedefleyen Mustafa Kemal gazetelere demeçler veriyordu. Hem yerli basın hem yabancı basını kullanmaktan çekinmiyordu. Misal olarak ise Eylül 1923’te Anadolu ajansı, Esas teşkilat kanununda bir değişiklik yapılacağını ve bu hususta bir komisyonun bir tasarı hazırlamakta olduğunu ilan etti.[7]  Biz tekrar 25 Ekim’e geri dönelim Meclis içerisinde bir kabine bunalımından söz etmiştik. Bu günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi içerisinde şiddetli bir iktidar mücadelesi devam ediyordu. Bütün milletvekilleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grubuna dahil bulunmalarına rağmen başka bazı gruplar teşekkül etti. Bu grupları teşkil edenler bir program etrafında değil fakat kuvvetli saydıkları şahıslar etrafında toplamıyorlardı.

          Maksatları kabineye girmek veya kabineyi nüfuz ve kontrollerine almaktı. Bu şartlar altında çalışamayacağını anlayan Bakanlar Kurulu 27 Ekim’ de istifa etti. Milletvekilleri o gün bir kabine listesi üzerinde anlaşamadılar.[8] Meclis o günlerde oldukça yoğun bir tempoda çalışmakla birlikte birde ateşli tartışmalarla daha vahim bir vaziyete sürükleniyordu. Milli Mücadelenin en önemli isimleriyle Mustafa Kemal yol ayrımıma gelmişti. Bu yol ayrımında karşısına silah arkadaşları olan Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay ve Refet Bele gibi isimler çıkmıştır. Bu kişiler rejim karşıtı olarak kendi fikirlerini her defasında beyan etmişlerdir. Nitekim kuvvetli şahsiyetleri ve başarıları sebebiyle çevrelerine birçok taraftar toplamışlardır. Bu nüfuzla hareket ederek Cumhuriyetin ilanında Mustafa Kemal’in farklı emelleri olduğunu düşünseler de bu konuda yanlış bir tutum içerisinde olduklarını söylemek gerekir.

          27 Ekim 1923’de Vekiller Heyetinin istifası Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunduktan sonra, yeni bir vekiller heyeti kurma yolunda çalışmalara başlanıldı. Düzenlenen listeler üzerinde bir birliğe varmanın güçlükleri ortaya çıktığından, Halk Fırkası Yönetim Kurulu bir liste düzenleyerek, Fırka Reisi Mustafa Kemal Paşaya durumu bildirmiştir. Bu durumda listede yer alan isimlerin bir kısmının rızalarının alınması gerekliliği ve kesin bir liste düzenleme zorunluluğunu ortaya koymuştur. 27 ekim 1923 akşamı Çankaya’da İsmet Paşa (İnönü), Fethi Bey (Okyar), Kazım Paşa (Özalp), Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Meb’usu Fuat ve Afyon Karahisar Meb’usu Ruşen Eşref Beyler, Mustafa Kemal Paşa’nın misafirleri olarak akşam yemeğine davetli oldular.[9]   

O Akşam Ne Oldu?

O akşam yemekte, kabine bunalımlardan çıkmanın yolunu Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarına göstermiştir. Mustafa Kemal Paşa, yemek esnasında “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” demiştir. Orada bulunanlar derhal bu fikre katılmışlardır. Yemekten sonra Çankaya’da misafir kalan İsmet paşa (İnönü) ile birlikte bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Mustafa Kemal’in söylediği ve İsmet Paşa’nın kaleme aldığı müsvedde, 20 Ocak 1921 Teşkilatı Esasiye Kanununun bazı maddelerini değiştirmeyi öngörüyordu. Mustafa Kemal Teşkilatı Esasiye Kanununun birinci maddesine, “ Türkiye Devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” cümlesinin eklenmesini uygun görüyordu. Diğer maddelerde Cumhuriyet idaresinin gereği Anayasada yapılan değişikliklere aitti.[10] Mustafa Kemal’in o gün oraya aldığı kişilerin daha önce seçildiği aşikârdır. Kendi fikirlerine karşı gelmeyecek ve muhalefet olmayacak insanları etrafına toplamış olması onun Cumhuriyet fikrini dayandırmak istediği sağlam temeller için bir örnektir.

   O akşam Gazi, tebrikleri kabul ettikten sonra, gündüz, Büyük Millet Meclisi Reisi olarak girdiği bu binadan; vatan uğrunda ki bütün çabalarının ve ülkülerinin teşrii kaynağı olan bu millet evinden, Cumhuriyeti kurmuş devlet başkanı olarak çıkmıştı… şimdi ki meclis yapısının yanında, muhafız taburu erleri öbek öbek şenlik ateşleri yakmışlar onların göğe yükselen alevleri önünde, neşelerinden yaylım ateşleri açıyorlardı…[11] evet o gece Mustafa Kemal Paşa kararın zamanının geldiğini düşünmüştü. Üstelik haksız da sayılmazdı çünkü kabine bunalımı ile birlikte hükümet yönetiminde bir sorun meydana gelöişti. Bunu çözmek ise Cumhuriyet rejiminin işiydi. Arkadaşlarının yanında da söylediği gibi 29 Ekim’de Cumhuriyeti resmen beyan edecek ve rejimi kuracaktı. Gençlik yıllarından itibaren hayalini kurduğu o rüyanın gerçekleşmesi için artık sadece saatler beklemek zorundaydı.

29 Ekim Günü…

                29 Ekim’de hükümet kurulması için önceden girişilen teşebbüsler Fırkada ve mecliste devam etti. Bir sonuca varılamayınca Fırka, Mustafa Kemal’in düşüncesini öğrenmeye karar verdi. Mustafa Kemal bu münasebetle dedi ki: ” Çözümünde güçlük çekilen meselenin sebebi ve illeti bütün arkadaşlarca belirmiş olduğu kanaatindeyim. Noksan, kusur takip etmekte olduğumuz usul ve şekillerdir. Mevcut Teşkilatı Esasiye Kanununa tevfikan bir vekiller heyeti kurmak istediğimiz zaman bütün arkadaşların her biri vekiller intihabı mecburiyetinde kalıyor. Hepimizin birden Vekiller Heyeti seçimine mecbur olmamızda görülen güçlüklerin çözümü zamanı gelmiştir.” Bunu söyledikten sonra Mustafa Kemal, İsmet Paşa ile Cumhuriyetin ilanına dair hazırlamış olduğu esasları taşıyan tasarıyı okumak üzere katiplerden birine verdi.[12] Bu tasarının meclis içerisinde elbette ki normal karşılanması beklenemezdi. Hilafet yanlısı kişilerin olmasının yanı sıra daha birçok anlamda rejim karşıtı insanlar belirmişti. Evet Cumhuriyet rejimi o gün masaya yatırılmıştı lakin halktan öte mecliste bulunan çoğu insan bile daha Cumhuriyet nedir bilmiyordu

Bu rejimi oturtmak ve sağlamlaştırma yine Mustafa Kemal’e düşüyordu. İşi oldukça zordu. Ateşli tartışmalar meydana geliyor herkes bu enteresan fikri tartışıyordu. Üstelik milli mücadelenin üst düzey kahramanları bile henüz bu olaydan habersiz vaziyette hayatlarını devam ettiriyorlardı. Lakin ortada net bir şey vardıysa eğer 23 Nisan 1920’de doğan çocuğun adı 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet olmuştu.29 Ekim akşamı saat 20.30’da Cumhuriyet taraftarları arasında mecliste “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ve alkışlarıyla  Türkiye Devletine yeni ad verildi. Bu suretle 23 Nisan 1920’ den beri zaten fiilen var olan Türkiye Cumhuriyeti hukuk yönünden de formalitesiyle gelişmiş oldu.[13]

 Devlet rejiminin Cumhuriyet olarak saptanmasından sonra Meclis Cumhurbaşkanı seçimine gitti. İstiklal savaşımızın ve inkılabımızın şanlı, şerefli sembolü, Ankara meb’usu Gazi Mustafa Kemal ittifak ile Cumhurbaşkanlığına seçildi. O, zaten yeni Türkiye Devletinin kuruluşundan beri Devlet Başkanlığı yetkilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi sıfatında yerine getirmekte idi[14]. Ve sonuç olarak Mustafa Kemal uzun uğraşlar verdiği ve kurtarmak için oldukça emek gösterdiği Devletin direksiyonuna geçmişti. Olaylara her zaman realist yaklaşan ve sabrından bahsettiğimiz Mustafa Kemal Paşa yine kazanmıştı. Bu karakteristik özelliklerinin vermiş olduğu ödülleri alıyordu. Evet, Cumhuriyet ilan olmuştu lakin iş bitmemişti. Çok daha fazla yük Mustafa Kemal’in omuzlarına binmişti. Çünkü kurduğu bu sistem hiç kimse tarafından o güne değin pek duyulmamıştı ve nasıl uygulanacağı da bilinmiyordu. Bu rejimin babası kendisiydi. Onu yetiştirecek, büyütecek ve sosyal yaşantının içerisine sokacaktı. Bunun için birtakım çalışmalar elbette kendini göstermişti. Lakin uzun bir süre görev yapmış olan İstiklal Mahkemeleri, devlete ve dahi rejime isyana teşebbüs edenleri cezalandırma noktasında büyük iş yapmıştır. Mümkün olduğunca 29 Ekim gününe kadar içinde bir alev gibi büyüttüğü rejimi artık hukuki temellere dayandırmanın vermiş olduğu mutluluk ve rahatlık Mustafa Kemal’in her yerini sarmıştı. Aynı gün içerisinde meclise giren Mustafa Kemal O günün çıkışında hem Cumhuriyeti ilan etmişti hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İlk Cumhurbaşkanı sıfatını alarak meclisten çıkmıştı.     

KAYNAKÇA

DİLİPAK, Abdurrahman, Cumhuriyete Giden Yol, Beyan Yayınları, İstanbul 1991.

EROĞLU, Hamza, Türk İnkılap Tarihi, Savaş Yayınları, Ankara 1990.

GOLOĞLU, Mahmut, Cumhuriyete Doğru (1921-1922), Bateş Yayınları, İstanbul 1968.

KARAL, Enver Ziya, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), TTK Yayınları, Ankara 1978.

MUSİBOĞLU, Fuad; MÜFTÜOĞLU, Sadreddin, Doğan Kardeş Yayınları, Ankara 1955.

 ORTAYLI, İlber; KÜÇÜKKAYA, İsmail, Cumhuriyetin İlk Yüzyılı, Kronik Kitap Yayınları, İstanbul     2017.  

TOSUN, Ramazan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1994. ÜNAYDIN, Ruşen Eşref, İstiklal Yolunda, TTK Yayınları, Ankara


[1] Mahmut Goloğlu, Cumhuriyete Doğru (1921-1922), Bateş Yayınevi, İstanbul 1968, s.234.

[2] Ramazan Tosun, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1994, s.50.

[3] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965),TTK Basımevi, Ankara 1978, s.125.

[4] Abdurrahman Dilipak, Cumhuriyete Giden Yol, Beyan Yayınları, İstanbul 1991, s.309.

[5] Fuad Musiboğlu; Sadreddin Müftüoğlu, 1919-1923, Doğan Kardeş Yayınları, Ankara 1955, s.61.

[6] Fuad Musiboğlu; Sadreddin Müftüoğlu, 1919-1923, s.60.

[7] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), s.126.

[8] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), s. 127.

[9] Hamza Eroğlu, Türk İnkılap Tarihi, Savaş Yayınları, Ankara 1990, s.219.

[10] Hamza Eroğlu, Türk İnkılap Tarihi, s.219

[11] Ruşen Eşref Ünaydın, İstiklal Yolunda, TTK Yayınları, Ankara 1960, s.111.

[12] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), s.126.

[13] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), s.127.

[14] Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), s.127.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir