EMİR SADEDDİN KÖPEK VE TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ ÜZERİNDEKİ FAALİYETLERİ

Halil İbrahim YILMAZ

Tüm Hakları Saklıdır

Sadeddin Kopek, his birth, childhood and how he entered to Seljuk’s service is unknown, caused chaos in country as a result of his activities on the Turkey Seljuk State living the brightest period. Sadeddin Kopek carried power the grand son Gıyâseddîn Kaykhusrav II with game of thrones instead of Izzeddin Kilic Arslan who was expected to accede to the throne after Sultan Alaeddin Keykubad I. Following that, Sadeddin Kopek eliminated senior statesmen who are rival to him one by one with activities to consolidate the reign of Gıyâseddîn Kaykhusrav II and this caused the state had a great weakness. At the end, after his humiliating claim, he has shown himself as one of the Seljuk dynasties and tried to remove Sultan Gıyâseddîn Kaykhusrav II from the throne.

Sultan Alaeddin Keykubad’ın Ölümü ve Gıyaseddin Keyhüsrev’in Tahta Çıkışı

                Sultan Alaeddin Keykubad, iktidarı devraldığı 1220 yılından itibaren Selçuklu Devletinin gücüne güç katmış, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı önlem almaktan geri durmamıştı. Eyyubi Melikesiyle evlenerek onlarla akrabalık kurmuş, Harzemşahlar ile yapılan Yassıçemen Savaşı (1230) sonrasında güçlü Harzem beylerini Selçuklu hâkimiyetine alarak Moğollara karşı tampon bölge oluşturmuştu.

Alaeddin Keykubad, Anadolu’yu tam anlamıyla hâkimiyet altına almak için Eyyubilere karşı büyük bir sefer hazırlığına başlamıştı. Sultan, Kayseri’de Meşhed Ovası’nda ordugâhını kurarak büyük bir toy tertip etti. Bu toya Moğollar ile Müslüman-Hristiyan birçok devlet elçisi iştirak etti. Sultan Alaeddin Keykubad bu toyda devletin istikbali için çok mühim kararlar aldı. Eyyubi Melikesinden olan oğullarından İzzeddin Kılıç Arslan’ı kendisinden sonra saltanat varisi seçmişti. Sultan Alaeddin Keykubad’ın, İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht olarak seçmesinin nedeni, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı İslam birliğini sağlamaktı. Ayrıca çıkacak olduğu sefer sonrasında Anadolu’dan temizleyeceği Eyyubilerin Şam hâkimiyetine de hem Eyyubi hem Selçuklu kanı taşıyan diğer oğlunu aday gösterecekti.

                Alaeddin Keykubad, bunun sonucunda Rum cariyesinden olan büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’i de Atabey Şemsüddin Altunaba idaresinde Erzincan’a gönderdi. Aslında Sultan, bu hareketi ile büyük oğlu Gıyaseddin’i tahttan uzaklaştırmış oluyordu. Daha önce Erzincan valisi olan Harzem Beyi Kayır Han’ı ise Sivas valiliğine atayarak geniş ikramlarda bulundu. Ayrıca toya katılan üst düzey emirlerden, varis bıraktığı İzzeddin Kılıç Arslan’a biat etmelerine dair yemin istedi. Bu şekilde devam eden toy, Sultan’ın Çaşnigiri Nasırüddin Ali’nin, Sultan’ın avladığı kuş etini ikram etmesiyle son buldu. Neticede av etini yiyen Sultan oracıkta fenalaştı. O sırada Sultan’ın yanında bir dönem Selçuklu Devleti’ne damga vuracak işler yapan Celaleddin Karatay bulunuyordu. Sultan, Celaleddin Karatay’dan vasiyetini bulunmak için Beylerbeyi Kemaleddin Kamyar’ı çağırmasını istedi. Fakat Kemaleddin Kamyar Sultan’ın yanına iştirak ettiğinden Sultan kendisinden geçmişti.[1]

                Devrin en önemli müellifi olan İbn Bibi, Sultanın ölümü konusunda tam anlamıyla açık bilgi vermemektedir. Fakat, Sultanın hem İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht göstermesi hem de bazı Harzem beylerine yeni rütbeler ve mevkilerle birlikte bolca ikram vermesi bu olayın kıskançlık neticesinde bir suikast olabileceğini düşündürmektedir. Nitekim Sultanın vefatından sonra apar topar en büyük şehzade olan Gıyaseddin Keyhüsrev’in tahta çıkartılması bu şüpheleri arttırmaktadır.  Bazı kaynaklar olayın Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından planlandığı görüşünü savunsa da yaşı ve konumuna baktığımızda böyle bir şeyin olma ihtimalinin düşük olduğunu görürüz. 

                Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev 1237 yılında tahta çıktığında 16 yaşındaydı.  Sultan Alaeddin’in vefatından sonra başta Emir Sadeddin Köpek olmak üzere Atabey Şemsüddin Altunaba, Taceddin Pervane, Üstadüdâr Lala Cemâleddin Ferrûh ve Gürcüoğlu Zahireddin gibi emirler hemen Sultanın saltanatını meşrulaştırdı.  Bu sırada Beylerbeyi Kemaleddin Kamyar, Sivas Valisi Kayır Han, Hüsameddin Kaymeri gibi emirler de Sultan Alaeddin’in vasiyeti ve varisi olan İzzeddin Kılıç Arslan’ın tahta çıkarılmasını istiyorlardı.

                Şehzade Gıyaseddin Keyhüsrev saltanata oturduğu Kayseri’de babası döneminde gelen elçileri kabul etti. Bu haberi alan Hüsameddin Kaymeri ve Sivas Valisi Kayır Han aralarında anlaşarak bu duruma itiraz etmeleri gerektikleri, hatta güzellikle olmazsa ordularıyla birlikte II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e biat eden emirlerle hesaplaşacaklarını, Beylerbeyi Kemaleddin Kamyar’a bildirdi. Kemaleddin Kamyar oldukça tecrübeli bir devlet adamı idi. Sultan Alaeddin’e sadakati ile ünlenmiş ve pek çok iltifata maruz kalmıştı. Durumun ehemmiyetini anlayan Kemaleddin Kamyar artık bu hareketin çok geç olduğunu söyleyerek yeni sultana biat edilmesi gerektiğini belirtmişti. Böylece meydana gelecek büyük bir şehzade savaşına engel olmuştu.

                Sultanın defnedilmesinin ardından tahtına oturan II. Gıyaseddin Keyhüsrev emirler ve ileri gelen devlet adamlarından biat aldı. Sultan II. Gıyaseddin hâlâ tahtından endişe eder durumdaydı. Bu yüzdende Emir Sadeddin Köpek etkisini üzerinde yoğun olarak hissediyordu. Nitekim Emir Sadeddin Köpek’te bu etkiyi oldukça iyi kullanıyordu[2]

                Sadeddin Köpek, yeni Sultanın yanından ayrılmayarak onu yönlendiriyor ve Sultanın kararları üzerinde çok yoğun etkiler bırakıyordu. Adeta Sultanı saraya hapsetmiş kendi istediklerini de tek tek kabul ettirir konuma getirmişti. Peki, Sadeddin Köpek kimdi? Ve nasıl bu kadar güçlü bir konuma ulaşmıştı?

Sadeddin Köpek Kimdir?

                Doğumundan Selçuklu hizmetine girene kadar ki hayatı hakkında bilgiler bulunmayan Emir Sadeddin Köpek, adına yaptırmış olduğu Anadolu’nun büyük kervan yolu üzerinde yer alan 1236 yılında Sultan Alaeddin döneminde yapımına başlanan ve 1237 yılında tamamlanan Zazadin Hanı’nda ki kitabede adının Köpek olduğu ve Sadeddin isminin ise ona verilmiş lakap olduğu anlaşılmaktadır[3]. Zazadin ise Sadeddin’in halk arasında ki söylenişi olduğu rivayet edilmekteydi[4].

                Sadeddin Köpek, I. Alaeddin Keykubat döneminde 1226 yılında Eyyubilere karşı yapılan seferde görev almış Harput civarında cereyan eden savaşta Selçuklu ordusunun sol kanadını kumanda etmişti. Ayrıca Mengücek Beyi Davud Şah, Sultan I. Alaeddin Keykubad’a tabi olduğunu bildirince Sultan, Emir Sadeddin Köpek tarafından yazılan bir ahidnameyi kendisine vermişti. Devrin en önemli âlimi olan İbn Bibi ise Sadeddin Köpek’in Emiri Şikâr, Tercümanlık ve Mimarlık yaptığından bahsetmektedir. Tüm bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda Emir Sadeddin Köpek’in çocukluğunda iyi bir eğitim aldığı ve saraydan pek de uzak bir yaşam geçirmediği ortaya çıkmaktadır. Sultan I. Alaeddin Keykubad’a yakın olması sonucu 1226-1263 yılları arasında Beyşehir Gölü yakınlarındaki Kubadabad Sarayı[5]’nın mimarlığını yapmıştır. Sultan Alaeddin Keykubad, Kayseri’de Eğirnas’a gelince bölgeye hayran kalmıştı. O zamanın Emir-i Şikâr ve mimarı olan Sadeddin Köpek’e bu bölgede Sedeyr ve Havernak kalelerini geride bırakacak bir ihtişamda kale yapmasını emretti. Ayrıca Sultan I. Alaeddin Keykubad yapılacak sarayın planını bizzat çizerek istediklerini Emir Sadeddin’e bildirdi. Sultan I. Alaeddin sarayın yapımından sonra çok beğenmiş ve birkaç gün kaldıktan sonra Antalya taraflarına geçmişti.[6]

                Sadeddin Köpek iktidar hırsı için her ne kadar zalim ve gaddar olsa da son derece cömert ve yumuşak huylu idi. Maiyetinde bulunan kişilerle hoş sohbetler eder haklarını sonuna kadar savunurdu. Halkın düşkünleri onun döneminde rahat bir hayat yaşardı. Hırsızlık ve haksız kazanca karşı son derece hiddetliydi. Öyle ki halktan birisi yerde bulduğu sahipsiz bir şeyi alıp sahiplenmeye korkardı. İkta sahibi kişiler hiçbir zaman halktan haddinden fazla vergi alamazdı. Hatta bir gün develerden birisi bir çiftçinin tarlasına girerek maddi hasar vermiş, bunun sonucunda da çiftçi Emir Sadeddin’e şikâyette bulunmuştu. Emir Sadeddin ise devenin kime ait olduğunu sormuş kimse sahiplenmeyince çiftçinin zararını ödeyerek deveyi astırmıştır. Fakat ne yazık ki siyasetin gerektirdiği kirli oyunlar ve iktidar hırsı Emir Sadeddin Köpek’i anlatılanlardan bambaşka bir haline getirmiştir.[7]

Emir Sadeddin Köpek’in İktidarı Ele Geçirme Adına Yaptığı Faaliyetler

                Emir Sadeddin Köpek, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in bir nebze olsun yanından ayrılmıyordu. Sultanın her yaptığı harekette onu kontrol altında tutuyor ve kararları üzerinde etki yaratıyordu. Genç sultan bu durumun farkında olsa bile saltanatının sağlamlaşması için beklemekten başka bir çare bulamıyordu. Hal öyle olmuştu ki Sultan II. Gıyaseddin, Emir Sadeddin Köpek’i hâcibliğe tayin etmişti.[8]

Sultan Alaeddin Keykubat zamanında hâkimiyet altına alınan Harzem beyleri başlangıçta yeni sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e biat etmekte beklemişlerdi. Özellikle Sivas valisi Kayır Han bu konuda Sultan Alaeddin’in vasiyetine uyulması gerektiğini söylemiş fakat önceki sayfalarda belirttiğimiz üzere Kemaleddin Kamyar’ın telkini ile II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e biat etmişti.

                Sadeddin Köpek, Sultan Alaeddin Keykubat döneminde çeşitli ikramlar ve mevkilere sahip olan Harzem Beyi Kayır Han’ı hem Sultan II. Gıyaseddin hem de kendi mevkii için bir tehdit olarak görüyordu. Bunun için de sürekli Sultana, Kayır Han hakkında telkinlerde bulunuyor, yakalanmasının hayırlı olacağını söylüyordu. Hatta İbni Bibi’ye göre Sadeddin Köpek, Kayır Hanı’n kendisine itaat etmeyip başka yerlere kaçarak hükümdarlık ilan edeceğini, Rum diyarlarına geçerek Selçuklu ordusu hakkında ki bir takım gizli bilgileri paylaşacağını, buradan cesaret alan Rum beylerinin ise Selçuklu topraklarına akınlar düzenleyebileceğini Sultan’a aktarıyordu. Ayrıca Kayır Han’dan cesaret alan bazı Harzem beylerinin de Kayır Han’ın tevkifinden sonra itaat altına alınacaklarını söyleyen Sadeddin Köpek’in yalan ve hileleri Sultanı derinden etkilemişti. Neticede Sadeddin Köpek’in isteği doğrultusunda hakkında yakalama kararı çıkartılan Sivas Valisi Kayır Han yakalanarak tevkif edildi. Yakalanan Kayır Han, Zamantı Kalesi[9]’ne götürülerek hapsedildi.

                Emir Sadeddin Köpek, Kayır Han’ı bertaraf etmesiyle Harzem beyleri arasında bir karışıklık meydana geldi. Nitekim Kayır Han’ın alıkonulmasını işiten Harzem beyleri ayaklanarak bölgedeki Selçuklu topraklarına akınlar düzenlemeye başladı. Bu sırada hapis hayatına daha fazla dayanamayan Kayır Han vefat etti[10]. Her ne kadar ‘hapis hayatına dayanamadığından’ ifadesi kaynaklarda kullanılsa da bize göre bu kadar erken ölümü onun bir suikasta kurban gittiği şüphesini uyandırmaktadır.

                Emir Sadeddin Köpek isyancı beylerin bastırılması görevinin Beylerbeyi olan Kemaleddin Kamyar’a verilmesi hususunda Sultan’a yoğun beyanlarda bulundu. Neticede genç ve tecrübesiz Sultan isyanın bastırılmasında tecrübeli komutan olan Beylerbeyi Kemaleddin Kamyar’ı görevlendirdi. Kemaleddin Kamyar komutasındaki Selçuklu ordusu Harzem Beyleri tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Önemli komutanlardan olan Şemseddin Bayram bu mücadelede öldürülürken Atabey Ertokuş ise Harzem Beyleri tarafından esir edildi. Kemaleddin Kamyar’ın aldığı bu mağlubiyet sarayda çatırtı yaratırken, Harzem Beylerinin güçlenmesine sebebiyet verdi. İsyan sonucu devlet zor duruma düşerken sayıları artarak 70.000’e ulaşan Harzemliler çeşitli Selçuklu şehirlerini yağmalamaya başladılar.[11]

                Bu durum Sadeddin Köpek’in aradığı fırsat niteliğindeydi. Sadeddin, Emir Kamyar’ın nüfuzunu tek seferde kıramayacağından bu olayla yıpratmak istemiştir.  Zaten Kemaleddin Kamyar’ın seferden başarı ile döneceğine itimat etmemiştir. Hal böyle olunca da bu başarısızlık Sultan’a kadar ulaşmıştır. Tecrübesiz Sultan, olaylar üzerine Emir Sadeddin Köpek’in de baskısı sonucu Kemaleddin Kamyar’ı sorumlu göstererek görevden aldı. Bu olay orduda ve devlet erkânı içerisinde büyük bir şok yarattı. Nitekim Kemaleddin Kamyar, Alaeddin Keykubad zamanından beri devlete çok büyük hizmette bulunmuş ve nüfuzlu biriydi. Kemaleddin Kamyar’dan boşanan Beylerbeyliği koltuğuna Sadeddin Köpek getirildi.[12]

                Bu sayede nüfuzunu arttıran Sadeddin Köpek, Beylerbeyi olunca orduda kendisine karşı olabilecek üst düzey komutanları temizletti. Bu komutanların yerine kendisine yakın olanlardan atadı. Bu durum orduda büyük bozulmalara sebep oldu. Tüm bu olaylardan Atabey Şemsüddin Altunaba, Sadeddin Köpek’i sorumlu tutuyordu. Hatta  “Bu köpeği saltanat memurluğundan uzaklaştırmak gerek. O sonunda herkese öyle darbeler vurur ki, hiçbir merhem onu iyileştiremez” gibi sözler sarf ediyordu[13].

                Bu sözler Sadeddin Köpek’in kulağına gidince, yıllardır Selçuklu hizmetinde bulunan ve Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Atabeyi olan Şemsüddin Altunaba hakkında dedikodular ve asılsız iddialar çıkarmaya başladı. Köpek, bu hususta Taceddin Pervani’yi de kendi safına çekmişti. Sonunda beklenen oldu ve Sultan II. Gıyaseddin, Atabey Şemsüddin Altunaba’nın tevkif edilmesine karar verdi.

                Bir gün saltanat divanı toplanmış Atabey Altunaba divan kararlarına nişan basmak ile meşgulken Köpek, Sultanın huzuruna girip Taceddin Pervane ile birlikte Atabey Altunaba’yı sakalından tutarak divan üyelerinin arasından sürükledi. Hiç kimse olayın sebebini dahi sormaya cesaret edememişti. Şemsüddin Altunaba’yı bu şekilde sürükleyen Sadeddin Köpek, onu Candar Kürt’e teslim etti. Kürt’te şehir dışına çıkarttığı Atabey Altunaba’yı şehit etti.[14]

                Sultan her vakit genç ve tecrübesizliği sonucunda Köpek’in tatlı sözlerine itibar etmek zorunda kalıyordu. Bu sayede güçlenen Köpek, kendisine rakip gördüğü herkesi tek tek harcıyordu.  Bu hususta sıra Taceddin Pervane’ye gelmişti.  Sadeddin ortaya attığı gizli dalavereler Taceddin Pervane’nin kulağına gidince Pervane, Konya’dan uzaklaşarak ikta alanı olan Ankara’ya gitti. Ankara’da olaylardan uzak kalan Taceddin Pervane halkına iyi davranarak destek toplamaya başladı. Burada kaldığı sürede ahvalin düzelmesini bekliyordu. Bu sırada Sultan II. Gıyaseddin mahiyeti ve Sadeddin Köpek ile birlikte Antalya’da bulunuyordu. Baharın gelmesiyle buradan harekete geçen Sultan ile Sadeddin, Kayseri’ye geldi.

                Sadeddin Köpek, Sultanın üvey annesi ile diğer şehzadeleri ayırmasını hatta şehzadeleri öldürmesi gerektiğini sürekli telkin ediyordu. Sultan II. Gıyaseddin baskıların sonucunda üvey annesi Melike Adiliye Hatun’un Ankara Kalesine gönderilmesi hususunda ferman verdi. Kardeşlerini öldürtme hususunda ise aceleci davranmıyordu. Neticede henüz Sultanın erkek evladı bulunmuyordu. Şehzadelerden ayrılan Melike Adiliye Hatun, Ankara Kalesinde yay kirişi ile boğdurtuldu. Şehzadeler ise Uluborlu Kalesinde hapsedildi. Bir müddet sonra Sultanın üç evladı dünyaya gelince şehzadeler Armağanşah tarafından katledildi.[15]

                Şehzadelerin katledilmesinden sonra iktidarın sağlamlaştığını düşünen Sadeddin Köpek, artık kendi iktidarının vaktinin geldiğini düşünmeye başladı. Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerini hızlandırdı. İlk olarak Uluborlu Kalesinden harekete geçerek Akşehir’e geldi. Akşehir’e gelince Sadeddin’in kulağına Taceddin Pervane’nin, Harput Melikinin çalgıcı cariyesini satın almadan zina işlediği gibi dedikodular fısıldandı. Bu durumu değerlendiren Sadeddin köpek hemen şehrin ileri gelen âlim ve imamlarından fetva alarak Taceddin Pervane’nin recm edilmesi isteminde bulundu. Fetvayı alan Köpek ise yıldırım hızıyla Taceddin’i cezalandırmak için Ankara’ya gitti. Bu sırada Sultan’a durumu bildirmiş ve gerekli olan fermanı almıştı. Taceddin Pervane’nin bütün mal varlığını müsadere eden Köpek, Ankara’da halkın önünde recm ettirdi. [16]

                Sadeddin Köpek’in işlemiş olduğu kısa süredeki üç cinayet devlet erkânı üzerine bir karabulut gibi çökmüştü. Artık Sultan Sadeddin hakkında karar verirken iki kere düşünmeye başlamıştı. Bu durum Köpek’in gücüne güç katsa da çok fazla tepki almaya başlaması kendisini de endişelendirmeye başlamışdı. Köpek, bu kara bulutları dağıtmak ve gücünü bir zaferle taçlandırmak için Samsat Kalesi[17]’ne sefer yapma hazırlığına başladı. Köpek, Selçuklu Devletinde kendisine rakip bırakmayınca artık devleti ele geçirmenin planlarını da yapmaya başlamıştı.  Bu yüzden de soyunu Selçuklu hanedanlığına dayandırması gerekiyordu. Nitekim iğrenç bir iddia ortaya atarak bu amacı gerçekleştirmeye çalıştı. Annesi Şehnaz Hatun’un Konya ahalisinde ileri gelen bir ailenin kızı olduğunu, bir gün Şehnaz Hatun sarayda gezerken I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından beğenildiğini ve yasak bir ilişki sonucu Şehnaz Hatun’un kendisine gebe kaldığını ortaya attı. Annesinin iki aylık gebe olduğu haliyle evlendiği, 7 ay sonra da dünyaya geldiğini söyleyerek kendisini I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in öz oğlu olarak ilan etti. Ayrıca Sultan II. Gıyaseddin’in Selçuklu Sancağını değişeceğini ve Abbasi halifesini tanımayacağı gibi asılsız iddialar ortaya attı[18].

                Vaziyet bu hali alınca Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev saltanatından endişe duymaya başladı. Fakat Sultanın yanında güvenebileceği hiçbir emir kalmamıştı. Köpek, Sultanın çevresini adeta ağlarla örmüş durumdaydı. Hatta bir dönem Selçuklu’ya adını altın harflerle yazdıracak olan Celaleddin Karatay bile Emir Sadeddin korkusundan görevini bırakarak bir kenara çekilmişti.

                Neticede eline çok büyük bir güç geçiren Köpek, bu gücüyle kaleler alarak şanını yaymayı ve saltanatı ele almanın vakti geldiğini düşünüyordu. Bunun içinde ilk hedef olan Samsat Kalesi’ne hareket etmeye başladı. Kale, kuşatmaya direnç gösteremeden 14 Temmuz 1238 yılında teslim oldu.  Bu fetih Köpek’in gücüne güç katmıştı. Samsat Seferinden dönünce de Hüsameddin Kaymeri’ye bir suç yükleyerek Malatya’ya sürgüne gönderdi. Malına mülküne ise padişah adına el koydu. Vaktiyle itibarını kaybettirdiği Kemaleddin Kamyar’ı ise Gavele Kalesi[19]’ne hapsettirdi. Kemaleddin Kamyar, burada yine Sadeddin Köpek’in adamları tarafından şehit edildi.[20]

                Sadeddin Köpek, artık devlet içinde devlet olmanın zirve noktasını yaşıyordu. Sultan bile ona söz geçiremiyordu. Sadeddin ne buyursa sultan emri gibi hemen yerine getiriliyordu. Onun bu davranışları kendisine biat etmeyenleri cezalandırması Babailer ayaklanmasına sebebiyet vermişti. Ülkede katlettiği tecrübeli devlet adamlarının yerine geçen basiretsiz kişiler devleti felakete sürüklemişti. Bu sırada Türkiye Selçuklu Devleti bu meselelerle uğraşırken doğuda yaklaşan Moğol Tehlikesi Anadolu’yu ısıtmaya başlamıştı. Sultan Alaeddin Keykubad’ın uyguladığı doğu siyaseti Sadeddin Köpek emelleri doğrultusunda terk edilmiş, Eyyubilerle Selçuklu Devletinin arası açılmıştı. Tüm bu olaylar genç Sultan’ın basiretsiz olmasından kaynaklanmış devlet Emir Sadeddin’in hükmü altına girmişti.

                Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Sivas valisi Hüsameddin Karaca’ya bir ulak göndererek Sadeddin’in öldürülmesi konusunda yardımını istedi. Sadeddin Köpek, Hüsameddin Karaca’dan çekinse de kendisine karşı bir harekete geçeceğine pek ihtimal vermiyordu. Hüsameddin Karaca, Sultandan aldığı ferman doğrultusunda Sultanı görmek için Kubadabad’a hareket etti. Yolda geldiğini Sultan’a haber etmesi için bir kölesini gönderirken kendisi de Sadeddin Köpek’in huzuruna gitti.  Sadeddin Köpek’e bolca iltifat ve hediyeler veren Karaca, O’nun itimadını kazandı. Eğlence tertiplerinde Hüsameddin Karaca Sadeddin Köpek ile birlikte eğleniyor, git gide daha da fazla güvenini kazanıyordu. Nitekim Sultan ile Karaca, Köpek’i öldürmek için bir plan yaptılar. Bu planı ise eğlence çıkışı uygulama kararı almışlardı. Emiri Alem Togan ile Hüsameddin Karaca yanlarındaki güvendikleri adamlar ile Sadeddin Köpek’i eğlence çıkışı beklemeye başladılar. Köpek dışarı çıkınca ayağa kalkan Hüsameddin Karaca elindeki sopa ile Köpek’in kafasına vurmaya çalışsa da sopa Sadeddin’in omuzuna geldi. Ardından Emiri Alem Togan ise kılıcıyla Sadeddin’i yaraladı. Ağır yaralanan Köpek ise kendini hızlıca sultanın şaraphanesine attı. Burada bulunan şarabdarlar Sadeddin Köpek ‘i öldürdü.[21] 1240 yılında cereyan eden bu olay âleme ibret olsun diye sarayın giriş kapısına astırıldı. Sadeddin’in cesedi asıldığı yerden düşerek onu izlemeye gelen bazı kişileri öldürünce Sultan; “O alçağın kötü ruhu, öbür dünyadan da kötü etki yapıyor” demiştir.

                Sadeddin Köpek öldüğünde devlette iş tutacak tek bir emir dahi kalmamıştı. Bu nedenle Mühezzibüddin Ali vezirliğe, Şemseddin Muhammed İsfahani naipliğe, Celaleddin Karatay ise Hazine-i Hassa idaresine atanmıştı. Sadeddin Köpek’in bu ihtirası o vakte kadar eşi benzeri görülmemiş bir biçimde olmuş, pek çok masum insanın kanı onun yüzünden dökülmüştür.

KAYNAKÇA

ALPTEKİN, Coşkun, “Türkiye Selçukluları” Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, C.VIII. Çağ Yayınları,      İstanbul 1992

GENÇOSMAN, M. Nuri, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi ‘İbni Bibi’nin Muhtasar Selçuknamesinden’, Uzluk       Basımevi, Ankara 1941.

GREGORY ABÛ’L–FARAC, Abû’l–Farac Tarihi, Çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK Yayınları, Ankara 1999.

İBNİ BİBİ, El Evamirü’l-Âlâ’iye Fi’l-Umuri’l-Âlâ’iye, C.I-II. haz. Mürsel Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti Kültür      Bakanlığı, Ankara 1996.

JOHN, Freely, At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukluları, Çev. Neşenur Domaniç, Doğan Kitap, İstanbul 2012,

KAYMAZ, Nejat, Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Devri, TTK Yayınları Ankara     2014

KESİK, Muharrem, Türkiye Selçukluları –Makaleler-, Kriter Yayınları, İstanbul 2015.

KOCA, Salim, “Sultan I. Alaeddin Keykubad’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti İdaresinde Ortaya Çıkan Otorite               Zafiyeti ve Emir Sadeddin Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teşebbüsü”, Büyük Selçuklu           Devletinden Türkiye Selçuklu Devletine Mehmet Altay Köymen Armağanı, Selçuk Üniversitesi Türkiyat        Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Konya 2011.

MÜNECCİMBAŞI AHMED B. LÜTFULLAH, Câmîu’d-Düvel ‘Selçuklular Tarihi’, C.II. Haz. Ali Öngül,              Akademi Kitabevi, İzmir 2001.

TURAN, Osman, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, TTK Yayınları, Ankara 1988.

YINANÇ, Mükrimin Halil, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, C.II. TTK Yayınları, Ankara 2014.

www.kayseriden.biz.

www.adıyamanda.net

www.selçuklu.bel.tr


[1] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, C.I, Çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara 1996, s.452-458.

[2] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, C.II, çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara 1996, s.20.

[3] Yapımına 1236 yılında başlanan Han konumu dolayısıyla önemli bir yerde yer alır. Zazadin Hanı, Konya ile Aksaray arasında ki doğuya açılan ticaret yolunun Horozlu Han’dan sonra gelen en önemli durağıdır. 2007 yılında restore edilmesiyle birlikte muazzamlığını korumaktadır.

[4] Muharrem Kesik, “Sadeddin Köpek”, TDV İslam Ansiklopedisi, c.XXXV, TDV Yayınları, Ankara 2008, s.392.

[5] Beyşehir’in batısında Gölyaka beldesinin kuzeyinde Anamas Dağlarının eteğinde yer alan saray Selçuklu çini sanatının en önemli izlerini göstermektedir. Günümüzde buradan çıkartılan kazı eserleri Karatay Müzesinde sergilenmektedir.

[6] M. Nuri Gençosman, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi (İbni Bibi’nin Farsça Muhtasar Selçuknamesinden), Uzluk Basımevi, Ankara 1941, s.135; Muharrem Kesik, “Sadeddin Köpek”,s.392.

[7] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.30-31.

[8] Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, TTK Yayınları, Ankara 2014, s.138.

[9] Zamantı Kalesi bu gün Melikgazi Kalesi, Pınarbaşı Kalesi gibi isimlerle de anılmaktadır. Kale, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde Pazarören Kasabasına bağlı Melikgazi Köyünde çevre araziye hâkim bir konumda yer almaktadır. Kalenin sarp kayalıklar üzerinde olması çevreyi kontrol bakımından oldukça önemlidir. Selçuklu içinde önemi büyük olan bu kale Bizans döneminde inşa edilmiştir.

[10] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.21.

[11] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.23-24; Muharrem Kesik, “Sadeddin Köpek”,s.392; Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, s.139.

[12] Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, s.140.

[13] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.25.

[14] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.25; Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, s.142

[15] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.25-27; Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, s.142-143.

[16] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.27-28

[17] Samsat Kalesi Adıyaman’ın Samsat ilçesinde bulunmaktadır. Kale, Bizans İmparatoru Kral Komagene tarafından yaptırılmıştır. 1238 yılında Selçuklu, 1514 yılında da Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.

[18] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.29.

[19] Konya’nın önde gelen kalelerinden birisidir. Takkeli dağının üzerinde bulunmaktadır. Şehrin batı tarafında yer alan bu kale Konya’nın kilidi konumundadır. Günümüze ise pek az kalıntısı kalmıştır.

[20] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.31-33.

[21] İbn Bibi, El Evamirü’l-Alâ’iye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iye, s.33-35.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir