İSKİTLER

Halil İbrahim YILMAZ

İSKİTLER HAKKINDA KAYNAKLAR VE ARAŞTIRMALAR

  1. Asur Kaynakları

            Asur kaynaklarında İskitlerin adı ilk kez Asur imparatorlarından Asarhaddon (MÖ 680-668) devrine ait vesikalardan Prizma (B)’de geçmektedir. Bu vesikada Gimirrailerden ve Aşguzailerden bahsedilmektedir. Adı geçen kavimlerden Gimirrailerin Kimmerler, Aşguzailerin ise İskitler olduğu kabul edilmektedir. Bu vesikaya göre, Asur İmparatoru Asarhaddon, imparatorluğun kuzey ve kuzeydoğu sınırlarını tehdit eden Kimmer ve Mannaların saldırılarını tesirsiz hâle getirebilmek maksadıyla İskit Hükümdarı Bartatua ile anlaşmak yolunu seçmiş ve ona kızını vererek İskitlerin, adı geçen kavimlere karşı savaşmasını sağlamıştır. İmparator Asarhaddon’a ait bu vesika, Danial David Luckenbill tarafından İngilizceye çevrilerek neşredilmiştir.

İskitlerden bahseden Asur kaynakları İskitlerin tarihinin bütünüyle aydınlatılmasını sağlayacak kadar yeterli değildir.

  • Pers Kaynakları

İskitlerden büyük ölçüde Pers kaynaklarında bahsedilmektedir. Bu kaynaklarda “Saka tigrakhauda, Saka haumavarga ve Saka tiay para daray” olmak üzere üç Saka kolu adı geçmektedir. Sakalardan bahseden yegâne kaynak Pers Kralı Darius’a ait olan Behistun Kitabesi’dir. Bu kitabenin 21’inci paragrafında bazı satraplıkların Pers Kralına isyan ettiğinden ve bunların arasında Sakaların da olduğundan bahsedilmektedir. M.Ö. V. Yüzyılda Pers Kralı Darius tarafından Eski Farsça, Elamca ve Babilce yazılan kitabede dönemin coğrafyası ve yaşayan halklar hakkında bilgi verilir.

Behistun Kitabesi, ilk olarak H. C. Rawlinson tarafından neşredilmiştir. Perslerin hâkimiyet sahası içerisinde yer alan Sus ve çevresinde bulunan tuğlalar üzerine yazılmış çivi yazılı metinler bu hususta oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu metinler ilk olarak meşhur çivi yazısı mütehassıslarından Andreas David Mordtmann tarafından neşredilmiştir.

Mordtmann bu metinleri neşrederken ayrıca bir de sözlük hazırlamıştır. O, bu çalışmasında kelimelerin büyük çoğunluğunu Türkçeyle irtibatlandırmaktadır. Susça olarak adlandırdığı dilin Sakalara ait olduğunu sağlam delillere dayanarak izah ettikten sonra adı geçen dilin Türkçe olduğunu da yine ilmi delillerin ışığında ispat etmektedir. Bununla beraber, bu derecede iddialı ve ciddi bir çalışma yapmış olan Mordtmann adı geçen dilin İskitçe olabileceğini hiç hesaba katmamaktadır. Oysa ilgili bölümde de zikredileceği üzere, Pers kaynaklarında “Saka tiay para daray” olarak geçen grubun, Grek kaynaklarında bahsedilen İskitler olduğu artık bilim âleminde kabul edilmektedir. Pers kaynaklarında “Saka tiay para daray” olarak geçen, denizin ötesindeki Sakaları yani Grek kaynaklarındaki İskitleri, Persler yakından tanıyorlardı. Bundan dolayı onlar İskitleri üç Saka grubundan biri olarak zikretmişlerdir. Sus ve çevresinden bulunan çivi yazılı metinlerin Saka diline ait olması, bunların aynı zamanda İskit diline ait olduğunu da gösterir. Mordtmann’ın çalışmasında Saka ve İskit dilini ayrı diller gibi göstermesi hiçbir ilmî temele dayanmamaktadır.

Öte taraftan, Turan-İran mücadelelerini ele alan Şehname de bu hususta önemli bir kaynaktır. Adı geçen kaynakta Turanlıların başbuğu olarak Afrasyap geçmektedir. Söz konusu Afrasyap’ın meşhur Alp Er Tonga olduğu, ilgili sahanın mütehassıslarınca kabul edilmektedir.

  • Grek Kaynakları

İskitler hakkında en fazla bilgi veren kaynaklar Greklere aittir. Bu eserler arasında seyahatten ve şiirden hoşlanan şair ve rahip olan Aristeas’ın “Arimaspen” adlı eseri önemli bir yer tutmaktadır. Eserinde kuzeydoğu ülkelerinden ilgi çekici bilgiler aktarmaktadır. Grek kaynaklarının içinde şüphesiz en önemli yeri tutan Herodotos’un “Historia”sıdır. İskitler ile ilgili bilgi veren en önemli eserdir. Herodotos Anadolu, Güney Rusya, Suriye, Mısır, Kuzey Afrika ve Yunanistan’ı dolaşmıştır. Herodotos’un İskitler ile ilgili verdiği bilgiler, diğer kaynaklar ile oldukça benzerlik göstermektedir. Verdiği bilgilerin doğruluğu arkeolojik buluntular ile de desteklenmiştir.

İskitler hakkında bilgi veren bir diğer kaynak ise Hippokrates’in “ Havalar, Sular ve Mevkiiler” adlı eseridir. M.Ö. 460-377 yılları arasında yaşamıştır. Bu eserinde İskitlerin yaşadıkları coğrafya, hayat tarzları ve fiziki görünümleri hakkında bilgiler vermiştir. Hippokrates’in vermiş olduğu bilgiler Hun, Göktürk ve diğer Türk toplumlarının gelenekleri ile benzerlik göstermesi ve bu sayede karşılaştırma yapılma fırsatını vermesi açısından oldukça önemlidir. Hippokrates bu bilgileri bizzat görerek aktarmıştır. Bu yüzden eserinin kaynak değerini oldukça arttırmaktadır.

Bir diğer Grek kaynağı ise Thukydides’in “Paleponnessoslularla Atinalıların Savaşı” adında 3 kitaptan oluşan eseridir.

İskitler hakkında bilgi veren diğer önemli Grek kaynağı ise Ksenophon’un “Anabasis” adlı eseridir.

Strabon’un “Coğrafya” eserinde de İskitler ile ilgili bilgilere rastlanmaktadır. Genel olarak Grek kaynaklarına bakıldığında Herodotos’un bilgileri çoğunlukla tekrar edilmiştir. Bu alanda Herodotos ve Hippokrates’in eserleri ön plana çıkmaktadır.

  • Çin Kaynakları

Çin kaynaklan yakın çevresinde bulunan topluluklar hakkında önemli bilgiler vermektedir. Bu kaynaklardan birisi Shih-chi’dir. Diğer bir kaynak ise Han-shu’dur. Bu kaynaklardan Han-shu’da konumuz olan İskitlerin doğu grubundan Sai olarak bahsedilmektedir. Bu bilgiler kaynağın MÖ 206-MS 20 yılları arasını ihtiva ettiği düşünülürse; Asur, Pers ve Grek kaynaklarına göre daha geç döneme aittir. Bu kaynaktan Orta Asya İskitleri ya da başka bir tabirle Doğu Sakalarının Tanrı Dağları, Yukarı İli, Çu ve Narin çevresinde oturdukları anlaşılmaktadır.

Şüphesiz daha sonra Hoten ve Maralbaşı’nda bulunan buluntular, Sakaların Doğu Türkistan’da da geniş sahalara yayıldıklarını göstermektedir. Aynı kaynakta Sakaların Batı Türkistan’a doğru yayılmış oldukları da belirtilmektedir.

NOT: Yine bunların yanında arkeolojik buluntular da vardır.

İSKİTLERİN SİYASİ HAYATINA BAKIŞ

Atlı-göçebe bozkır kültürünün en önemli temsilcisi olan ve yaklaşık bin yılı aşkın bir süre tarih sahnesinde kalmayı başaran İskitler Çin Seddi’nden Tuna Nehri’ne kadar geniş bir alan yaşamışlardır.[1]

M.Ö 800’lerde Çin İmparatoru Suan, Çin sınırlarına sürekli yağma yapan Hiung-nu kabilelerini cezalandırmak için sefere çıktı ve Hiung-nuları sınırlarının batısına kadar sürmeyi başardı. Batıya doğru çekilmek zorunda Hiung-nular Massgetler’in topraklarına girerek onları yerlerinde etti. Massgetler’de daha Batı’da oturan İskitler’e saldırdılar.[2] Massaget ile İskitler arasında yapılan bu savaştan yenik çıkan İskitler, Kimmer topraklarına göç ederek onları yerlerinden ettiler.[3]

Kimmerler’i yerlerinden eden İskitler, onların peşinden Urartu ülkesine girdiler. İskitler ile Urartu kralı II. Rusa bir anlaşma yapmak zorunda kaldı.[4] II.Rusa doğudan gelebilecek tehlikelere karşı İskitler’i Kuzeybatı İran’a yerleştirerek Assur ile Urartulular arasında tampon bölge oluşturmayı amaçlamıştır. İskit ve Urartu devleti arasında yapılan bu anlaşma uzun soluklu olmamış ve İskitler Urartu yerleşimlerine saldırmaya başlamıştır.[5]

İskitler, hükümdarları Bartatua ve oğlu Madyes iradesinde Urartu ülkesini işgal ederek Kızılırmak’a kalan bölgeyi içine alan sahaya hakim olmak için Pers topraklarında kalmışlardı. Bu dönemde İskitler altın çağını yaşıyorlardı. Oldukça güçlü konumda olan İskitler M.Ö 611 yılında Filistin’e ulaşıncaya kadar Suriye’yi baskı altına aldılar. Mısır üzerine yürümemeleri için ise Mısır kralı kendilerine haraç ve bolca hediye tahsis etmişti.

Bu dönemde Medler ile Babilliler Anlaşma yaparak Asur ülkesine saldırmış ve İskitleri bu topraklardan uzaklaştırmayı başarmışlardır. Nitekim Medlerin yerine geçen Akamenitler sülalesi döneminde İskitler tekrar güçlerini toplamayı başarmıştır.

Babil, Lidya gibi Ön Asya Devletleri ile uzun savaşlar yapan Pers Kralı Kyros kendi yanında Saka devleti gibi güçlü bir devlet bulunmasından rahatsız olarak onları kendi iradesi altına almak için uğraşmıştır. Babil’i aldıktan sonra İran’ın kuzeydoğusunda bulunan Sakalar üzerine sefer yapmıştır.[6] Sakalar ve Persler arasında meydana gelen savaşta Persler ağır bir yenilgi almış ve Kyros savaş meydanında ölmüştür.[7]

Kyros’tan sonra onun yerine geçen oğlu I. Dairus zamanında Persler Sakalar üzerine sefer yapmaya devam etmiştir. M.Ö 518-517 yılları arasında yapılan savaşlarda Darius, ordusundaki askerlere Saka kıyafetleri giydirerek savaşı kazanmayı başarmıştır. Saka reislerinden olan Sakunkha’da Persler eline esir düşmüştür. Çöllere çekilen Sakalar olası bir felaketten Sirak isimli bir çobanın Persleri bilerek yanıltması ile kurtulmuştur. Darius Karadeniz’in ötesinde yaşayan Sakalar üzerine sefer yapmayı planlamış ve ordusunu sallardan yaptırdığı köprü ile İstanbul Boğazı’ndan geçirerek Trak’ya içlerine doğru hareket etmiştir. Uzun bir kovalamacadan sonra amacına ulaşamayan ve gün geçtikçe yıpranan Pers ordusu geri dönmek zorunda kalmıştır.[8]

İskitler’in son olarak mücadele etmek zorunda kaldığı kavim Sarmatlar olmuştur. Başlangıçta Don Nehri’nin doğu tarafında İskitler’in içerisinde ortaya çıkan Sarmatlar, M.Ö. IV. yüzyılın ortasından hemen sonra Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda İskitler üzerindeki baskılarını arttırmışlardır.

Sarmatlar’ın yaptığı bu baskın nedeniyle İskitler kendilerine daha güvenli yer aramaya başladılar ve batıya doğru bir ilerleyiş kaydettiler. İskitler, Makedonyalı Phillip’in onlarla Tuna’ya yakın bir yerde karşılaşması ve yenilmeleri üzerine güç kaybettiler. Bunun ardından İskitler’in bir bölümü Tuna bölgesinde, “Küçük Skythia” olarak bilinen Dobruca’ya yerleşirken, diğer bir kısmı ise Kırım’a yerleşme zorunda kalmıştır.

Buradan Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda güçler dengesinin değiştiğini, yavaş yavaş İskit egemenliğinin son bulmaya başladığı görülür. Topraklarının büyük bir bölümünü kaybeden İskitler M.Ö II. yüzyılın sonlarına doğru bozkıra hâkim olmak isteyen Gotlar tarafından tamamen ortadan kaldırılmıştır[9]

İSKİT DEVLET TEŞKİLATI

Atlı bozkır kavimlerinin önemli temsilcilerinden olan İskitler diğer bozkır kavimleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. İskitler Çin Seddi’nden Tuna nehrine kadar önemli bir coğrafyada varlıklarını sürdürmüşlerdir.[10] Ayrıca Herodotos’un verdiği bilgilerden anlaşıldığı üzere yaklaşık 28 yıl süre ile Ön Asya’ya hâkim olmuşlardır.[11] Bu kadar geniş bir coğrafyaya hâkim olan İskitler’in güçlü bir devlet ve askeri teşkilatları olması gerekmekteydi.

İskitler çok geniş bir alana yayılmışlardı. Darius’un yazıtı NR’a 3’ten onların üç grup halinde farklı coğrafyada yaşadıkları anlaşılıyor. Bunlar Saka Haumavarga, Saka Tigrakhauda ve Karadeniz İskitler’idir. Her grubun başında reisleri bulunuyordu. Bu durum İskitler’in birden fazla kral tarafından yönetildiğini akla getirmektedir. Herodotos, Darius’un seferine karşı hazırlanan İskitler’in üç tane beyinden ya da hükümdarından bahsetmektedir.

Bunlardan birisi Skopasis, diğeri İdanthyrsos ve ordusunu onun ordusu ile birleştiren Taxis’tir. Darius İdanthyros’a elçi göndermiş, İdanthyros’ta Darius’a elçi göndermiştir. Buradan da asıl kralın İdanthros olduğu diğerlerinin ordu komutanı olduğu sonucu çıkmaktadır.[12]

İskitler reisliğin babadan oğula geçmesini savunmuş olsalar da, komşu kabileler liderlerini kendileri seçmiştir. Pazırık’ta, ölü reislerin aşırı uzun boylu olmaları göçebelerden birinin reis olmak için en az beyin gücü kadar fiziksel güce de sahip olmaları gerektiğini göstermektedir.

Atlı bozkır medeniyetinin temsilcisi olan İskitler’in yöneticileri hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Fakat Herodos’un verdiği bilgilerden; Yılda bir her vali kendi bölgesinde bir krateros içerisinde su ve şarabı karıştırırdı; bir düşman yenmiş olan gelir şarabı içerdi.[13] Herodotos’un verdiği bu bilgilerden İskit idari yapısında bazı bölgelerin valiler tarafından yönetildiği anlaşılmaktadır.

Yine boy birliğine dayanan İskit idari yapısının kabile reislerinin varlığını bilmekteyiz.[14] Dairus’la yapılan mücadele İskit kralı İdanthros Pers kralı Darius’a elçi göndermiştir.[15] Bu bilgiden de İskitler arasında elçilik müessesinin var olduğu anlaşılmaktadır. Çağdaş Macar arkeolog Prof. Dr. Gylu Laszlo bir yapıtında Macaristan’da bulunan bir İskit altın parçası üzerinde oyma yazı ile “Boila” (Boyla) ve “Buitau” yazdığını söylemektedir. Kök-Türkler tarafından da kullanılan bu iki isim göç ya da sefer başkanı anlamına gelmektedir.[16]

İSKİT ASKERİ TEŞKİLATI

İskitler, Yayıldıkları geniş bozkır coğrafyası ve hayat şartları nedeniyle sürekli diğer kavimlerle ve devletlerle mücadele içinde olmuşlardır. Bu nedenle askerlik İskit hayatında ön plana çıkmıştır.[17] Savaş zamanında memleketin o zamanki yapısı gereği üç bölgedeki kuvvetler taburlara ayrılır ve bu kuvvetlerin her birinin kendi kumandanları vardı. Yılda bir kere olmak üzere bu taburlar İskit kralının verdiği ziyafete komutanları ile birlikte katılırdı.[18]

İskit askeri teşkilatının ana kolunu, atlılardan meydana gelen süvari sınıfı oluşturmaktaydı. Süvari birlikleri olmayan devletlere karşı, İskit atlılarının kullanmış olduğu eyer düşmanlarına karşı İskitler’e büyük bir üstünlük sağlamıştır. Özellikle Grek ve Roma gibi süvari birlikleri olmayan kavimlere karşı bu üstünlüğünü kullanmışlardır.[19]. Bunun en büyük nedeni İskitler’in yaşadıkları coğrafya nedeniyle sürekli hareket halinde olmaları ve hareket ederken de atı kullanmalarıdır. İskitler atı ilk ehlîleştiren kavimlerden bir tanesidir.

Savaşlarda kullanılan bu atlar aynı zamanda muharebede hafif arabaları çekmek ve düşmanı kovalamak içinde kullanılmışlardır.[20] Askeri yapı içerisinde at unsuru tartışmasız göçebe kavimlere büyük katkı sağlamaktaydı. Bozkır atı dayanıklı, güvenilir, çok iyi eğitimli ve büyük bir güce sahiptir. Atlı-göçebe kavimler deyim yerindeyse yaşamlarının tümünü at üzerinde geçirirdi.[21]

İskitler’de süvari birliklerin yanında atlı olmayan birliklerde mevcuttu. Eski Türk yazıtlarında da öğrendiğimiz kadarı ile askeri birliklerin üçte birinin piyade olduğu yazmaktadır. Diz çökerek ok atan okçu örnekleri Sibirya ve Moğolistan’daki kaya kabartmalarında ve İskit kâselerindeki tasvirlerde görülmektedir. Kul Oba’da, iki İskit okçusu sırt sırta vermiş, yaylarını gererek ok atmaya hazır bir halde tasvir edilmiştir. Bu resimlerden anlaşıldığı üzere İskit ordusu yalnız süvari birliklerinden değil aynı zamanda piyadelerden de oluşmaktadır.

SAVAŞ TAKTİKLERİ

Geniş bozkır coğrafyasında yaşayan İskitler yaşadıkları çevreye uyum sağlayarak ona göre savaş taktikleri geliştirmişlerdir. Darius’un İskitler’i cezalandırmak için İskitler üzerine yapmış olduğu seferden onların savaş taktikleri hakkında geniş bilgilere ulaşmaktayız.[22] Darius İskit topraklarına girdiği zaman İskitler ilk olarak toprak üzerinde ne varsa yakmışlar böylece Pers ordusunu açlık ile baş başa bırakmışlardır. İkinci olarak İskitler kendileri ile birlikte savaşa girmek istemeyen komşularını Perslerle yaptıkları savaşa çekmek için, Perslerin önünden kaçarken komşu kavimlerin topraklarına girmişlerdir. Böylece savaşı daha deniş bir alana yayarak kendilerine müttefik kazanmak istemişlerdir.[23]

İskitler Persler’in önünden çekilmeye devam etmişler bu kovalamacadan sıkılan Pers kralı Darius, İskitler’e bir elçi göndererek kaçmaktan vazgeçmesini ve ona biat etmesini istemiştir. İskit kralı İdanthyrsos verdiği cevapta kaçmadığını hayat şartları gereği sürekli bunu yaptıklarını, eğer savaşmak istiyorsa atalarının mezarlarını bulmasını ve onlara zarar vermesini söylemiştir. İskitler ara ara Pers ordusuna vur-kaç taktiği ile saldırmayı sürdürmüşledir. İranlıların tedirgin durumlarını gören İskitler onların geri çekilmesini önlemek ve İskit coğrafyasında daha fazla kalmasını sağlamak için kendi sürülerinden bir kaçını bazen Perslere bilerek yollamışlardır.

Darius bu tuzağı anladıktan sonra, İskit kralları bir elçi aracılığı ile bir fare, bir kurbağa, bir tane kuş ve beş tane ok gönderdiler. Bu hediyelerin anlamı ise “Eğer kuş olup uçmazsanız, fare olup yerin altına girmezseniz, kurbağa olup bataklığa atlamazsanız yurdunuza dönemeyecekseniz, bu oklarla vurulup öleceksiniz” gönderilen bu mesajdan anladığımız kadarı ile İskitler Persler’in yeterince yıprandığı düşünmüşler ve aynı zamanda onların üstüne korku salmışlardır. Bu hediyeleri yolladıktan sonra İskit ordusu savaş düzeni alıp Pers ordusunun karşısında yerini almıştır.

Savaş başlayacağı sırada İskit ordusundan bir hareketlenme olmuş ve tüm ordu birden dağılarak kaçmaya başlamıştır. İskitler’in neden kaçtığını soran Darius’a, İskitler’in tavşan avlamaya gittikleri söylenmiştir. Darius, İskitler’in ona bir tavşan kadar bile değer vermediğini anlamıştır. Geri çekilme kararı alan Darius’a İskitler dönüş yolunda saldırmaya devam etmiş, Darius ordusunu ve kendini Anadolu topraklarına güç bela atmayı başarmıştır. Yine Herodotos’un verdiği bilgilerden anlaşıldığı üzere Massagetler ile Persler arasında meydana gelen savaşta, Massagetler Persleri dar bir boğaza çekerek burada düşmanlarını yok etmişlerdir.

Genel anlamda uzaktan savaşmayı tercih eden İskitler; pusular, çevirme manevraları, sahte geri çekilişler ve geri dönüşler yaparak at üzerinde geriye ok fırlatmak gibi dağınık gruplar halindeki düzenlemeleri tercih etmişlerdi. Massaget kraliçesi Tomris ile Pers kralı Kyros arasındaki mücadele de ise; Massegetler daha önceden düşmanı yok edecekleri yere çekmişler hareket imkânlarını kısıtlayıp, düşmanların tüm kaçış yollarını kapatarak onları ok yağmuruna tutarak yok etmişlerdir.[24]

İskitler savaş aracı olarak atı kullanmaları, geniş uçsuz bucaksız bozkır coğrafyasında büyük hayvan sürüleri için sürekli yer değiştirmeleri nedeniyle büyük kale ve sur yapımına gerek duymamışladır. Savaşmak için uçsuz bucaksız bozkır arazisinin avantajlarını kullanmışlar, düşmanları kendilerinden daha güçlü olduğu anladıkları zaman düşmanlarının önünden geri çekilmişler, düşmanları güçten düşüne kadar vur-kaçlar yapmışlar onları aç ve susuz bırakma yolunu tercih etmişlerdir. Bazen de Massaget kraliçesi Tomris’in yaptığı gibi dağlık bir alanda düşmanlarını sıkıştırarak onları yok etme yoluna gitmişlerdir.

At üzerindeki çeviklik ve süratlerinden dolayı Herodot, İskitleri ‘Hayalet Atlılar’ olarak tanımlamıştır.

Savaş Araç-Gereçleri

Ok

İskitler, savaşlarda genel olarak ok ve yay kullanmışlardır. Bu oklar 40- 70 cm uzunluğunda ahşaptan ve kamıştan yapılmıştır. Demir ok uçları ya da tunç ok uçları İskitler arasında kullanılmıştır. Kullandıkları oklar av savaş tipi olarak ikiye ayrılmıştır. Aynı zamanda ok sosyal yaşamda da kullanılan bir gereç olmuştur. Kişi başına verilen birer ok ucu, büyük bir kazanda toplanmakta ve bu yöntemle nüfus sayımı yapılmaktaydı.

İskitli çocukların yetiştirilmesinde ok atma maharetine çok önem verilirdi. Bu silahın kullanılmasında sağdan veya soldan yada at üzerinde geriye dönerek atış yapmak ve farklı pozisyonlarda aynı derecede sürat ve maharet sahibi olmak gerekliydi.

Herodotos’un verdiği bilgilerden anladığımız kadar ile kişi başına verilen ok uçları bir kazanda toplanarak nüfus sayımı yapılmıştır. İskitler, Grekler tarafından atlı ve okçu kavim olarak adlandırılmıştır.[25] Oklarının ucu yonca gibiydi ve gelişme evrelerine göre taştan, kemikten, bronzdan ya da demirden yapılmıştır.[26] Oklar uzaktan savaş aracı olduğu için İskitler tarafından sıkça kullanılmıştır. Ok menzili tam olarak bilinememekle birlikte yapılan çalışmalarda 500 metreden fazla olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca İskitler düşmanlarına zarar vermek için zehirli oklarda kullanmışlardır. Doğada buldukları zehirli hayvanların zehirlerini alarak oklarına sürmüşlerdir. Bu oklara hedef olan düşmanlar ya ok ile aldıkları yaradan ya da okta bulunan zehir nedeniyle ölmüşlerdir.[27]

Yay

Bir diğer savaş aleti yaylardır. İskit yayları doğu veya Asya tipi denilen sınıflamaya girmektedir. Bu yay tipi Orta Asya’nın göçebe kavimleri tarafından binlerce yıl kullanılmıştır. İskit yayların boyu ortalama 1 m. civarındadır. Yay bir beden iki koldan meydana gelmiştir.[28] Yay yapımında malzeme olarak en fazla kayın ağacı kullanılmıştır. Ahşap, kemik, boynuz kullanıldığı da olmuştur. Bu yaylar birleşik türde çok parçaladır. Yayların kirişleri genel olarak sinirden yapılmıştır. Oklar ve yaylar gorytus denen ve sol taraftan bele asılan bir çantada taşınırdı.  Okdanlık İskitler tarafından kullanılan kendine özgü bir formda yapılmış ok ve yay torbalarıdır. Ahşap iskelet üzerine deri kaplanmış oktanlığın en büyük özelliği çift gözlü oluşudur. İç gözde yay, dış gözde ise oklar muhafaza edilmektedir.

Kılıç

İskitler’in kullandıkları savaş araç gereçleri arasında kılıçlar önemli bir yer tutmaktaydı.[29] Kılıçlar ok ve yaylardan farklı olarak yakın dövüşler için tercih edilmiştir.[30] İskitler’in kullandıkları kılıçlara Grekler, Akinez adını vermişlerdir. 50 cm. uzunluğundaki bu kılıçlar İskitler’in milli silahlarıdır. Aynı zamanda Herodot verdiği ayrıntılı bilgilerde ‘Savaş Tanrısını’ sembolize ettiğini ve büyük bir saygı gösterildiğini, bunun için kutsal kabul edildiği aktarılmıştır. Kılıçlar da ok ve yay gibi bellerindeki kemere bağlıdır. Kılıçlar genelde kısa olmakla birlikte nadir de olsa uzun kılıçlar da kullanılmış. Bu sayede yakın dövüşte oldukça etkili olmuşlardı.

Kılıçlarla birlikte ayrıca mızrak, cirit, baltla ve hançer kullanılan diğer savaş aletlerdir. Mızrak ve cirit aynı zamanda spor aleti olarak da kullanılmıştır. Mızrak uçları 10-15 cm boyunda olup genel olarak, demirden yapılmışlardır.

Baltalar ise en eski savaş aletlerinden biridir. Küçük altın baltalar soyluluk, hanlık ve beylik sembolü olarak kullanılmıştır. Üzerleri çizgi veya kabartma olarak ‘Bozkır Hayvan Üslubu ’nun tipik motifleri ve ya geometrik desenlerle süslüdür.

Hançerlerin saplarının alt ve üst kısımları değişik şekillerde yapılmıştır. Sapları haç şeklinde olan hançerlerin üst kısımları giydirilmiş olan ile alt kısımları kelebek biçimli olup, üst kısımları halka şekilli, silindir ve hayvan şekilli olarak sınıflandırılmıştır.[31]

Kalkan

İskitler genellikle at üzerinde savaştıkları ve savaş stratejileri hücum üzerine kurdukları için kalkan pek revaçta kullanılan bir silah olmamıştır.[32] Farklı tipte boyutta oval ya da kenarları yuvarlatılmış dört köşe kalkanlar kullanılmıştır. Kalkanların yapımınında çeşitli malzemeler kullanılmıştır. Bunlar arasında demirden yapılan kalkanlarda vardır. İçi ahşap dışı kaplama kalkanlar kullanılarak ağırlık azaltılmıştır.[33] Kalkanların üzerine geyik ya da sığır derisi kaplanmıştır. Kazılarda elde edilen yuvarlak kalkanlar yaklaşık 50 cm çapında olup süvarilere aittir. Bunlardan Kuban kurganlarında bulunanların ortası altın geyik tasvirli ve demirdendir. Kostromskaya Monglaid’da demirden yapılma kalkan bulunmuş bu kalkan üzerine “umbo” şeklinde geyik motifleri vardır. Geyik tıpkı kurt gibi bozkır mitolojisinde öncü hayvan olarak kullanılmıştır.[34]

Zırh

Zırhlar ise İskitler arasında başlangıçta çok nadir olarak kullanılmıştır. İskitler zırh niyetine kolsuz deri yelekler kullanmıştır. Demirin işlenmesiyle metal zırhlar kullanmaya başlamışlardır. Kuban kurganlarından çıkarılan bir zırh oldukça dikkat çekmekteydi.

Ancak miğfer örneğinde rastladığımız yunan tarzı, zırhlarda pek rastlanmamış, hemen hemen hiç kullanılmamıştır. Zırhlarında yunan tarzı neredeyse hiç kullanılmamıştır desek de bulunan bu zırhın gövdesi ‘Medusa’ başı ile süslenmişti. Aynı zamanda bu zırh bronzdan yapılmıştı.

Bronz ve demir pul zırh, sıradan askerlerde çok nadiren kullanılmışken, Aristokrat askerlerde ise bir mecburiyet olarak kullanılmıştır. Birbirine sıkıca bitişik vaziyetteki pul dizeleri içeri bir şey geçirmeyecek şekilde dizayn edilmişti. Aynı zamanda zırhın kendisi ince kayışlar ile birbirine tutturulmuş kürk astar sayesinde esnek olması sağlanmıştı.

Bu zırhlara ek olarak, sol tarafta yay sadağı ve ok, sağ tarafta kama taşımak amacıyla, üzeri bronz veya demir çapraz ve dar levhalarla kaplı deri kemerde kullanılıyordu. Aynı zamanda bu kemerleri kurganlardan ulaşılan taş asker heykellerinin kalçalarında yer alırken görebiliyoruz. Gövdelerini bütün zırhlar ile koruyan İskit askerleri, bacaklarını ise uzun şalvarlar ile korumuşlardır.

Ukrayna’da yapılan arkeolojik kazılarda çok iyi korunmuş bir zırh bulunmuş ve M.Ö 5. yy’a tarihlenmiştir. Zırhın deri başlığı ve metal pulları vardır.[35]

Miğfer

Miğferlerinde; burundan enseye kadar uzanan bir siper bulunmaktaydı. İskitler başlarını korunmak için miğfer giymişlerdir. Miğferler iki faklı türde yapılmıştır. Bunlar tunç ve demirdendir.[36] Miğferlerinde; burundan enseye kadar uzanan bir siper bulunmaktaydı. Bunun yanında bazı miğferlerde siperliklerin ortasında sorguç yeri bulunmaktaydı. Aynı zamanda iki yanağı ve enseyi korumak için ilave siperlikli olanları da mevcuttur. Bu tip miğferlere Kuban kurganında rastlanmıştır. Yunan miğferleri zamanla örnek alınarak İskit tarzı miğferler yapılmıştır. Öyle ki ünlü ‘Altın Tarak’ eserindeki tarağın sapını süsleyen İskit atlısı bu şekilde tasvir edilmiştir.

KAYNAKÇA

AYDA, Adile, Türklerin İlk Ataları, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1987.

B.N. GRAKOV, İskitler, Selenge Yayınları, İstanbul 2006.

DEMİRDAĞ, Yasemin, Ön Asya Dünyasın’da İskit ve Kimmeler, Yayınlanmış Doktora        Tezi, Ankara 2003

DURMUŞ, İlhami, “İsikitler’in Kimliği” Türkler I, Ankara 2002, s.621

_________, “Anadolu’da Kimmerler ve İskitler”,,“Belleten, LXI/231, 1997, s.280.

_________,İskit İmparatorluğunun Yıkılış Nedenleri” Akademik Bakış Cilt 1 S. 2 yaz 2008  s.201

_________, “Saka Adı Üzerine” Milli Folklor cilt:3 S.15, güz 1993 s. 19.

_________, “Eski Türkler’de Askeri Kültür”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Temmuz 2005, s.23

_________, İskitler(Sakalar), Genel Kurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara 2008.

G.Chaliand, Göçebe İmparatorluklar – Moğolistan’dan Tuna’ya MÖ. V. yy.-XVI. yy. çev.   Engin Sunar, İstanbul 2001.

HERODOTOS, Heredotos Tarihi, IV, çev. Mütekin Ökmen, Türkiye İş Bankası Kültür            Yayınları, İstanbul 2002.

J.P.Roux; Orta Asya, Tarih ve Uygarlık, çev. Lale Arslan, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999.

KSENOPHON, Anabasis, çev. Tanju Gökçöl, İstanbul, Hürriyet Yayınları, 1974.

KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Millî Kültürü, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1989.

MEMİŞ, Ekrem, İskitler’in Tarihi, Çizgi Kitapevi, Konya 1987

N. Bokovenko, “Tagar Kültürü,” Türkler I, Ankara 2002, s.521.

OZOUF, M. “İskitler’in Kıyıları, Toplumsal Tarih Dergisi, Temmuz 1997, s.67

SAN, Oya, Bazı Bugular Işığından Anadolu’da Kimmer ve İskit Varlığı, Belleten CLXIV     2000 s.7

SEVİN, Veli “Anadolu’da Pers Egemenliği”, Anadolu Uygarlıkları, Görsel Yayınlar, İstanbul,   1982.

TARHAN, M. Taner, “ Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler”,Türkler IV        Ankara 2002 s.600.

TEKÇE, E. Fuat, Pazırık, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993

TELLİOĞLU, İbrahim, Osmanlı Hakimeyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, Trabzon      2004.

T.T Rice, Skytian, Thames and Hudson, London, 1958.

YILMAZ, Anıl, “İskit Sanatı”, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi…


[1] İ. Durmuş, “İsikitler’in Kimliği” Türkler I, Ankara 2002 s.621

[2] İ.Tellioğlu, Osmanlı Hakimeyetine Kadar Doğu Karadeniz’de Türkler, Trabzon 2004

[3] Herodotos, Heredotot Tarihi, IV, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Mütekin Ökmen

İstanbul 2002, s.11

[4] İ. Durmuş, “Anadolu’da Kimmerler ve İskitler”,,“Belleten, LXI/231, 1997, s.280

[5] O.San, “Bazı Bugular Işığından Anadolu’da Kimmer ve İskit Varlığı, Belleten CLXIV 2000 s.7

[6] İ. Durmuş, “Anadolu’da Kimmer ve İskitler, s.282

[7] Herodotos, Heredotot Tarihi, s.88.

[8] İ. Durmuş, “Anadolu’da Kimmerler ve İskitler”, s.283-285.

[9] İ.Durmuş İskit İmparatorluğunun Yıkılış Nedenleri” Akademik Bakış Cilt 1 S. 2 yaz 2008 s.201-202

[10] İ. Durmuş “Saka Adı Üzerine” Milli Folklor cilt:3 S.15, güz 1993 s. 19.

[11] İ. Durmuş, Abdülhaluk Çay, “İskitler”, Türkler I, Ankara 2002, s.577

[12] İ.Durmuş, İskitler, s.97

[13] Herodotos, Herodotos Tarihi, s.218.

[14] İ. Durmuş, İskitler, s.98

[15] Herodotos, Herodotos Tarihi, s.236.

[16] E.Fuat Tekçe, Pazırık, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993 s.71.

[17] İ. Durmuş, İskitler, s.98

[18] E. Memiş, İskitler’in Tarihi, Çizgi Kitapevi, Konya 1987 s.37

[19] İ. Durmuş, İskitler, s. 98

[20] E. Memiş, İskitler’in Tarihi, s. 37

[21] J.P.Roux; Orta Asya, Tarih ve Uygarlık, çev. Lale Arslan, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999

s. 38

[22] İ. Durmuş, İskitler, s. 98

[23] Herodotos, Heredotot Tarihi, s.122-125.

[24] Herodotos, Heredotot Tarihi, s.122-134; M. Ozouf, “İskitler’in Kıyıları, Toplumsal Tarih Dergisi, Temmuz 1997, s.67; İ. Durmuş “Eski Türkler’de Askeri Kültür”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Temmuz 2005,s.23, G.Chaliand, ; Göçebe İmparatorluklar – Moğolistan’dan Tuna’ya MÖ. V. yy.-XVI. yy., çev.

Engin Sunar, İstanbul, 2001.74.

[25] T. Tarhan , “ Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler”,Türkler IV Ankara 2002 s.600

[26] T.T Rice, Skytian, Thames and Hudson, London, 1958 s. 76.

[27] İ. Durmuş “Eski Türkler’de Askeri Kültür”, s.19.

[28] T. Tarhan , “ Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler”, s.600.

[29] İ.Durmuş “Eski Türklerde Askeri Kültür”, s.21

[30] T.Tarhan, “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler:Kimmer ve İskitler” s.601

[31] N. Bokovenko, “Tagar Kültürü,” Türkler I, Ankara 2002, s.521.

[32] T.Tarhan, “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler, s.601

[33] İ. Durmuş, “Eski Türklerde Askeri Kültür”, s.22.

[34] T.Tarhan, “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmer ve İskitler, s.601

[35] Y. Demirağ, Ön Asya Dünyasın’da İskit ve Kimmeler, Yayınlanmış Doktora Tezi, Ankara

2003 s.56

[36] İ. Durmuş,”Eski Türklerde Askeri Kültür, s.21

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir