ESKİ TÜRK İNANÇLARI

Türklerin inanışları hakkında kaynaklar yetersiz olduğu ve olan bu kaynaklarında çoğunluğu komşu milletler aracılığıyla yazılmış olması, bazı bilgi kopukluklarına sebep olmuştur. Bu yüzden de Türklerin inanışlarıyla ilgili kesin bir bilgi elde edemediğimiz gibi oluşan bu kopuklukları da yapılan yorumlar ile tamamlamaya çalışılınca, ortaya birçok fikir çıkmış oluyor.

Eski Türk inanç sistemi kabaca üç başlık altında toplanabilir. Bunlar Gök-Tanrı inancı, tabiat güçlerine inanma ve atalar kültü inanışlarıdır. Ancak bununla ilgilide bazı fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Bazı tarihçiler ve Türkologlar tarafından eski Türk inancının, Şamanizm’in bir dalı olarak savunulduğu görülmektedir.[1] Bu inancın içinde tabi ki totemcilikte mevcut idi. Ancak bahsi geçen bu inançlar Türklerin, kendi düşünceleriyle oluşturmuş olduğu bir inanç olmayıp farklı bölgelerden gelmiş olduğu için eski Türk inanç sistemi içerisinde göstermek ne kadar doğru olur tartışma konusudur.

Şamanizm ve totemciliğin Türkler içinde izleri ve etkileri elbette görülmektedir. Bu izler sebebiyle çoğu kez “Türklerin dini Şamanizm” olarak aktarılmıştır. Ancak ne büsbütün Türkler, Şamanist bir milletti ne de Türklerde Şamanizm hiç olmamıştır diyebiliriz. Daha fazla Şamanizm konusunu burada uzatmayıp yeri geldiğinde biraz daha ayrıntılı şekilde bahsedeceğiz.

Gök-Tanrı İnancı

İslamiyet öncesi Bozkır Türklerin geleneksel inancı Gök-Tanrı idi. Bu çağda Türklerden başka bir kavimde görülmemiş olan bu inanca göre Tengri’yi en yüce varlık ve yaratıcı olarak kabul etmişlerdir. Bunu Gök-Türk yazıtlarında açık bir şekilde belirtmişlerdir;

Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldıkta; ikisinin arasında insanoğlu yaratılmıştır. İnsanoğlu üzerine ecdadım Bumin Hakan, İstemi Hakan (tahta) oturmuş; oturarak Türk milletinin ülkesini, türesini idare edivermiş, tanzim edivermiş.”[2]

Bu yazıdan da anladığımız üzere Gök-Tanrı olarak isimlendirdikleri Tanrı aslında göğün kendisi değildir. Göğün de bir yaratıcısı olduğu vurgulanmıştır. Burada gökyüzünde bulunan güneş, ay, bulut, yıldırım, yıldızlar gibi birçok şeyi üzerinde bir düzenle barındırdığından dolayı göğe bir yücelik atfedilmiştir.

Gök-Tanrı inancı çok tanrılı bir inanç gibi gözükse de aslında tek tanrılı bir inanca sahip bir yapıdır. Birçok varlığa atfedilen kutsallık, zaman içerisinde tanrısal bir olguya dönüşmeye başlamıştır. Ancak en üstün tanrı tekti, O’da Gök-Tanrı idi. Bu tanrısal olgular yüce tanrının yardımcıları olarak düşünülebilir.

            Eski Türklerin inancına göre Gök-Tanrı her şeye müdahale etmemektedir. Gök-Tanrı sadece her şeyi uzaktan izlemektedir. Darda kaldıklarında ve bu sorunun diğer varlık ve ruhların güçlerini aşmış bulunduğunda tekrardan Gök-Tanrıya dayanmışlardır. Aynı zamanda Türkler Gök-Tanrı’ya kurban adamamıştır. [3] İsteklerini ise, genellikle yardımcı tanrılara adaklarını adayarak belirtmişlerdir.

            Türklerin Gök-Tanrı’ya olan itikatları oldukça kuvvetli idi. Türkler başlarına gelen her şeyi Gök-Tanrı’dan bilirdi. Nitekim savaşlarında zafere ulaşılırsa bunun Gök-Tanrı’nın isteği üzerine olduğuna inanırlardı. Eski Çin kaynaklarından elde edilen Mete Han’ın Çin imparatoruna gönderdiği mektupta askeri zaferlerini ‘Gök-Tanrı’nın inayeti’ ile kazandığını belirtmesi, bu konuya önemli bir örnektir.[4] Aynı şekilde aldıkları bir yenilgide de bunu Gök-Tanrı’ya bağlamışlardır. Onlara göre yeniliyorlar ise Gök-Tanrı kızmıştır. Bu yüzden de işe başlamanın ilk adımı doğru hareket edip Gök-Tanrı’yı memnun etmektir.

            Türkler hakanlık vazifesin de Tanrı kime nasip eylediyse onun hükümdar olacağına inanmışlardır. Görüldüğü üzere dini itikatları ile bir devlet otoritesi oluşturmuşlardır. Tahta oturan hükümdarın yerine getirmesi gereken önemli sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklarını yerine getireceklerine dair ant içerlerdi. Aynı zamanda Türk devletlerinde tahta çıkma törenlerinde hakanın keçe veya halı üzerine çıkıp kaldırılması yaygın bir adetti. Bu göğe doğru kaldırma olayını güneşin hareket yönünde yukarı kaldırıp 9 defa döndürülmesiyle gerçekleştirmişlerdir. Bunun inançtaki yeri ise göğünün 9 katmanını aşıp tanrıya ulaşma fikrinde yatmaktadır. Aynı gösteri şamanların törenlerinde de yaptığı bilinmektedir.[5]

            Türkler Tanrı’nın insan veya herhangi bir tasvirinin yapılamayacağına inanıyorlardı. Eski Türklerin yüce ve tek Tanrısı soyut ve şekilsiz bir güç olduğu için hiçbir zaman tasvirini yapmamışlardır.

            Eski Türk din adamlarına “kam” adı veriliyordu. Bu genellikle Şaman kelimesinin karşılığı olarak görülmüştür. Ancak Şaman kelimesine Hind kitabelerinde karşılaşınca bu düşüncenin yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Kam dediğimiz bu din adamları ile ilgiliyse elle tutulur bir bilgi maalesef ki yoktur.

Tabiat Güçlerine İnanma

            Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanmaktaydılar. Bu varlıklar dağ, tepe, kaya, vadi, ırmak, su kaynakları, mağara, ağaç, orman, deniz, demir ve kılıç olarak belirtilmiştir.[6] Ayrıca yukarıda değindiğimiz yardımcı tanrı konumundaki varlıklar burada Güneş, Ay, yıldız, yıldırım, gök gürültüsü, şimşek gibi tabii olaylarda ortaya çıkmıştır. Bunlara atfedilen ruhlar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Türkler bunlara belli zamanlarda kurbanlar adamıştır. Bahsettiğimiz bu varlıklar eski dinlerde sıkça görülmüştür. Bu dinlerde tanrıların temsilcisi olarak gösterilip ön planda tutulurken Türkler bunları ikinci planda tutarak asıl Tanrı’yı Gök-Tanrı olarak görmüşlerdi.

            Ancak Bizans kaynaklarına göre, bazı Türkler ateşi yüceltmiştir.[7] Rivayete göre Bizans elçisi Zemarkhos Orta Asya’da Batı Gök-Türk sınırına vardığında, Türklerin onu ve arkadaşlarını alevler üstünden atlatarak kötü ruhlardan arındırdıklarını belirtmiştir. Bu inancın özellikle sadece Batı Gök-Türk içerisinde görülmesi İran etkisinden gelen zerdüştlüğünün göstergesi olabilir. Ancak Türkler arasında bu inanış fazla yayılmamıştır.

            Tabiat kuvvetlerine Gök-Türk devrinde kitabelere dayanarak yer-su adı verildiği görülmektedir. Bu kitabelerde “Iduk Ötüken”[8] ve “Tamıg ıduk baş”[9] yer isimlerinin geçtiği göze çarpmaktadır. Aynı şekilde bu inanç Uygurlarda da görülmüştür. Uygurların millete saadet verdiği düşündükleri kutsal ruha sahip dağları vardı. Burada çeşitli törenler yapıp yağmur yağdırmak için bir çeşit sihre başvurdukları bilinir.

Atalar Kültü

            Atalara ait hatıraların kutlu sayıldığı ve ölmüş büyüklere saygı duyulmasını esas alan bir tür inanıştır. Bu inanca göre insanların ruhu öldükten sonra bile yaşamaktaydı. Türkler atalarının mezarlarına bu yüzden oldukça önem vermiştir. Bu önemi mezarlarına yapılan tahribat ve saldırıları ağır şekilde cezalandırmalarından açıkça görebiliyoruz. Bunu Attila’nın 1. Balkan Seferi’ne çıkma sebebi olan Hun aile mezarlarının Hristiyanlar tarafından tahrip edilmesinde net bir şekilde görebiliyoruz. Bunun yanında Herodotos’un yazdığı Pers hükümdarı Dareios’un İskit topraklarına yaptığı sefer sırasında İskit hükümdarının ona gönderdiği cevabın bir kısmını aynen aktarmak istiyorum:

            “… Beni hiç kimse ne korkutabilir, ne de önümden kaçmaya zorlayabilir; senden de kaçtığım yok: Şimdiye kadar yapmış olduğum şey, barış zamanında da her zaman yaptığım şeydir. Neden hemen savaşa girmiyorum, onu da sana açıklayayım: Bizim ne kentimiz var, ne de bir tek dikili ağacımız ki, elden gitmesin ya da yakılıp yıkılmasın diye korkup savaşa girelim; ama size eğer ille de savaşmak istiyorsanız, bizim atalarımızın mezarları var; onları bulun, onlara el kaldırın, o zaman görürsünüz mezarlarımız için dövüşüyor muyuz, dövüşmüyor muyuz. Ama daha önce ve keyfimiz istemediği sürece sizinle savaşmayacağız…”[10]

Gönderilen bu mesaj ile İskitlerin mezarlarına saldırıda bulunulmasının savaş sebebi olduğu açıkça belirtilmiştir.

Bozguncuları bu mezarları soymaya çeken şey ise Türklerin ölülerini silahlarıyla, kıymetli eşyalarıyla, tam takımlı atlarıyla ve bunlarla birlikte cariyelerin mücevherleriyle birlikte gömülmesiydi. Bunun sebebiyse öbür dünyada da rahat bir şekilde yaşam sunabilmesiydi. İnandıkları öteki dünyalar ise İslamiyet ile oldukça benzerdi. Yaşamında iyi birisi olanın “Uçmağ” ya da “Uçmak” olarak inandıkları yere gideceğine inanırlardı. Bu da İslamiyet’te ki cennete karşılıktır. Türkler yalnızca cennet anlamında kullanmamış ölümü de uçmak kelimesiyle belirtmişlerdir.[11] Günahkâr kişilerin ise cezalarını çekeceği yer “Tamag” ve ya “Tamug” diye adlandırdıkları yerdi. Bu da Cehennemin karşılığı olarak görülmüştür. İnançlarına göre tamagın sahibi Erlik Han idi. Erlik Han’da yer altının hükümdarıydı. Bu suçluların cezalarını Erlik Han’ın vereceğine inanırlardı.

Eski Türklerde atalara kurban kesildiğini de görmekteyiz. Ancak kurban edilmek için seçilen canlı insan değil hayvandır. Ve hayvanları da erkek cinslerini seçerdiler. Bu hayvanlar arasında en çok kullanılanı attır. Öyle ki çoğu Bozkır Türk mezarlarında at iskeletlerine rastlanmıştır.[12]

Totemizm

            Totemizm totem, mana ve tabu fikirlerine dayanan ilkel bir inançtır. Totemizmin bir din mi yoksa sosyal ilişkiler biçimi mi olduğu halen tartışma konusudur. Totem bir klanın bütün fertlerinin kutsal saydıkları şeylerdir. Bunlar zararlı ve korkunç ya da tersi olan zararsız bir hayvan olabilirken bazen de bir bitki veya yağmur, su gibi tabii güçler olabilirdi.

Klanlar totem olarak seçtiği şeyi taştan ve ya tahta parçalarından sembollerini yapmıştırlar. Buna “şuringa” denir.

Bir klan, toteminin adıyla tanınır. Klan fertleri aynı zamanda soylarını kutsal kabul ettikleri bu totemlere dayandırırlar. Totemler klanların atası olduğu gibi koruyucusudur. Klan fertlerine zor zamanlarında yol gösterir ve onları korur. Bu yüzdendir ki totemlerini öldürmek, etini yemek veya ondan herhangi bir şekilde faydalanmak kesinlikle yasaklanmıştır.

Aynı zamanda aynı toteme mensup olanların birbirleriyle evlenmesi de yasaktır. Bu yasaklar ile totemizmin tabu fikrini açıkça görebiliyoruz.

Bu ilkel inancın bilinen temsilcileri başta Amerika yerlileri yani Kızılderililerdir. Bununla birlikte Avustralya kabileleri ve Melanezya[13] kabileleri arasında da totemcilik görülmüştür.

Bu konuyla ilgili birçok araştırma yapılmış ve birçok düşünceler ortaya konulmuştur. Bu araştırmaları sonucu birçok Türkolog geleneksel Türk dinini totemizme bağlamışlardır. Türkler totem sözcüğü yerine “töz” kelimesini kullanmıştır.

Eski Türk inancı incelendiğinde totem inancıyla birçok benzerlik barındırdığını görebiliyoruz. Bu benzerliği ünlü tarihçi Reşid’üd-din eserinde Oğuzların 24 boyunu sıralarken, her 4 boy için bir kuşu ongon[14] olarak göstermiştir. Bu yüzden şahin, kartal, tavşan, sungur ve çakır kuşları Oğuzların totemleri olarak görülmüştür. Hatta iddia edilmiştir ki bu Oğuz boylarının kabile mensuplarının totemlerini öldürmesi de yasak idi[15].

Bununla birlikte araştırılan Çin kaynaklarında Gök-Türklerin inançlarıyla ilgili Tanrı’larını bazen bir sırık üzerine diktiklerinden bahsetmektedir. Bu bilgiyle totemizmdeki şuringa ile Gök-Türklerin yaptığı Tanrı şekilleri arasında bir benzerlik kurulabilir.

Bunların yanı sıra Türklerdeki Totemcilik fikri büyük ölçüde kurdun çevresinde şekillendirilmiştir. Kurt Türklerin ortak kabul gördüğü kutsal bir değerdir. Aynı zamanda Türkler atı da kutsal saymıştırlar.

Türk inancıyla totemizm arasında birçok benzerlik ortaya konsada büsbütün Türkler totemci bir milletti dememiz mümkün değildir. Her ne kadar benzerlikler bulunsa da bu benzerlikleri kalın bir çizgiyle ayırt eden durumlarda vardır.

Türkler kurdu kutsal saysalar da hiçbir zaman tapınmamışlardır. Bununla beraber kutsal sayılan bir diğer canlı olan at ise yapılan ayinlerde kurban edilmiştir. Bununla da sınırlı kalmayıp Türkler kestikleri atları şölenlerinde yemişlerdir. Bilindiği üzere ki totemlerin öldürülmesi ve yenilmesi yasaktır. Ancak böyle bir tabu görüldüğü üzeredir ki Türklerde bulunmamıştır.

Totemci kabileler totemlerinin adıyla anılırken Türklerde böyle bir uygulama da görülmemektedir. Totemci kabilelerde aile hukukları da farklılık göstermektedir. Totemci bir kabile anaerkilken Türkler ataerkildir. Bir diğer farklılık ise ekonomik yapıdadır. Totemci kabilelerin ekonomisi avcılık ve toplayıcılığa dayanırken Türklerin ekonomik yapısı genellikle hayvancılık ve tarıma dayanıyordu.

Totemizmde her kabilenin bir totemi olması zorunluluğu vardır. Ancak Türklerde “ata” olarak kabul edilen yalnızca kurttur. Bu da geneldir ve bütün Türkler için geçerlidir. Bunu da totem olarak görmekten ziyade bozkırın korkulu asil bir hayvanı olmasından dolayı korkuyla karışık saygı duyma düşüncesi vardır. Ancak bunun dışında Yakut Türklerinin kabilelerinin bir kutsal hayvandan türediklerine dair bilgilerde bulunmaktadır. Bunlar totemizm inancının gereklerini ciddi şekilde yerine getiriyorlardı.[16]

Totem şuringaları ve Gök-Türklerdeki töz putları benzerlik içerse de yapılma amaçları bir değildir. Töz putları ata ruhlarını temsil etmekteydi.

Ancak bu görüşlerin zıttı düşünenlerde vardır. Örneğin Şerafettin Turan, eserinde kurdu Türklerin totemi olarak savunmuş ve totemdeki mana anlayışının Türklerde ki “kut” anlayışına eş olduğunu belirtmiştir. Ayrıca On iki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanan Türklerin totemci bir geleneği devam ettirdiğini söylemiştir.[17]

Bazı Türk kavimlerinde etkisini gösteren totemizmi genel olarak Türkler içerisinde yayılmış olduğunu söylemek doğru olmaz. Aynı şekilde hiç bulunmamıştır demekte sağlıklı bir yaklaşım değildir.

Şamanizm

Doğaya tapınma, doğaya hükmeden güçlere tapınmayı temel alan bir inanç şeklidir. Şamanizm yalnızca Türk ve Orta Asya kavimlerinde görünen bir inanış olmayıp, Çin’de,

Hint’te, Kafkaslarda, Malezya’da, Avustralya’da, Laponlarda, Eskimolarda ve Amerika yerlilerinde rastlanılmaktadır.[18]

            Şaman inancı uzun yıllar boyunca eski Türklerin dini olarak aktarılmıştır. Yapılan araştırmalarla da Yakut ve Altaylılarda şamanlığa dair bağlılıkları görüldüğü orta çıkmıştır.[19] Ancak bu inanca göre yaratılış ile ilgili bahislerin hiçbiri Türklerin düşünceleri değildir. Öyle ki bu inancın Budizm, Yahudi, eski Hint, İran, Yunan, Yahudi, Moğol efsanelerinin karışımı ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Zaten içerisinde bulunan terimlerin birkaç tanesi dışında çoğunluğunun yabancı oluşu bu düşünceyi destekler niteliktedir.

            Şamanizm, şamanlar çevresinde yoğunlaşan bir inanç sistemidir. Şamanların ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilirdi. Şaman inancına göre dünya üst üste katmanlardan oluşmaktaydı. Üstte 17 kat, altta ise 7-9 kat bulunmaktadır. Üst katmanlarda iyi kahramanlar ve tanrılar bulunmaktaydı.[20] Alt katta ise kötü ruhlar ve kötülük tanrıları yer alıyordu. Şaman ise törenlerinde kendine has yöntemleriyle “extase” hali içine girip bu katmanlar arasında gezerek bedeninden ayrıldığını hissettiği trans haline geçerdi. Yalnız Şaman, dini faaliyetlerin hepsinde bulunmuyordu. Eğer törende bir ruha dolaylı olarak müdahale etmediği, hastalık yani ruhun kaybolması durumu, ölüm veya bir talihsizlik söz konusu olmadığı sürece bir görevi olmuyordu. Şaman kaybolan ruhları geri getirmek için yer altına inip tanrılar ve ruhlarla pazarlık yapıp ruhu geri getirmeye çalışırdı.

            Öyle herkes Şaman olamazdı. Şaman olabilmek için belli özelliklere sahip olmak gerekiyor. Şaman olabilmek için gereken en önemli şart bir Şaman soyundan gelmek idi. Bu koşul olduğu sürece bir kadında Şaman olabilirdi.

            Şaman hâkim olduğu kabilenin yöneticisidir. Kabile için önemli kararlar alma yetkisi vardır. Savaş ve barış gibi önemli konularda Şamana sorulur ve onun yapacağı ayin sonucu karar alınırdı. Yeni şamanlar görevlerine başlamadan önce yoksullara aş, yetimlere ve öksüzlere sahip çıkıp koruyacağına dair yemin ederdi. Gelişmiş Türk devletlerinde ise bu yemini bizzat Tanrı tarafından seçilmiş hakan ederdi.[21]

            Şaman inancına göre dünya 3 bölümden oluşmaktaydı. Gök, yeryüzü ve yeraltı bölümlerinden oluşurdu. Bu kısım Gök-Tanrı inancı ile benzerlik göstermektedir. Lakin Şaman inancına göre gökte en büyük Tanrı olan Ülgen, eşi ve çocuklarıyla oturmaktaydı. Yeryüzünde İnsanlar yaşarken yeraltında ise Erlik ile ailesi ve ona bağlı kötü ruhlar yaşamaktaydı. Ancak Türkler tek ve yüce Tanrı olarak Gök-Tanrı olarak kabul etmişlerdi. Şamanlık her ne kadar Gök-Tanrı inancının içerisine girmiş olsa da tam anlamıyla etkisi altına alamamıştır.

Türkler, Şamanlara şifa verici gözüyle bakıldığı için halk arasında her zaman bir saygınlık kazanmıştır. Ancak devlet yönetiminde Şamanlara yer verilmemiştir. Türkler din adamı anlamına gelen “kam” kelimesini kullanmışlardı ve bu kam ilerleyen zamanlarla şaman anlamını kazanmıştır. Kam kelimesinin en başından beri Şaman anlamında kullanılmadığı, bir Hind-İran dilinde Şaman tabirinin keşfedilmesiyle kanıtlanmıştır.[22]

Şaman inancı yukarıda da bahsettiğimiz unsurlardan da anlaşıldığı üzere bir dinden ziyade sihri yaşantı ortaya koyan bir inançtır. Bu inancın din sağlamlığında bir yapıya ulaşmasında eski Türklerin inanç unsurlarından yararlanmasının büyük etkisi olmuştur. Özellikle tabiat kuvvetlerine atfedilen gizli kuvvetler inancı Şamanın bu güçler ile etkileşime geçme inancı halkı etkisi altına almayı başarıp kendine bir yer bulmuştur.

            Şaman geleneklerinden bazıları günümüze ulaşmış ve hala farkında olmadan da günlük hayatımızda kullanmaktayız. Örneğin Şamanizm’de köpeğin ruhları görebildiğine ve gördüğünde de uluma ile bunu bildirdiğine inanılırdı. Anadolu’da ise köpeğin uluması uğursuz sayıldığı gibi bazı olayları önceden hissettiğini ve bunu uluyarak anlattığına inanılır. Aynı zamanda kurşun döktürme âdeti de bir Şaman geleneğidir. Şamanizm’de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı huzuru, mutluluğu geri getirmek için yapılan bir ritüeldir. Bu işlem günümüzde nazara ve büyüye maruz kaldığı düşünülen kişiler için yapılmaktadır. Bir başka rivayete göre ise su içerken başın tutulması da bir Şaman geleneğidir. Rivayete göre su içerken akıl baştan kaçmasın diye baş el ile tutulurmuş. “Yukarıda Allah var!” cümlesi de Gök-Tanrı ve Şaman inançlarından kalma bir söylemdir. Göğe olan inançtan dolayı doğruca gökyüzüne ellerini kaldırıp dua ederlerdi. İslam dinine göre Allah her yerdedir. Ancak bu tabir eski Türklerden buyana etkisini kaybetmeden gelmiştir. Şaman inancına göre eşiğe basmakta uğursuzluktur. Araf’ta kalmaya işaret ettiği inanılırdı. Bu inanç Anadolu’da hala devam etmektedir ve günümüzde de uğursuzluk olarak kabul edilir.

            Yukarıdaki örnekler ile Şamanizm’in Türklere olan etkisini rahatlıkla görmekteyiz. Türkler Şamanlara din adamı oldukları ve yaptığı törenlerden dolayı saygı duymuşlardı. Ancak bir din olarak Türklerin arasında tam manasıyla bulunmamıştır. Daha çok Moğol dini inanışı olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak Türklere atfedilmesi de bu yüzdendir. Tarih boyunca Türkler ve Moğollar iç içe olmalarından ötürü hep karıştırılmıştır. Şaman inancı Türklerden çok Moğolların inancı desek yanlış olmaz. Ancak Türklerde bu inancı kabul etmiş olan bazı kesimler olmuştur.[23] Ancak genel kitlelere tam anlamıyla yayılmamıştır. Bu yüzden Türklerin milli inancı olarak doğrudan Şamanizm’i söylemek doğru değildir.

Abdulkadir Kurtoğlu

Tüm Hakları Saklıdır

KAYNAKÇA

KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2016.

KAFESOĞLU, İbrahim, Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler (Görüşler, Mülahazalar),         Ötüken Yayınları, İstanbul 2016.

KAFESOĞLU, İbrahim, Eski Türk Dini, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1980.

ÖGEL, Bahaeddin, Türklerde Devlet Anlayışı, Ötüken Yayınları, İstanbul 2016.

ÖGEL, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu, c. I, Ankara 2014.

ORKUN, Hüseyin Namık, Eski Türk Yazıtları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011.

YÜCEKAL ARPACI, Günnur, Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri ( Din ve Millet        Kavramları), Çatı Kitapları, İstanbul 2012.

HERODOTOS, Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul     2016.

ROUX, Jean-Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, çev. Aykut Kazancıgil, İşaret Yayınları,  İstanbul 1994.

TURAN, Şerafettin, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara 2014.

COŞKUN, Oğuz, ÇAVUŞ, Şükrü, Türk Tarihinin Ana Hatları, Türk Tarih Kurumu Yayınları,   Ankara 2014.

GÜNGOR, Erol, Tarihte Türkler, Ötüken Yayınları, İstanbul 1996.

İNAN, Abdülkadir, Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları,  Ankara 1976.

ELİADE, Mircea, Şamanizm, çev. İsmet Birkan, İmge Kitabevi, Ankara 1999.

ÇANDARLIOĞLU, Gülçin, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Türk Dünyası Araştırmaları  Vakfı, İstanbul 2003.

TOGAN, Zeki Velidi, Oğuz Destanı (Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili), Enderun    Yayınları, İstanbul 1982.

ERGİN, MUHARREM, Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2015.

L.N., Gumilev, Eski Türkler, çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2011.


* Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih bölümü, 150211049 numaralı 3. sınıf öğrencisi.

[1] Abdülkadir İnan, Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları,  Ankara 1976, s. 15.

[2] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011, s. 28.

[3] Günnur Yücekal Arpacı Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri ( Din ve Millet Kavramları), Çatı Kitapları, İstanbul 2012, s. 86.

[4] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2016, s. 295.

[5] Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı, Ötüken Yayınları, İstanbul 2016, s. 89.

[6] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 290.

[7] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 291.

[8] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, s. 40.

[9] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, s. 48.

[10] HERODOTOS, Tarih, çev. Müntekim Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2016, s. 346-347.

[11] Saadettin Gömeç, “Şamanizm ve Eski Türk Dini”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı, sayı: IV, Denizli 1998, s. 38.

[12] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 295.

[13] Avustralya’nın kuzeyinde ve Endonezya’nın doğusunda yer alan Okyanus adaları.

[14] Moğolca totem anlamına gelen bir kelimedir.

[15] Oğuz Coşkun, Şükrü Çavuş, Türk Tarihinin Ana Hatları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 304.

[16] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu, c. I, Ankara 2014, s. 38-39.

[17] Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, Ankara 2014, s. 125.

[18] Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, s. 127.

[19] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 288.

[20] İbrahim Kafesoğlu, Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler (Görüşler, Mülahazalar), Ötüken Yayınları, İstanbul 2016, s. 96.

[21] Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı, s. 90.

[22]   İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s. 289.

[23]  Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, s. 41.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir