Eyyubiler

Adını, hânedanın kurucusu Selâhaddin Eyyûb’un babası Necmeddin Eyyüb’dan alan Eyyûbîler Zengiler’in bir devamıdır. Türk-Kürt-Arap karışımı olan Eyyübî ailesinin menşei karanlıktır. Güvenilir rivayete göre Eyyûbîler Hezbâniyye Kürtleri’nin Revvâdiyye aşiretindendir. Revvadilerin atası Basra’dan alınarak Azerbaycan bölgesine yerleştirilmiş, burda bulunan Hezbanilerle yakın ilişkiler kurarak bir süre sonra onların bir kolu haline gelmişlerdir. Daha sonra Selçuklular’in hizmetine girerek zamanla Türk-Kürt-Arap karışımı haline gelmişlerdir.

Eyyûbîler kaynaklarda ilk defa 525 (1131) yılında Musul Atabegi İmâdüddin Zenginin Tikrît yakınında Abbasî Halifesi Müsterşid-Billâh ile Karaca Sâkî‘nin kuvvetlerine yenilmesi dolayısıyla zikredilir. Bu mağlûbiyetten sonra Tikrît Valisi Necmeddin Eyyûb’un Zengi’ye yardım ederek Fırat’ı geçmesini sağlaması Zengî ile Eyyûbîler arasındaki dostluğun gelişmesine yardım etmiş, çok geçmeden Eyyûbîler Selâhaddin’in doğduğu yıl (532/1137-38) Tikrît’ten Musul’a giderek Zengî’nin hizmetine girmişlerdir.

Daha sonra Eyyûbîler, İmâdüddin Zenginin hizmetinde Haçlılar’a karşı düzenlenen seferlere katıldılar. İmâdüddin Zengî 534 (1140) yılında ele geçirdiği Ba‘lebek şehrini Necmeddin Eyyûb’a iktâ etti. Bu arada Eyyûb’un kardeşi Şîrkûh da Zenginin büyük emîrleri arasına girdi ve Urfa’nın fethine katıldı (1144). İmâdüddin Zenginin 541 de (1146) Ca’ber önünde şehid edilmesi üzerine devlet oğulları Seyfeddin Gazi ve Nûreddin Mahmud Zengî arasında paylaşıldı. Halep’te Şîrkûh el-Mansûr’un yardımıyla Nûreddin Mahmud Zengî idareyi ele aldı. Bu dönemde Ba‘lebek’te desteksiz kalan Necmeddin Eyyûb Dımaşk Atabegliği’nin hizmetine girerek Dımaşk’ın en büyük emîrlerinden biri oldu. Şîrkûh ise Nûreddin’in ordu kumandanıydı. Her iki kardeş Nûreddin’in devletinin yükselmesine ve Dımaşk’ın onun idaresi altına geçmesine yardım etti. Dımaşk’ın zaptından sonra Eyyûb buranın valisi oldu (549/1154) Şîrkûh’un gücü ise Nûreddin’in kudretine yaklaştı. Bu yıllarda Eyyûb’un oğulları da genç emîrler arasına katıldı. Eyyûb’un oğlu Selâhaddin’in Nûreddin’in en büyük yardımcılarından ve emîrlerinden oldu. Nûreddin’in onu yanından ayırmıyordu.

Eyyûbîler’in tarih sahnesindeki önemli rolleri 559-564 (1164-1169) yıllarında yapılan Mısır seferleriyle başladı. Bu sırada Mısır’da vezirlikten uzaklaştırılan Fatımî Veziri Şâver b. Mücîr, Nûreddin Mahmud Zengi’den yardım istemek için Dımaşk’a geldi (558/1163). İki taraf arasında yapılan müzakerelerde Zengî’nin Şâver’e yardım etmesi karşılığında Mısır’da söz sahibi olması kararlaştırıldı. Nûreddin Mahmud Zengî 559 (1164) yılında Şîrkûh’u bir birliğin başında Mısır’a gönderirken yanına yardımcı olarak yeğeni Selâhaddin’i verdi. Bu sefer sırasında Mısır’ın sahip olduğu zenginlikleri gören Şîrkûh buranın kolaylıkla ele geçirilebileceğini düşündü. Şîrkûh üç yıl sonra Mısır’a bir sefer daha yaptı, fakat başarısızlığa uğradı. Haçlılar’ın Mısır’ı işgale teşebbüs etmeleri üzerine 564’te (1168-69) Fatımî Halifesi Âdıd Lidînillâh ve veziri Şâver, Nûreddin Zengî ile Şîrkûh’tan yardım istediler. Büyük çoğunluğu Türkler’den oluşan 7000 civarındaki süvari birliğiyle Mısır’ın yardımına giden Şîrkûh Mısır’da idareyi ele geçirdi ve 17 Rebîülâhir 564 (18 Ocak 1169) tarihinde Fatımî Halifesi Âdıd-Lidînillâh tarafından vezir tayin edildi. İki ay sonra da öldü. Bunun üzerine yeğeni Selâhaddin ordu kumandanları tarafından başkumandan seçildi. Ayrıca Halife Âdıd-Lidînillâh onu amcasının yerine vezir tayin etti. Böylece Selâhaddin, 25 Cemâziyelâhir 564 (26 Mart 1169) tarihinde hem Fatımî veziri hem de Nûreddin Zenginin Mısır ordusu başkumandanı oldu. Ancak tâbi olduğu asıl hükümdar Nûreddin Zengî idi.

Aldığı siyasî-idarî tedbirlerle kısa zamanda kabiliyetini gösteren Selâhaddin önce Fatımî ordusunu ve taraftarlarını idareden uzaklaştırdı. 1169 yılı sonlarında Dimyat’ı kuşatan Bizans-Haçlı kuvvetlerini başarısızlığa uğrattı. En büyük yardımcısı Mısır’ın Sünnî halkıyla Nûreddin Zenginin desteği ve kendi ailesi oldu. İki asır devam eden Şiî-Fatımî idaresine rağmen Sünnî kalabilen Mısır halkı Sünnî olan Eyyûbîler’i destekledi. Selâhaddin, Nûreddin Zengînin teşvikiyle 564-566 (1169-1171) yılları arasında Mısır’daki Fatımî rejimini yavaş yavaş etkisiz hale getirmeyi başardı. Daha sonra Fatımî hilâfetini ortadan kaldırıp Mısır’da Abbasîler adına hutbe okuttu (10 Muharrem 567/13 Eylül 1171). Bu arada Kudüs Haçlı Krallığı’na karşı başarılı seferler tertip etti ve Eyle’yi aldı. Daha sonra Nûbe (Kuzey Sudan), Yemen ve Libya’ya seferler düzenledi ve bu ülkeleri Nûreddin Zengî’ nin devletine bağladı (568-569/1173-1174). Bir taraftan da Bizans ve İtalyan şehir devletleriyle ikili anlaşmalar yaparak dış münasebetlerini geliştirdi. Mısır’ın ticarî ve iktisadî durumunu düzeltti. Donanmaya önem verdi. Mısır’da az bulunan demir, kereste, zift gibi stratejik maddeleri temin etmeye çalıştı. Bazı tarihçiler, Nûreddin’in Mısır nâibi sıfatıyla Mısır ve ona bağlı Yemen, Hicaz, Libya ve Nûbe’de hüküm süren Selâhaddin’le aralarının açıldığını iddia ederlerse de bunu ispat etmek güçtür. Çünkü Selâhaddin’in Nûreddin’e danışmadan hiçbir önemli işe girişmiyordu. Nûreddin Zengî’nin Dımaşk’ta ölümü üzerine (569/1174) yerine on bir yaşındaki oğlu el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmâil geçti. Bunu fırsat bilen Musullular bağımsızlıklarını ilân ederek el-Cezîre’yi istilâ ettiler. Nûreddin’in Dımaşk ve Halep emîrleri İsmail’in atabegliğini ele geçirmek için birbirlerine düştüler. Atabegliği Halep’teki kumandanlardan Sâdeddin Gümüştegin’in alması üzerine telâşa kapılan Nûreddin’in Dımaşk’taki emirleri Selâhaddin’i Suriye’ye davet ettiler.

Selâhaddin bir yandan Fatımî taraftarlarının komplosu, Sicilya donanmasının İskenderiye’ye saldırması (Temmuz 1174), ardından Yukarı Mısır’da çıkan Kenzüddevle isyanı ile meşgul olurken öte yandan Suriye’deki gelişmeleri takip ediyordu. el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmail adına hutbe okutan ve onun atabegliğinin kendi hakkı olduğunu düşünen Selâhaddin, Dımaşk’tan gelen davet üzerine 12 Ekim 1174 tarihinde Mısır’dan Suriye’ye hareket etti. Dımaşk, Balebek, Humus, Hama gibi önemli merkezleri kolaylıkla ele geçirdi. Fakat Musullular’la iş birliği halinde olan Halepliler Selâhaddin ile anlaşmaya yanaşmayıp Frenkler (Haçlılar) ve Haşhaşîler’le iş birliği yaparak onu Suriye’den atmak için savaştılar. Ancak bu savaşlar Selâhaddin’in galibiyetiyle neticelendi. Selâhaddin etrafındaki bazı önemli kaleleri alıp Halep’i kuşattı. Sonunda Abbasî Halifesi Müstazî-Biemrillâh’ın da yardımıyla iki taraf arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre tarafların o sırada ellerinde bulundurdukları yerlere hâkim olmaları kararlaştırıldı. Antlaşmanın ardından 12 Şevval 570 (6 Mayıs 1175) tarihinde Abbasî halifesinin Mısır, Suriye, el-Cezîre üzerinde Selâhaddin’in hâkimiyetini tanıdığına dair taklidi geldi. Bunun üzerine Selâhaddin bağımsızlığını ilân edip kendi adına hutbe okutmaya başladı. Halepliler ve Musullular Selâhaddin’e tekrar savaş açtılarsa da yenildiler. Mücadele tarafların kesin olarak anlaşmalarıyla sona erdi 15 Zilhicce 571 (25 Haziran 1176) ve Anadolu Selçukluları ile Artuklular’ın da katıldığı bir antlaşma imzalandı. el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmail’in elinde ancak Halep ile birkaç kale kaldı.

Daha sonra Haşhaşîler üzerine bir sefer düzenleyip onları İtaat altına alan Selâhaddin Yemen’e önce büyük kardeşi Turan Şah’ı, daha sonra da diğer kardeşi Tuğtegin’i, Hama’ya Takıyyüddin Ömer, Ba‘lebek’e Ferruh Şah. Humus’a Nâsırüddin Muhammed adlı yeğenlerini göndererek buralarda da idareyi eline aldı. Böylece Eyyûbîler’in Hama, Humus. Balebek kolları kurulmuş oldu.

14 Kasım – 9 Aralık 1177 tarihleri arasında Mısır’dan Gazze-Askalân istikametinde bir akın yapan Selâhaddin Franklar’ın baskınına uğrayarak geri çekildi. Bu yenilginin olumsuz sonuçları, ancak 2 Muharrem 575 (9 Haziran 1179) tarihinde kazanılan Merciuyûn zaferi ve 19 Rebîülevvel 575’te (24 Ağustos 1179) Beytülahzân Kalesi’nin fethiyle telâfi edilebildi. Haçlılar’a asıl darbeyi vuracağı sırada Halep-Musul meselesi yeniden alevlendi. 3 Safer 576 (29 Haziran 1180) tarihinde Musul hâkimi II. Seyfeddin Gazi’nin. 25 Receb 577’de (4 Aralık 1181) el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmail’in ölmesi üzerine Selâhaddin, bu bölgede kendisine karşı yeni bir ittifakın meydana gelmesine imkân vermemek ve el-Melikü’s-Sâlih’in mirasını Musullular’a kaptırmamak için Mısır’dan Suriye’ye dönüp I. Şark Seferi’ne çıktı (578/1182). Bu sefer esnasında el-Cezire bölgesini ve Sincar’ı, 4 Muharrem 579’da (29 Nisan 1183) Âmid’i (Diyarbakır), ardından 17 Safer 579’da (11 Haziran 1183) Halep’i aldı. Halep’in zaptı Selâhaddin’in gücünü daha da arttırdı. Bu olaydan sonra Kudüs Haçlı Krallığı üzerine başarılı seferler düzenledi. 581-582 (1185-1186) yıllarında çıktığı II. Şark Seferi’nde Meyyâfârikîn ve Şehrizor yöresini aldı. Musul’u kendi idaresine bağladı. Ahlat’ın durumu üzerinde Azerbaycan Atabeği Pehlivan ile anlaştı. Selâhaddin böylece Nûreddin Zenginin devletini daha kuvvetli ve geniş bir şekilde idaresi altında toplamış oluyordu.

Selâhaddin, Bizans ile iyi ilişkiler İçinde olduğu 582 (1186) yılında Kerek-Şevbek Prinkepsi Renaud de Chatillon Mısır’dan Şam’a gelen bir kervanı vurdu. Bunun aralarındaki anlaşmaya aykırı olduğunu söyleyip tazminat isteyen Selâhaddin olumlu cevap alamayınca Kudüs Haçlı Krallığı topraklarına bir sefer yapmaya karar verdi. 24-25 Rebîülâhir 583 (3-4 Temmuz 1187) günleri cereyan eden Hıttîn Savaşı’nda Haçlılar’ı büyük bir yenilgiye uğrattı. Bir yıldan kısa bir zaman içinde Sûr dışındaki bütün Kudüs Haçlı Krallığı topraklarını ele geçirdi. Antakya Prinkepsliği topraklarının çoğunu ve Trablus Kontluğu topraklarının bir kısmını zaptetti (Şeşen, TTK Belleten, LIV/209 (1990). s. 427-434). Hıttîn zaferi, Kudüs’ün fethi, Haçlılar’ın ellerindeki toprakların büyük kısmının geri alınması Avrupa’da büyük bir tepkiye sebep oldu. Avrupa Katolik dünyası ayaklandı. Bütün Avrupa hükümdarları yeni bir Haçlı seferine katılmaya karar verdiler. Bunlar arasında, Avrupa’nın en büyük üç hükümdarı Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı Philippe Auguste, İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard da vardı. İslâm dünyasının Selâhaddin’i yalnız bırakmasına rağmen Selâhaddin bu muazzam güce karşı direndi. Onun Sûr-Yafa arasındaki sahil şeridini Haçlılar’a bırakmasına karşılık Haçlılar Kudüs’ü ve fethedilen diğer toprakları Selâhaddin’e bırakmaya razı oldular. 21 Şâban 588’de (1 Eylül 1192) üç yıl sekiz ay süreli, karada ve denizde geçerli bir antlaşma imzalandı. Ancak Haçlılar daha sonra Eyyûbîler arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanarak kaybettikleri toprakların bir kısmını geri aldılar.

Barışın ardından ülkesinin savunma tedbirlerini almakla meşgul olan ve daha sonra devlet yönetimini yeniden düzenlemek isteyen Selâhaddin 27 Safer 589 (4 Mart 1193) tarihinde Dımaşk’ta vefat etti. Bu sırada devletin sınırları Trablusgarp’tan Hemedan ve Ahlat’a, Yemen’den Malatya’ya kadar uzanıyordu. Büyük merkezlerden Dımaşk’ta ve-liahtı ve büyük oğlu el-Melikü’l-Efdal Ali. Kahire’de ikinci oğlu el-Melikü’l-Azîz Osman, Halep’te üçüncü oğlu el-Melikü’z-Zâhir Gâzî, Yemen’de kardeşi Tuğtegin, Ürdün ve el-Cezîre’de kardeşi I. el-Me-likü’l-Âdil, Hama’da Takıyyüddin Ömer’in oğlu el-Melikü’l-Mansûr, Humus’ta II. Şîrkûh, Ba’lebek’te Ferruh Şah’ın oğlu Behram Şah, Erbil’de Muzafferüddin Kökböri, Trablusgarp’ta Şerefeddin Karakuş idareye hâkimdi. Birçok şehirde ikinci derecede emîrler vardı ve Selâhaddin’i büyük sultan olarak tanıyorlardı. Kendisine tâbi olan bu hükümdarlar arasında en güçlüsü kardeşi el-Melikü’l-Âdil idi.

Selâhaddin’in sağlığında veliaht tayin ettiği büyük oğlu el-Melikü’l-Efdal Dımaşk’ta büyük sultan oldu. Efdal yumuşak huylu olduğu için emîrler ve halk tarafından seviliyordu. Buna karşılık devlet tecrübesi az, zayıf karakterli, bazan kendini içkiye ve eğlenceye kaptıran bir kişiliğe sahipti. Etrafındaki insanların, bilhassa veziri Ziyâeddin İbnü’l-Esîrin etkisi altında bulunuyordu. Bu sebeple Selâhaddin’in çevresindeki önemli kişileri darılttı. Bunların bir kısmı Mısır’a el-Melikü’l-Azîz’in, bir kısmı Halep’e el-Me-likü’z-Zâhir’in yanına gitti. Bu devlet adamlarının ve el-Melikü’l-Âdil’in kışkırtması sonucunda Azîz, Efdal’in elinden Dımaşk’ı almaya karar verdi ve onu Dımaşk’ta kuşattı. Efdal amcası el-Me-likü’l-Âdil’in hakemliğine başvurdu. Âdil iki defa Efdal’i kurtardı. Bundan sonra Azîz ile Âdil anlaşıp 1196 yılında Dımaşk’ı el-Melikü’l-Efdal’in elinden aldılar, el-Melikü’l-Azîz büyük sultan ilân edildi.

el-Melikü’l-Azîz’in Kasım 1198’de ölümü üzerine el-Melikü’l-Efdal bir ara Mısır’a hâkim olduysa da bu durum uzun sürmedi. el-Melikü’l-Âdil yeğenleri arasındaki ittifakı bozarak ordunun kendisini desteklemesini sağladı. 26 Ocak 1200’de Kahire’ye girip Azîz’in oğlu el-Melikü’l-Mansûr’un atabegi oldu. Çok geçmeden de kendisini büyük sultan ilân etti. 1201 yılında Selâhaddin’in oğulları birleşip Âdilin elinden Dımaşk ve Mısır’ı almaya kalkıştılarsa da başarılı olamadılar. İki taraf arasında yapılan antlaşma Âdil’in büyük sultan olarak kalması, Dımaşk’ın Âdil’in ikinci oğlu el-Melikü’l-Muazzam’ın, Mısır’ın büyük oğlu el-Me-likü’l-Kâmil’in olması, el-Melikü’l-Efdal’e Samsat, Serüc, Kal’atü Necin ve Re’sül‘ayn’ın verilmesi kararlaştırıldı. Âdil’in üçüncü oğlu el-Melikü’l-Eşref Musa’ya ise el-Cezîre bölgesi verildi. Böylece bütün Eyyûbîler el-Melikü’l-Âdil’in sultanlığını kabul ettiler. Âdil devletin önemli bölgelerini oğulları vasıtasıyla kontrolü altına aldı. Sadece Halep bu kontrolden uzaktı. 1202 yılında Mardin Artukluları da onun hâkimiyetini kabul ettiler.

Ağabeyi Selâhaddin devrinde ikinci adam olan el-Melikü’l-Âdil’in geniş devlet tecrübesi vardı. Haçlılar’la yapılan uzun savaşlar onu Haçlılar’a karşı ılımlı bir politika takip etmenin devletin menfaatleri bakımından daha iyi olacağı kanaatine ulaştırmıştı. Bu sebeple cihad davası Âdil zamanında tavsadı. Devletin maliyesine büyük önem veren, hazineyi daima dolu tutan el-Melikü’l-Âdil Haçlılar’la ticari münasebetler de kurdu.

Eyyûbîler Âdil’in zamanında Ahlat, Erciş ve Van’ı da alarak Ahlatşahlar’a son verdiler ve Gürcüler’e komşu oldular. Bu dönemde Eyyûbî ailesi içinde bazı kopmalar oldu. 1205 yılı başında el-Meli-kü’l-Efdal Eyyûbîler’den ayrılarak Anadolu Selçuklu ları” na bağlandı. el-Melikü’l-Âdil’in Habur ve Nusaybin’i ele geçirip Sincar’ı kuşatması üzerine (1209) Kökböri, Musul sahibi Arslanşah (Nûreddin Zengî), Halep sahibi el-Melikü’z-Zâhir Gâzî ve Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhusrev arasında bir ittifak yapıldı.

el-Melikü’l-Âdil Kuzey Afrika ile ilgilenmedi. Onun zamanında 1212’de Şerefeddin Karakuş, Fizan’da Veddan vahasında Yahya el-Mayorkî ve Zübâbîler tarafından öldürüldü. Böylece Eyyûbî-ler’in Mısır’ın batısındaki varlıkları sona erdi. Yemen’de 1197 yılında ölümüne kadar Tuğtegin idarenin başında kaldı. Yerine geçen oğlu Muiz İsmail kendisinin Emevî sülâlesinden geldiğini iddia edip halifeliğini ilân etti. Ancak etrafındaki Memlükler onu öldürerek yerine Sungur adlı birini tayin ettiler. Bir müddet sonra Sungur’un yerine Süleyman Şah adlı bir kişi geçti. Nihayet el-Meli-kü’l-Âdil’in oğlu Mısır Hükümdarı el-Me-likü’l-Kâmil 1215 yılında oğlu Atsız’ı Yemen’e göndererek bu bölgeyi kontrol altına aldı.

Selâhaddin döneminde Haçlılar’la yapılan antlaşma genellikle onun ölümünden sonraki karışıklık devrinde de devam etti. Gerek Âdil gerekse Akkâ Kralı Henri de Champagne barıştan yana idiler. Ancak Alman İmparatoru VI. Henri’nin Haçlı seferine karar vermesi iki taraf arasındaki düşmanlığı yeniden canlandırdı. 1197 yılı yazında bazı Alman Haçlı grupları komşu müslüman topraklarına saldırdılar. Bunun üzerine iki taraf arasında çarpışmalar oldu. Âdil de bundan faydalanarak Yafa’yı ele geçirdi.

1203’te IV. Haçlı Seferi’nin öncülerinden Felemenkler ve Fransızlar Akkâ’ya gelerek II. Amaury’yi müslümanlara karşı bir sefere ikna etmeye çatıştılar. Onun bu teklifi kabul etmemesi üzerine Trablus kontluğuna gelerek Humus, Hama beylikleri topraklarına akınlar yaptılar. Avrupa’da IV. Haçlı Seferi ile ilgili hazırlıkları takip eden Âdil Venedikliler’le anlaşarak 1204 yılında yapılan IV. Haçlı Seferi’ni İstanbul üzerine yöneltmeye çalıştı ve bunda da başarılı olarak ülkesini büyük bir gaileden kurtardı. Bu sırada Doğu’ya gelen bazı Haçlı gruplarının kışkırtmasıyla Kral II. Amaury karada ve denizde müslümanlarla mücadele etti. Âdil ise IV. Haçlı Seferi’nin Filistin’e uzanmasını ve başına yeni bir gaile açmasını önlemek için tâvizkâr davrandı. Böylece Haçlılar Merkab’dan Yafa’ya kadar Akdeniz sahil şeridine yeniden hâkim oldular.

el-Melikü’l-Âdil 1207 yılında Trablus kontluğunu yola getirerek antlaşmaya mecbur etti. Ayrıca Akkâ’daki Haçlılar’ın hareketlerini kontrol etmek için bu şehrin kurulduğu ovaya hâkim Tûr dağı üzerinde müstahkem bir kale yaptırdı. 1217’de Avusturya Dükü VI. Leopold ile Macar Kralı Andria’nın emrindeki Haçlı ordusu Kıbrıs’taki Haçlılar’ın ve Akkâ Kralı Jean de Brienne’nin yardımıyla kuvvetlenerek Tûr Kalesi üzerine yöneldiler. Âdil müdafaa durumunda kalmakla yetindi. Ertesi yıl Doğu’ya gelen V. Haçlı Seferi kuvvetleri Kıbrıs ve Akkâ’da toplandılar. Hedef donanmadan da faydalanarak Mısır’ı ele geçirmekti. Haçlılar 27 Mayıs 1218 tarihinde Akkâ’dan Dimyat’a hareket ettiler. Bu sırada el-Melikü’l-Âdil öldü. Yerine büyük oğlu ve Mısır hâkimi el-Melikü’l-Kâmil geçti. Bazı emirlerin o esnada cephede bulunan Kâmil’e karşı çıkmalarından faydalanan Haçlılar Dimyatı ele geçirdiler. Fakat Kâmil, kardeşleri el-Melikü’l-Muazzam Îsâ ve el-Me-likü’l-Eşref Mûsâ ile iş birliği yaparak güçlükleri yenmeyi başardı. Bir ara çok zor durumda kalan Kâmil, Kerek-Şevbek Beyliği dışındaki bütün eski Kudüs Krallığı topraklarını vermeyi, bunun karşılığında da Haçlılar’ın Dimyatı boşaltmasını teklif etmiş, fakat Haçlılar bu teklifi reddetmişlerdi. Ancak el-Melikü’l-Muazzam ile el-Melikü’l-Eşref onun yardımına gelince Haçlılar çok zor durumda kaldılar, Dimyatı ve işgal ettikleri yerleri boşaltmaya razı olarak barış istediler. Tekliflerinin kabul edilmesi üzerine de 29 Ağustos 1221 tarihinde Dimyatı boşalttılar.

Tecrübeli bir hükümdar olan el-Meli-kü’l-Kâmil babasının yürüttüğü siyasetin doğru olduğu kanaatindeydi. Onun gibi maliyeyi güçlendirmeye ve Haçlılar’la dostça ilişkiler kurmaya önem verdi. Babasının ölümü V. Haçlı Seferi zamanına rastladığı için bu kritik günlerde kardeşleri kolaylıkla onu büyük sultan olarak tanıdılar. Kendisine karşı muhalefet olmadığı gibi kardeşleri el-Melikü’l-Muazzam ile el-Melikü’l-Eşref bütün güçleriyle ona yardım ettiler. Muazzam Dımaşk ve etrafının sultanıydı. el-Cezîre-Ahlatta hükümdar olan Eşref başarılı bir siyaset takip ederek burada Eyyübîler’i güçlendirmiş, Musullular’ın, Anadolu Selçukluları’nın ve Gürcüler’in bölge üzerindeki emellerinin önüne set çekmiş, V. Haçlı Seferi’nin kritik günlerinde bölgeyi kardeşlerine bırakarak Mısır’ın yardımına koşmuştu. Ancak Haçlılar’ın yenilmesinden kısa bir müddet sonra kardeşler arasındaki bu ahenk bozuldu. Kâmil, Alman İmparatoru II. Friedrich ile yapılan uzun müzakerelerden sonra Kudüs’ün Haçlılar’a bırakılması, etrafındaki arazinin müslümanlarda kalması, iki tarafın mukaddes yerlerinin kendi yönetimlerine terkedilmesi ve Frenklerin Kudüs’ü tahkim etmeyip sadece sivil maksatlarla kullanmaları şartlarıyla bir antlaşma yaptı (24 Şubat 1229).

Bu arada Filistin’de Salt ve Aclûn kaleleri inşa edilerek yağmacı Arap kabileleri kontrol altına alındı. Yemen’e hâkim olan el-Melikü’l-Kâmil’in oğlu Atsız Hicaz’ı da denetim altında tutuyordu. 1229’da Atsız Ölünce yerine naibi sıfatıyla Nûreddin Ömer b. Ali b. Resul et-Türkmânî ülkenin idaresini ele aldı. Nûreddin Ömer önceleri Kâmil’e tâbi idi. Fakat Hicaz’ı da kontrol altına almaya çalışması Kâmil ile arasının açılmasına sebep oldu. 1232 yılından sonra Yemen Nûreddin Ömer tarafından müstakil olarak idare edilmeye başlandı ve böylece Yemen’in merkezle ilişkisi kesildi. Resûlîler’in Yemen’i idaresi 1454’e kadar devam etmiştir (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XII, 413).

Daha sonra el-Melikü’l-Kâmil, el-Cezîre bölgesinin yönetimini kardeşi el-Me-likü’l-Eşref Musa’ya bıraktı. 1230 yılında Celâleddin Hârizmşah Ahlat’ı Eşrefin elinden aldı. Bunun üzerine Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad ile Eşref, Celâleddin Hârizmşah’a karşı birleştiler ve 8-10 Ağustos 1230 tarihleri arasında yapılan Yassıçimen Savaşı’nda onu yendiler.

el-Melikü’l-Kâmil 630 (1232) yılında Güneydoğu Anadolu’da idarî düzenlemelere girişti. Önce Âmid’i, daha sonra Hısnıkeyfâ’yı zaptederek Artuklular’ın Hısnıkeyfâ koluna son verdi. Artuklu beylerinin Anadolu Selçuklulan’nı yardıma çağırması üzerine I. Alâeddin Keykubad Güneydoğu Anadolu bölgesine girdi, el-Cezîre’yi yağmaladı. Urfa, Harran, Rakka şehirlerini muhasara etti. Ardından Ahlat’ı kuşatmaya başladı. Bunu duyan Kâmil 6 Mayıs 1234 tarihinde Kahire’den Güneydoğu Anadolu bölgesine hareket etti. Bölgenin tabii müdafaa imkânlarını iyi değerlendiren Keykubad, Kâmil’in Toroslar’ın uzantılarının kuzeyine ilerlemesini önledi. Ayrıca güçlenmesinden endişe ettikleri için diğer Eyyübî melikleri de Kâmil’e yardım etmediler, bu yüzden Kâmil başarı sağlayamadan Mısır’a döndü. Anadolu Selçukluları Harput ve Ahlat’ı aldılar.

Bu sırada Moğollar Güneydoğu Anadolu’yu tehdit etmeye başlamışlardı. Anadolu Selçuklu Sultanı Keykubad ölmüş, yerine oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev geçmişti. II. Gıyâseddin Keyhusrev’in Hârizmli beylerle arası açılınca Hârizmliler Anadolu Selçuklularından ayrılarak Kâmil’in oğlu ve Hısnıkeyfâ sahibi el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un hizmetine girdiler. Bu olay Kâmil’in Güneydoğu Anadolu’daki gücünü arttırdı. Diğer taraftan Dımaşk sahibi el-Melikü’l-Eşref Mûsâ’nın ölümü (27 Ağustos 1237) Eyyûbîler arasında yeni karışıklıklara sebep oldu.

el-Melikü’l-Kâmil 23 Receb 635’te (11 Mart 1238) Dımaşk’ta ölünce yerine veliahdı ve küçük oğlu el-Melikü’l-Âdil geçti. II. Âdil’in sultanlığı bütün Eyyûbîler tarafından tanınmadı. Kâmİl’in ölümünü bir karışıklık devri takip etti. Mısır’daki emîrlerin II. Âdil’i tutuklamaları üzerine el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb 17 Mayıs 1240 tarihinde Mısırda tahta çıktı. II. Âdil ise 644 (1246) yılına kadar tutuklu kaldıktan sonra boğularak öldürüldü. Bu olay, Eyyûbîler devrinde taht kavgaları sırasında işlenen tek siyasî cinayettir.

el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb devrinde merkezî idarenin beylikler üzerindeki otoritesi iyice zayıfladı. Halep gibi bazı beyliklerin merkezle ilgisi kalmadı. 1243 yılına kadar Kerek ve Dımaşk dahil doğuda sultanın hükmü geçmiyordu. Sadece el-Cezîre, Âmid ve Hama’da onun adına hutbe okunuyordu. Âmid ve Siverek 1240’ta Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Keyhusrev tarafından ele geçirildi. Kösedağ Savaşı’na kadar (1243) Halep, Humus ve Dımaşk daha çok Anadolu Selçuklularına tâbi kaldı.

Necmeddin Eyyûb ile Kerek sahibi el-Melikü’n-Nâsır Dâvud ve Dımaşk sahibi İmâdüddin İsmail’in araları iyi değildi. İmâdüddin İsmail Haçlılar’ın desteğini sağlamak için onlara Sayda, Taberiye, Safed, Kevkeb, Kudüs ve Askalân’ı vermişti. 16 Cemâziyelevvel 642 (20 Ekim 1244) tarihinde Gazze yakınında meydana gelen savaşta el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Hârizmliler’in desteğiyle İmâdüddin İsmail ile müttefiklerini ağır bir yenilgiye uğrattı ve Kudüs’ü geri aldı. Aynı yıl Moğollar Suriye ve el-Cezîre’deki Eyyûbî beyliklerine vergi koydular. el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin 645’te (1247) Dımaşk, Kudüs gibi önemli merkezlerin idaresini yeniden düzenledi. Taberiye ve Askalân şehirlerini Haçlılar’dan geri aldı.

1248 yılı başlarında Avrupa’da VII. Haçlı Seferi düzenlendi. Bu Haçlı seferinin lideri IX. Saint Louis, Ağustos 1248’de Fransa’dan doğuya hareket etti ve 8 Haziran 1249’da Dimyat’ı ele geçirdi. Fakat Eyyûbîler arasındaki dayanışma ve Mısır halkının desteğiyle el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Haçlılar’la mücadeleye devam etti.

el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’un 23 Kasım 1249’da vefatı üzerine karısı Şecerüddür idareyi ele alarak kocasının ölümünü gizledi ve bu sırada Hısnıkeyfâ’da bulunan büyük oğlu el-Melikü’l-Muazzam Turan Şah’ı Mansûre’ye çağırdı. Turan Şah 1 Şubat 1250 tarihinde Mansûre ordugahına gelerek sultan oldu. Müslümanlar mart başlarından 7 Nisan 1250 tarihine kadar devam eden savaşlarda Haçlıları kesin yenilgiye uğrattılar. Kral IX. Saint Louis maiyetiyle birlikte esir alınıp Mansûre ordugâhına getirildi. İki taraf arasında yapılan müzakerelerden sonra Haçlılar’ın Dimyatı iade etmeleri ve ağır bir vergi ödemeleri şartıyla kral ve maiyetinin serbest bırakılması kararlaştırıldı. 7 Mayıs 1250’de Dimyat müslümanlara teslim edildi. 7 Nisan 1250’de kazanılan bu zaferden sonra Sultan Turan Şah eğlence ile vakit geçirmeye başladı. Bunun üzerine muhalifler Baybars el-Bundukdârînin etrafında toplanarak 30 Nisan 1250 tarihinde sultanı öldürdüler. Onun öldürülmesiyle Mısır’da Eyyûbîler devri sona erdi.

Turan Şah’tan sonra Şecerüddürr’ ün sultan olması ve Memlükler’den İzzeddin Aybek Türkmânî’nin ordu kumandanlığına getirilmesi kararlaştırıldı. Şecerüddür seksen gün sonra Aybek ile evlenip onun lehine saltanattan feragat etti. Böylece 3 Temmuz 1250 tarihinde Mısır’da Memlükler devri resmen başlamış oldu. Ancak durum Dımaşk ve Halep’te iyi karşılanmadı. Dımaşk-Hama-Humus- Kerek Eyyûbîleri Halep Eyyûbî Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Yûsuf’un etrafında birleştiler. Selâhaddin Yûsuf ordusuyla 30 Ocak 1251’de Kahire önlerine geldi. Burada iki taraf arasında yapılan savaşta Eyyûbîler yenildiler. Aktay kumandasındaki Memlûk kuvvetleri Şeria nehrine kadar Filistin’i geri aldılar. Nihayet Abbasî halifesinin aracılığı ile taraflar arasında anlaşma sağlandı. Bu anlaşmaya göre Şeria ve Nablus’a kadar olan topraklar Memlükler’in, Şeria’nın ve Nablus’un kuzeyinde ve doğusunda bulunan topraklar da Eyyûbîler’in idaresinde kalacaktı.

Bundan sonra Aybek ile Bahriyye Memlükleri’nin arası açıldı. Memlükler Kerek’e ve Dımaşk’a giderek Eyyûbîler’in hizmetine girdiler. 655 (1257) yılında Aybek ile Şecerüddürr’ün öldürülmeleri üzerine Memlûk tahtına Aybek’in oğlu el-Melikü’l-Mansûr Nûreddin Ali geçti. Kutuz da onun naibi oldu. Bunun üzerine Mısır’dan ayrılmış olan Memlükler geri döndüler. Bu arada Hülâgû 1258 yılında Bağdat’ı işgal ettikten sonra ertesi yıl da Meyyâfârikîn’i ve el-Cezîre bölgesini ele geçirmişti. 1260 yılı başlarında da Halep’i zaptetti. Kumandanlarından Ketboğa Noyan Mart 1260’ta Dımaşk’ı teslim aldı. Hülâgû daha sonra Mısır’ı tehdit etmeye başladı. Bu sırada Memlûk sultanı olan Kutuz Moğollar’la savaşmaya karar verdi. Memlükler’le Moğollar arasında 3 Eylül 1260’ta Aynicâlût-ta, 6 Eylül 1260’ta Beysan yakınlarında yapılan iki savaş Memlükler’in kesin zaferiyle sonuçlandı. Bunun üzerine Moğollar Fırat’ın doğusuna çekildiler (Sıbt İbnül-Cevzî, VIII/2, s. 779-781; Makrîzî, Kitâbü’s-Sülûk, I/1, s. 366-378, 380-434). Moğollar’ın yenildiğini öğrenen Hülâgû, yanında bulunan Halep Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Selâhaddin Yûsuf’u öldürttü (1260). Böylece Eyyûbîler’in Halep kolu da sona erdi. Hısnıkeyfâ dışındaki el-Cezîre Eyyûbîleri de daha önce Hülâgû tarafından ortadan kaldırılmıştı. Aynicâlût Savaşı’ndan sonra sultan olan Baybars 661 (1263) yılında Kerek ve Humus’taki Eyyûbî hâkimiyetine son verdi. Eyyübîler’in elinde sadece Hama ve Hısnıkeyfâ beylikleri kaldı. Hama Eyyûbîleri bazı aralıklarla 1342 yılına kadar devam etti. Tarihçi Ebü’l-Fidâ bu beyliğin son bağımsız hükümdarıdır. Moğollar ve Timurlular devrinde de varlığını devam ettiren Hısnıkeyfâ kolu ise 1462’de Akkoyunlular’dan Uzun Hasan tarafından ortadan kaldırıldı. Bu ailenin mahallî beylerinden bazıları Osmanlılar devrine yetişmiştir.

Eyyûbî hükümdarları arasında sadece Selâhaddin’e karşı isyan olmamış, bütün Eyyûbîler onu desteklemişlerdir. Bunda onun cihad fikrini daima canlı tutması, hanedanın kurucusu olması, ayrıca örnek şahsiyeti ve cömertliğinin büyük rolü olmuştur. Selâhaddin’den sonra hiçbir kimse üzerinde böyle bir ittifak sağlanamamıştır. Bazı Eyyûbî melikleri I. el-Melikü’l-Âdil’e isyan ederek ona karşı Anadolu Selçuklularıyla iş birliği yapmışlardır. Âdil’den sonra Eyyûbîler arasındaki ittifak ve iş birliği daha da azalmıştır. Son Eyyûbî sultanı el-Melîkü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb da Eyyûbîler’in tamamı tarafından büyük sultan tanınmamıştır.

Halil İbrahim YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir