IV. HAÇLI SEFERİ

Haçlı Seferleri, 1096-1272 yılları arasında, Avrupa Katolik Hristiyanlarını, Papanın talebi ve vaatleri üzerine genellikle Müslümanların elinde bulunan Kutsal Topraklar[1]  üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak için düzenledikleri akınlardır.

Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu

Batı dünyası Haçlı hareketinin asıl motifini dini unsurlara mâl etmektedir. Hâlbuki Haçlı Seferleri düşüncesinin doğuşunda Ortaçağ Avrupa toplumunu zorlayan unsurlar arasında siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerdir. Batılılarca bu hareketin en önemli unsuru olarak ileri sürülen dini düşünce ise, sadece güçlü bir bahanedir.[2]

Avrupa toplumu üzerinde en büyük etkiye sahip bulunun kilise ise, hem düzenin bozukluğuna çare aramakta, hem de gittikçe artan kudretini Doğu’ya hâkim olmak hususunda kullanmak arzusundaydı. Bu hareketin başlamasına öncülük etmiş kilisenin Doğu’ya yapılacak bir seferin sağlayacağı faydaları topluma aşılar ve yayarken, dini motifi ön planda kullanması çok normaldi. Demek ki kilise Haçlı Seferi’ne katılanlara günahlarının affı ve uhrevi mükâfat vaat ederken, dini motiften siyasi amacını gerçekleştirmek hususunda faydalanmıştır. O halde “Kutsal toprakları kurtarmak” sloganı, bu hareketin hedefini açıklamaktan ziyade pençelemek maksadıyla kullanılmış oluyordu.

Haçlı Seferi İçin İlk Çağrı

Haçlı seferine ilk çağrı Papa II. Urbanus tarafından 1095 yılında toplanan Clermont Konsili[3] sırasında 27 Kasım günü düzenlenen açık hava toplantısında din adamlarından ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap ederek Haçlı Seferi çağırısını yaptı.

Papa konuşmasında Doğu’daki din kardeşlerinin Türk zulmünde olduğunu ve onları bu baskı ve zulümden kurtarmak için savaşa katılmak kadar şerefli bir görevin olmadığını söylemiştir. Papa konuşmasında Türklerin altında yaşamanın korkunç bir şey olduğunu abartılı şekillerde anlatmaya devam etmiştir.[4]

Aslına bakılacak olursa başlangıçtan süregelen zamanda hangi dine mensup olduğu fark etmeksizin hepsi kendi dinlerini yerine getire biliyorlardı. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonrada bu topraklarda yaşayan yerli Hristiyanlar etkilenmemiş ve yaşamlarını aynı şekilde sürdürmüşlerdi. Yani papa II. Urbanus’un sözleri gerçeği yansıtmıyordu. Ancak yapılan çağrılar mantığa aykırı olsa da Hristiyanlık âleminde çok büyük bir coşku ile karşılanmıştı.

1. Haçlı Seferi sonucunda Haçlılar, Anadolu’nun içlerine girip Türkler ile savaşmışlardır ve galip gelerek Kudüs’e kadar ilerlemişlerdi. Kudüs’ü zapt edip, Mescid-i Aksa’ya sığınan Müslümanları katletmiş, binayı da tahrip etmişlerdir. Bu nedendir ki I. Haçlı Seferi Hristiyanlar ve modern tarihçiler tarafından çok başarılı kabul edilir. Selahaddin Eyyubi’nin[5] 1187 yılında Kudüs’ü geri almasına kadar burası Hristiyanların Kutsal Kudüs Devleti başkenti olarak kalmıştı.

İkinci Haçlı Seferi (1147-1149) ve Sonucu

Musul Atabeyi 1144 yılında Urfa’yı ele geçirip orada bulunan Urfa kontluğuna son vermesi üzerine Haçlılar Avrupa’dan yardım istemişlerdir. Almanya İmparatoru ve Fransa Kralı ordularının başına geçerek 2. Haçlı Seferini başlattılar ver Anadolu’ya doğru hareket ettiler.

Ancak, Anadolu Selçuklu sultanı 1.Rükneddin Mesud başta olmak üzere hemen her yerde Türk ordularının direnci ile karşılaşınca, ancak küçük bir grup Kudüs’e ulaşabildi. Kudüs’te bulunan Hristiyanlar ile birleşerek oradan Suriye’yi ele geçirmek istedilerse de bu girişimleri de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ve buradan ülkelerine elleri boş bir şekilde dönmüşlerdi. 2. Haçlı Seferi, ilkinin aksine Haçlılar için tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192)

Selahaddin Eyyubi’nin 1187 yılında Kudüs’ü tekrar ele geçmesi üzerine Alman İmparatoru, 100.000 kişilik bir ordu ile Anadolu’ya girdi. Fransa Kralı ve İngiliz Kralı ünlü Aslan Yürek Richard Akdeniz yolu ile Akka’ya çıktılar. İngiliz Kralı Richard birkaç defa Kudüs’ü ele geçirmek için hücum etmişse de Selahaddin Eyyubi’nin başarılı savunmasıyla Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesine engel olmuştur. Sonuç olarak bu olay Selahaddin Eyyubi’nin İslam âleminde sevilmesine ve öneminin artmasına neden olmuştur.

Haçlılar, Kudüs’ün ellerinden çıkmasından sonra yaptıkları seferlerin başarısız olması neticesinde Kudüs’ü tekrar geri almak için yeni bir Haçlı Seferi yapılması gerekiyordu. Papalık makamı içinde artık Haçlıları toplamak bir görev haline gelmişti. Yani başa geçen papanın kendi otoritesini de kabul ettirmek amacıyla ilk görevin Haçlı Seferi için asilleri ve halkı toplamak olarak görülüyordu. Bunların çevresinde yeni bir Haçlı ordusu kurularak IV. Haçlı Seferi için harekete geçilmiştir.

Hedefinden Sapan Haçlı Seferi (IV. Haçlı Seferi)

III. Innocentius unvanı ile 8 Ocak 1198’de papa seçilen Giovanni Lotario asil bir İtalyan ailesine mensuptu ve bu sırada 37 yaşında idi. İlk kez Papa VII. Gregorius tarafından planlanan ve Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri hareketini, papalığın tarihi bir misyonu olarak kabul ediyor ve bütün laik kralları kilisenin idaresi altında tutmayı hedefliyordu: Cennette en yüksek seviyeye sahip olan Papa’nın, dünyada da en büyük hükümdar olması gerektiğine inanıyordu. Siyasi emellerini gerçekleştirmek için de, eline geçen her fırsatı kullanmaya hazırdı. Görevine başlar başlamaz, derhal kendi adamlarını kilisede ve Roma hükümetinde kilit noktalara yerleştirdi. Herkesin onun istek ve düşüncelerine ortak olmasını bekliyordu; itiraza tahammülü yoktu. Çok şanslıydı. Zira papa olduğunda, arzularını gerçekleştirmek için Avrupa’da ve doğuda ortamı pek müsait bulmuştu.[6]

Kilise üzerinde baskı kurabilecek yegâne güce sahip Alman İmparatoru VI. Heinrich dört ay önce ölmüştü. Onun dul kalan karısı Sicilya varisesi Constance ise, hem krallığı hem de küçük oğlu Friedrich’i papanın himayesine bıraktı. Böylece Innocentius’un Güney İtalya’daki hâkimiyeti çok kolay şekilde bir anda kuruluverdi.

Bizans’ta iste Komnenos hanedanına[7] son verip tahta yükselen Angelos ailesi imparatorları zayıf kişilerdi. Bu ailenin ilk imparatoru II. Isaakios Angelos 3 yıl önce, 1195’de kardeşi III. Aleksios Angelos tarafından tahtan indirilmiş ve gözleri kör edilerek oğlu Aleksios ile birlikte hapse atılmıştı. III. Aleksios’un idaresi de pek başarılı değildi. Fakat III. Aleksios’un imparator VI. Heinrich’den duyduğu korku sebebiyle 1197’den önce o zaman ki Papa III. Coelestinus ile Roma ve İstanbul kiliselerini tekrar birleştirmek üzere giriştiği müzakereler, hiç değilse o an için Bizans’ın yararına olmuştu. Çünkü yüzyıllardan beri Bizans’ı kıskanan ve kıskançlığı Haçlı Seferleri döneminde gittikçe tırmandırarak derin bir nefrete dönüştüren Avrupa, Bizans İmparatorluğunu yıkmak ve İstanbul patrikliğini Roma’nın hükmü altına almak tutkusu ile yanıp tutuşuyordu. Bu duygularını Haçlı Seferleri’nin başlamasıyla açıkça gözler önüne sermişti. Bizans, siyaseti ve gücü sayesinde yüzyıldan beri bu tehlikeleri atlatmıştı. Ama şimdi zaaf içindeydi. Avrupa’nın beklediği fırsat artık doğmak üzeriydi.[8]

III. Innocentius da, kendinden önceki papa gibi, imparator III. Aleksios ile kiliselerin birleşmesi konusunda müzakereleri sürdürdü. Doğu kilisesi kendisine boyun eğmeli ve Roma Hristiyanlığın tek yüksek merkezi olmalıydı. Filistin sahilinde tutunmaya çalışan Frank Krallığı zaten papanın vassali[9] idi. Fakat bütün gücünü yitirmişti. Batı’dan yardım alamazsa, varlığını sürdürmesi çok zordu. Bu sebeple Innocentius, Doğu’ya yardımın her zamankinden daha lüzumlu olduğu fikrindeydi. Bu yardım, sadece kendi komutası altında düzenlenecek yeni bir Haçlı seferi ile yapılmalı ve bu güçlü Haçlı ordusu Kudüs’ü tekrar zapt etmeliydi. Böylece hayalini kurduğu, bütün Hristiyanların sadece papalığın bayrağı ve papanın egemenliği altında toplanması gerçekleşmiş olacaktı.[10]

Ancak İnnocentius bu Haçlı Seferine taç sahibi kralların katılmasını değil, sadece asillerin ve halkın iştirakını istiyordu. Çünkü kralların idaresinde yapılan 2. ve 3. Haçlı Seferleri, şahsi çıkarlar, kıskançlıklar ve entrikalar yüzünden tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Yegâne başarıya ulaşan Birinci Haçlı Seferi ise kontların, düklerin, din adamlarının ve halkın katılımıyla sağlanmıştı. Bu sebeple Innocentius yolladığı elçi heyetleri ve yazdığı mektuplarla sadece asilleri ve din adamlarının vaazlarıyla heyecana gelecek halkı bu harekete kazanmaya çalıştı. Hiçbir krala mektup göndermedi. Fakat yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesi de pek kolay olmadı. II. Urbanus zamanındaki heves yoktu. Buna rağmen vaizler[11] Papa’nın isteğine uyarak köy köy dolaşıyor ve köylüleri efendilerinin emrinde kutsal savaşa girmeye kandırıyorlardı. 1199 yılında Papa, sefere mali güç temin etmek üzere yeni bir vergide koydu ki bu daha sonra “Papalık Gelir Vergisi” haline dönüşecektir.[12]

Foulque de Neuilly, Paris yakınlarında doğmuş gezgin bir vaizdi. Uzun yıllardan beri Fransa’da dolaşıp duruyor ve yeni bir kutsal savaş için insanları ikna etmeye uğraşıyordu. Bu adam, papanın Haçlı çağrısına Fransa’da yayan en güçlü temsilcisi oldu. Papa bu konuda ona tam yetki vermişti.[13]

1199 Kasımında Foulque, Champagne Kontu Thibaut’nun Ecri şatosuna geldi. Thibaut dost ve komşu şövalye arkadaşlarını büyük bir turnuva için davet etmişti. Thibaut dostlarına, orada bulunan ve papanın Haçlı çağrısını vaat eden Foulque’u dinlemelerini rica etti. Zaten konu herkesin malumuydu. Foulque misafirlere hitap etmek üzere meclise davet olundu. Onun ateşli konuşmasının etkisinde kalan Thibaut, Blois kontu Louis, Flandre kontu Baudouin, Geoffroi de Villehardouin – bu şahıs daha sonra IV. Haçlı Seferi’nin tarihini yazacaktır- ve bütün asiller haçı kabul ettiler. Daha sonra bu yemine başta asiller ve din adamları da katıldı. Böylece Haçlı Seferi hazırlıkları fiilen başladı. Thibaut seferin reisi seçildi ve bu seferin o sırada İslam dünyasının merkezi haline gelmiş bulunan Mısır üzerine yapılması kararlaştırıldı.[14]

Innocentius artık memnundu; Haçlı çağrısı cevap bulmuştu. Fakat Haçlı ordusu Mısır’a nasıl götürülecekti? Çok sayıda gemiye ihtiyaç vardı. Ama Flandre kontunun dışında, asillerin hiçbirinin filosu yoktu. 1200 yılı, soruna çare bulmak üzere yapılan tartışmalar ile geçti. Sonunda Thibaut ve asiller Haçlı ordusunun Mısır’a gidebilmesi için, günün en güçlü denizci ülkesi Venedik ile temasa geçip para karşılığında gemiler temin etmeye çalıştılar. Aralarında tarihçi Geoffroi de Villehardouin’in de bulunduğu altı kişi, 1201 yılının başında Venedik’e, ihtiyar ve kör doge[15] Enrico Dandolo’nun sarayına gönderildi.[16]

Nisan ayında Geoffroi ile Venedik arasında bir anlaşma imzalandı. Venedik bu anlaşmayla 85.000 Köln gümüş markına mukabil 28 Haziran 1202 tarihine kadar nakliye gemileri ve 4500 şövalye ile bunların atları, 9000 seyis ve 20.000 piyade askeri için bir yıllık yiyecek maddesi teminini üstleniyordu; Venedik cumhuriyeti bundan başka, Haçlıların zapt edecekleri toprakların yarısı kendisine verilmek şartıyla, Haçlı seferine refakat etmek üzere 50 galeriyi harekete geçirmeyi vaadetmekteydi. Antlaşma imzalanır imzalanmaz Haçlılar Venedik’te toplanmaya ve Mısır’a karşı harekete geçmek üzere hazır bulunmaya davet olundular.[17]

Ancak bu görüşme yapılırken, 1201 Mart’ında Champagne kontu Thibaut ansızın öldü. Haçlılar onun yerine ordunun reisliğine Boniface de Montferrat’yı seçtiler. Fakat Boniface’ın reisliğe tayini Haçlı Seferleri’ni Papa Innocentius’un idaresinden çekip aldı.[18]

Hedef, Mısır Yerine Bizans

Haçlıların başlangıçta hedefi Kutsal Ülke’ye gitmek ve Kudüs’ü tekrar zapt etmekti. Bunun için de önce Mısır’a saldırıp İslam’ın gücünü yok etmek gerekiyordu. Fakat Venedik’in işe karışması seferin kaderini etkiledi. Venedik’in Mısır ile ticari bağlantıları vardı. Mısır’a yapılacak bir Haçlı seferi Venedik’in çıkarlarına uygun düşmüyordu.[19]

Haçlılardan az bir kısmı Venedik ile yapılan anlaşmayı kuşku ile karşıladı. Autun piskoposu kendi birliğini doğrudan doğruya Marsilya’dan Suriye’ye götürdü. Renaud de Dampierre idaresindeki Haçlıların ise Venedik’te durmaktan canları sıkıldı; bunlar Akka’ya yelken açmak üzere kendi imkânlarıyla hazırlığa başladılar. [20] Bundan başka, Mısır’a taarruz etmek kararı aşağı tabakalara mensup Haçlılar arasında bir tür memnunsuzluk doğurmuştu. Bunlar Kutsal Ülkeyi kurtarmak için yapılan çağrıya uymuş olup başka bir istikamete hareket etmenin gerekliliğini bir türlü anlayamıyorlardı. Bunların hoşnutsuzlukları, Mısır’a karşı yapılacak bir taarruza yardım etmek istemeyen Venediklilerce de gizliden gizliye körüklenmekteydi.

Haçlıların, Venedik diplomasisinin bu kurnazca hilekârlığını anlamış oldukları hususu pek kesin değildir. Ama bunlardan biri veya diğeri, aldatılmış olduklarının farkına varmış bile olsa, buna karşı her hangi bir tepki göstermemiştir. Venedik ile imzaladıkları anlaşma Haçlıları tamamıyla deniz cumhuriyetinin eline teslim etmekteydi; çünkü bunlar ödemeyi vaat etmiş oldukları 85 bin markı bir araya getiremediler. 1202 Haziranında ordu Venedik’te toplanmış bulunuyordu; ancak para hazır olmadığı için cumhuriyet bunlara nakliye gemileri vermeyi reddetti. Haçlılar küçük San Niccolo di Lido adasında bulunan ordugâhlarında, borçlandıkları Venedik tacirleri tarafından mütemadiyen sıkıştırılıyor ve borçlarını hemen ödemedikleri takdirde yiyecek maddelerinin tamamıyla kesilmesiyle tehdit olunuyorlardı. Eylül ayı geldiğinde artık Haçlılar Venedik’in kendilerine koşacağı her türlü şartı kabul etmeye hazır bir durum içine girmişlerdi. Roma’da papa ile tatminkâr olmayan bir buluşmadan sonra yaz aylarında Haçlı ordugâhına gelmiş bulunan Boniface, Venediklilerle işbirliği yapmaya hazırdı. Birkaç on yıldan beri Venedik cumhuriyeti ile Macar kralı arasında Dalmaçya’ya hâkimiyet meselesinden plansız bir çete savaşı sürüp gitmekte olup bölgenin anahtarı mesabesinde bulunan Zara şehri[21] kısa bir müddet önce Macar hâkimiyetine geçmişti. İşte şimdi Haçlılar, Zara’nın geri alınması için kısa bir sefere iştirak ettikleri takdirde asıl haçlı seferinin başlayabileceği ve nakliye borcunun ödenmesini ertelenebileceği tebliğ olundu. Papa bu tekliften haberdar olunca, bunun kabulünü yasaklamak üzere derhal elçiler gönderdi. Ancak Haçlıların, bu teklifin ahlaki cephesi üzerinde ne düşüncede olurlarsa olsunlar, bunu kabulden başka bir çareleri kalmamıştı.[22]

Donanma 8 Kasım 1202 tarihinde denize açılarak iki gün sonra Zara önüne vardı. Şiddetli bir genel hücumdan sonra şehir 15 Kasımda teslim olarak iyice talan edildi. Üç gün sonra ganimet taksimi esnasında Venediklilerle Haçlılar arasında döğüş çıktıysa da barış yeniden tesis olundu. Doge ve Boniface bundan sonra doğuya hareket için mevsimin çok ilerlemiş olduğu kararına vardılar. Ordu kış aylarını geçirmek üzere Zara’ya yerleşirken kumandanlar gelecekteki harekâtı planlamaya başladılar.[23]

Haçlı ordusu henüz Zara’da bulunurken, Boniface de Montferrat’nın aracılığıyla Philipp von Schwaber ile hapisten kaçıp yanına sığınmış olan kayınbiraderi Aleksios’dan gelen bir mesaj Enrico Dandolo’ya ulaştı. Aleksios amcasının yerine kendisini Bizans tahtına çıkardıkları takdirde Haçlıların Venedik’e olan borçlarını ödemeye, Mısır seferi için para ve yiyecek yardımı yapmaya ve Haçlı ordusuna 10.000 kişilik bir Bizans birliği vermeye hazır olduğunu bildiriyordu. Böyle bir teklif Batı dünyasının Bizans’a karşı uzun zamandır içinde biriktirdiği kızgınlık ve kıskançlık duygularını tatmin etmek fırsatını sağlayacak bir imkândı.[24]

            Teklif Haçlılara bildirilince, Haçı Müslümanlara karşı savaşmak üzere kabul etmiş olup bunun daha fazla ertelenmesini doğru bulmayan, mesela Renaud de Montmirail gibi bazıları ayaklandılar. Bunlar orduyu terk ederek Suriye istikametine yelken açtılar. Diğer bir kısım Haçlı da protestoda bulunmakla beraber orduda kaldı; bazı Haçlıların tam zamanında Venedik’in yedirdiği rüşvetle ağızları tıkandı. Orta karar Haçlılar ise, Bizans’ın bütün kutsal savaşlar boyunca Hristiyanlığı hıyanet etmiş olduğu fikriyle beslenmiş ve büyümüş idiler. Bunlara göre Bizans’ın bu sefere iştirakini zorla temin etmek dindarca ve akıllıca bir iş olacaktı. Ordudaki dindar kimseler, doğru yola sırtını çevirmiş Rumları büyük kilise cemaatine geri kazanmak siyasetine sevinçle yardım ettiler. Daha dünyevi düşüncede olanlarsa, İstanbul’un ve ona bağlı parlak eyaletlerin servetini düşünüp ele geçirilecek ganimete seviniyorlardı. Aralarında bizzat Boniface’ın da bulunduğu bazı baronlar belki de daha ileri giderek, Ege denize kıyılarındaki arazi ve çiftliklerin, her türlü belaya uğramış Suriye’de bulunabilecek mülklerden çok daha çekice olduğunu düşünmekteydiler. Batı dünyasının uzun zamandan beri doğu Hristiyanlarına karşı içinde biriktirmiş olduğu bütün kızgınlıklar, Haçlıların umumi efkârını tamamıyla kendi taraflarına çekmek işini Dandolo ve Boniface için kolaylaştırmıştı.[25]

Bu arada Papa, Zara’nın zaptına son derece kızıp herkesi aforoz etmişti. Fakat Haçlılar buna mecbur kaldıklarını söylüyorlardı. Papa hemen yumuşadı ve Haçlıların aforozunu kaldırdı. Venediklileri affetmedi. Enrico buna aldırmadı bile.[26]

Bizans imparator adayı Aleksios 25 Nisan 1203’de Zara’ya geldi ve Haçlılar tarafından imparator ilan edildi! Donanma Draç ve Korfu adasına uğradıktan sonra nihayet denize açılıp 24 Haziran 1203’de İstanbul önüne geldi. Haçlılar bu muhteşem şehri görünce çılgına döndüler. Tarihçi Geoffroi de Villehardouin “İstanbul’u daha önce hiç görmeyenler, koca dünyada böylesine güzel bir yer olabileceğini hiç tahmin etmemişlerdi. Tahtı gasp etmiş olan III. Aleksios onları yiyecek ve parayla defetmeye çalıştı. Ama Haçlılar imparatorluk tahtını hakiki varisine iade etmekle kararlı idiler. Surların yanına sokulan geminin güvertesinden genç prensi göstererek ‘İşte asıl efendiniz. Şimdi itaat ettiğiniz adamın imparatorunuz olmaya hakkı yok’ diye haykırdıklarını” yazmaktadır. [27] Haçlılar önce Galata’da karaya çıkarak Haliç’e girişi kapayan zinciri parçaladılar ve gemilerini Haliç’e soktular. Aslında imparator III. Aleksios Haçlıların gelişine karşı ciddi bir önlem almamıştı. Bununla beraber Haçlılar Haliç surlarına hücum edince askerlerle birlikte sivil halk da büyük bir gayretle şehri savundu. Fakat 17 Temmuz günü Venedikliler surlarda gedik açınca imparator III. Aleksios o gece ailesini ve hazinesini yanına alıp şehirden kaçmaya yeğledi. Halkı kendisini sevmiyordu. Askeri gücü paralı askere dayanıyordu. Bunların çoğu da Frank asıllı idi. Haçlılara karşı onlara ne kadar güvenebilirdi. Muhafız birliği kendisine sadakatle bağlı görünüyordu. Ama bunlar da, ya İngiliz ya da Danimarkalı idi. En iyisi kaçıp canını kurtarmalıydı.

Bizanslılar ertesi gün uyandıklarında imparatorlarının olmadığını gördüler. Buldukları hal çaresi son derece parlaktı: Hükümet hapiste bulunan eski imparator II. Isaakios’u yeniden tahta çıkararak, Enrico Dandolo’ya taht iddiacısının babası tahta çıkarıldığı için artık savaşa gerek kalmadığını bildirdi. Haçlı saldırısı durduruldu ama Haçlıların ödüllerinden vazgeçmeye hiç niyetleri yoktu. Özel bir görüşmede Geoffroi de Villehardouin yerine oturtulan Isaakios’a, Haçlıların oğlu ile münasebetlerini anlattı ve “Oğlunuza yaptığımız iyiliği biliyorsunuz ve onunla anlaşmamızın şartlarına sadık kaldığımızın da farkındasınız. Ancak bizimle yaptığı anlaşma için garanti vermesi gerek; aksi halde onun buraya gelmesine izin veremeyiz. Dolayısıyla kendisi oğlunuz olarak, sizin de anlaşmayı, kendi kabul ettiği şartlarla, kabulce tasdik etmenizi istiyor” dedi.[28]

Isaakios şartların ağır olduğundan yakındı ama anlamayı imzaladı. Bu anlaşma sevinç gösterileri ve ziyafetlerle kutlandı. Taht iddiacısı prens 1 Ağustos 1203 günü Ayasofya’da yapılan törenle IV. Aleksios unvanını alarak babasıyla birlikte imparator ilan olundu. Şimdi sözünü yerine getirmeliydi. Haçlılar vaat edilen parayı ve Bizans kilisesinin Papa’ya boyun eğmesini bekliyordu. Kör ve ihtiyar babası Isaakios sevdiği müneccimlerle odalara kapanıp gelecek için çare bulmaya çalışırken, genç IV. Aleksios tahta varis iken vaatler yapmanın kolay, imparator olunca ise bunları yerine getirmenin zor olduğunu anladı. Roma’nın üstünlüğünü kabul için yaptığı baskı, hem din adamlarını hem de halkı çok kızdırmıştı. Vaat edilen paraya gelince, bu para yoktu. Bizans iflas durumundaydı. Her borçlunun her zaman yaptığı gibi, Aleksios da işi savsaklamaya başladı. Kısa zamanda parayı bulamayacağını ve Paskalya’ya kadar beklemelerini söyledi. Haçlılar çok kızdılar. Daha aylarca beklemek istemiyorlardı. Fakat parayı almadan da gidemiyorlardı. Enrico Dandolo ise mübalağalı isteklerle işi daha da zor hale sokuyordu. İki taraf arasında her an bir çarpışma çıkabilirdi. Başkent halkı büyük bir endişe içindeydi.[29]

Sokaklarda çalımlı çalımlı dolaşan mağrur Haçlı şövalyeleri İstanbulluları kızdırıyordu. Ticaret durmuştu. Sarhoş batılı savaşçı grupları mütemadiyen civar köyleri yağmalıyorlardı. Şehir surları dışında kimse hayatından emin değildi. Bir taassup krizine tutulmuş birkaç Fransız, ziyaret ve ticaret için Bizans’a gelen Müslümanlara mahsus olarak inşa edilmiş bir mescidi ateşe verince şehrin bütün bir mahallesi korkunç yangına kurban gitti.[30] Diğer taraftan Haçlılar da Bizanslılar kadar gayrı memnun ve kızgındılar. Ancak bu yangından sonra hiçbir Haçlı İstanbul’da oturmaya cesaret edemedi; zira halk burnundan soluyordu. Ocak ayında Haçlılara karşı duyulan öfke ve nefret ayaklanmaya dönüştü. IV. Aleksios, amcasının damadı Aleksios Murtzuphlos[31] tarafından tahtan düşürülmeye çalışıldı. Ama iş sonuçsuz kaldı.[32]

Nihayet doge Enrico Dandolo durumun böyle devam edemeyeceğine karar verdi. İmparatora gönderilen elçi heyeti çok sert bir ültimatom verdi. Geoffroi de Villehardouin, “Bizanslılara açıkça meydan okuyan bu mesaj derinden sarstı. Şimdiye kadar hiç kimsenin Bizans imparatoruna kendi sarayında bu şekilde bir hitapta bulunmadığını ve kendilerinin cürette çok ileri gittiğini belirttiler. Salonda kızgın sesler yükseldi. İmparator suratını astı, kaşlarını çattı ve Haçlılar hemen oracıkta paramparça edilmekten korktukları için alelacele çıkıp gittiler[33] diye yazmaktadır. Ancak sadece saray değil, halk da öfke doluydu. Bu ziyaretin arkasından halk Ayasofya’ya koşarak imparatorun tahtan indirilmesini istediler. Genç imparator en güvendiği danışmanı Aleksios Murtzuphlos tarafından yakalanıp hapse atıldı ve orada boğduruldu. Babası ihtiyar imparator Isaakios da birkaç gün sonra öldü. Başkent halkının onayı ile Murtzuphlos kendini imparator ilan etti ve V. Aleksios unvanı ile tahta çıktı.[34]

İstanbul’un Zaptı ve Yağmalanması

Bu saray ihtilali haçlılara karşı açıkça bir meydan okumaydı. Venedikliler haçlılara çoktan beri alınabilecek en etkili tedbirin İstanbul’u hücumla zapt ve batılı bir kimseyi orada imparator ilan etmekten ibaret olduğunu söyleyip durmaktaydılar. Bu tavsiye şimdi artık haklı görülmekteydi. Fakat İstanbul’a bir imparator seçmek hiç de kolay değildi. Bütün mart ayı boyunca bu sorun Galata’daki ordugâhta tartışma konusu oldu.

Bazı kimseler, böylece her iki imparatorluğu da birleştirmek üzere, Philipp von Schwaben’in imparator seçilmesinde ısrar etmekteydiler. Fakat Philipp çok uzaktaydı. Aforoz edilmişti ve tek kudretli bir imparator fikri Venediklilerin hiç de hoşuna gitmiyordu. Görünürde en güçlü aday Boniface de Montferrat idi; fakat Venedikliler bu hususta da Enrico Dandolo’nun ona olan sempatisini belirtmesine rağmen, rızaları olmadığını bildirdiler. Onların çıkarları bakımından Boniface gerektiğinden fazla hırslı idi. Boniface’ın ayrıca Cenevizlilerle de ilişkisi vardı. Nihayet, şehir alınır alınmaz altı Frank ile altı Venedikliden meydana gelen bir şuranın bir imparator seçmesi kararlaştı. Eğer imparator, görünüşe göre en iyi çözüm olarak, bir Frank olacak olursa, patrikliğe bir Venedikli seçilecekti. İmparatora, şahsi mülkü olarak büyük imparatorluk sarayı Blakhernae ile şehrin ve imparatorluk topraklarının dörtte biri verilecekti. Geri kalan dörtte üçün yarısı Venediklilere, diğer yarısı Haçlı şövalyelerine verilecek ve tek tek iktalar halinde bunlar arasında paylaşılacaktı. Doj’dan gayrısı, bütün ikta sahipleri imparatora biat edeceklerdi. Böylece her şey “ Tanrı’nın, papanın ve imparatorluğun şerefiyle mütenasip olarak” en mükemmel şekilde tanzim ve tespit olunmuştu. Seferin her hangi bir tarihte inançsızlara karşı yürüyüşe devam edip etmeyeceği sorunu bir kenara bırakılmıştı.[35]

6 Nisan 1204 ‘de yapılan ilk Haçlı saldırısı büyük kayıplara rağmen durduruldu. Fakat 1 hafta sonraki saldırıda şehir düştü (13 Nisan 1204). İmparator, patrik ve pek çok asilin kaçıp gittiği her türlü savunmadan yoksun şehir, Büyük Saray’a gelip yerleşen Enrico Dandolo ve Haçlı kontlarının izniyle üç gün boyunca yağmalanıp tahrip edildi.[36]

Haçlılar İstanbul’u, 1099’da Kudüs’ü zapt ettiklerinde yaptıkları korkunç katliama benzer düşen bir vahşetle yağmalamışlardı. Olayın görgü tanığı Batılı yazarlar bile, Haçlıların vahşet ve çılgınlığından dehşete düşmüşlerdi; kaleme aldıkları eserlerinde bu olay yüzünden duydukları utancı açıkça belli etmişlerdir[37]. Aynı zamanda İslam kaynaklarında bu olaya baktığımızda “Müslümanların kanı Kudüs sokaklarında dolaşan Haçlıların diz kapaklarına kadar ulaşıyordu” diye geçerken, S. Runciman’ın adı geçen eserinde bu olay eşi benzeri görülmemiş şekilde anlatıyordu. Buradan gördüğümüz üzere Batılı kaynaklar olaya tek taraflı bakarken, Müslümanlara yapılan zulümleri görmezden geliyorlardı.

900 yıl boyunca Hristiyan dünyasının merkezi olan İstanbul bu yağma sonunda bütün ihtişamını, zenginliğini, sanat eserlerini, her şeyini bir daha yerine gelmeyecek şekilde kaybetti. Bütün kiliseler, manastırlar, saraylar ve kütüphaneler yağma edildi. Paha biçilmez sayısız ikon, kutsal emanet ve değerli eşya ya üzerlerindeki altın, gümüş ve kıymetli taşlar sökülüp alınmak maksadıyla parçalanıp tahrip edildi veya çalınıp götürüldü. Hristiyanlığın en kutsal kilisesi Ayasofya’ya atlarıyla dalan Haçlı savaşçıları duvarları süsleyen ikonları, ipek halıları çaldılar veya yırtıp parçaladılar. Aziz tasvirleri ve kutsal kitaplar üzerinde tepinip şarkı söyleyen sarhoş askerler sanki Batı’nın uzun zamandan beri Bizans’a duyduğu nefreti kusmaktaydılar.

Blakhernae’deki Kutsal Meryem Kilisesi de aynı akıbete uğradı. Venedikliler imparatorluk merkezindeki kültür ve sanat eserlerinin birçoğunu toplayıp kendi şehirlerinin kiliseleri, saraylarını, meydanlarını süslemek üzere alıp götürürlerken, Fransız ve Flamanlar taşıyabilecekleri eşya dışında her şeyi en ilkel insanlara yaraşır şekilde tahrip ettiler. Ganimetlerin bir kısmı hala Venedik’te sergilenmektedir. Çalınan eşyaların en değerlilerinden olan ve Hipodromdan alınıp götürülen dört at heykeli, ünlü San Marco Kilisesi’nin kapısı üzerinde durmaktadır.

Tarihçi Geoffroi de Villehardouin, “ Ganimet! Ah, o ganimet” diyor ve “ Dünya kurulduğundan beri hiçbir şehirden bu kadar çok ganimet elde edilmemiştir.[38] O üç günde o kadar yağma yapılmıştı ki, kimse hesaplayamadı.

Haçlılar sadece yağma ve tahriple yetinmediler. Savunmasız halka reva gördükleri muamele en soğukkanlı insanı bile isyan ettirecek kadar korkunçtu. Sokaklarda naralar atarak çılgınca koşuşan yaya Haçlı askerleri veya yere diz çöküp merhamet dilenen zavallı halkın üzerine acımasızca atlarını süren şövalyeler erkek, kadın, yaşlı, çocuk demeden herkesi öldürüyor; fakir evlerini bile tahrip ediyorlardı. Saraylılar, asiller, genç kadınlar, kızlar hatta rahibeler bile gözü dünmüş Haçlıların tecavüzüne kurban oldular. Üçüncü günün sonunda “Şehirler Kraliçesi” olarak adlandırılan İstanbul bir harabeye dönmüş, vahşi ve medeni Avrupalı barbarların ayakları altında serilmiş yatıyordu.

IV. Haçlı Seferinin Sonucu ve Latin İmparatorluğu’nun Kuruluşu

Haçlılar bundan sonra İstanbul’da Latin İmparatorluğu adı altında 57 yıl (1204-1261) sürecek bir hâkimiyet kurmuşlar idi. Haçlılar şehri tamamen ele geçirdikten sonra geriye kalan tek şey bir imparator seçmekti. Bu konuda Boniface hala kendinin tahta seçileceğini ummaktaydı. Öyle ki bu düşünceyi kuvvetlendirmek içinde Isaakios’dan dul kalan eşinin hayatını kurtarıp onunla evlenmişti. Fakat Venedikliler onu seçmeyi hiç istemiyorlardı. Çünkü onlara göre Boniface güçlü biriydi ve kurulacak bir krallıkta böylesine güçlü biri yerine daha asil biri olmakla beraber Boniface’e nazaran daha zayıf birinin olması onların işine daha çok gelecekti. Bu düşünce için Flandre kontu XI. Baudouin biçilmiş kaftan gibiydi. Hem asil ve servet sahibi hem de oldukça uysal ve tahta oturduktan sonra söz dinleyecek biriydi.

Kurulan Latin İmparatorluğu’nda taç elde edemeyen Boniface, Selanik ile birlikte Makedonya bölgesinin kralı olmuştu.

Ancak Latinler İstanbul’u zapt ederek tüm imparatorluğu ele geçirmiş olamadılar. Çünkü daha birkaç yıl geçmeden Bizans’ın uzantısı olan üç devletçik çoktan kurulmuştu.

Bizans’ın önceki imparatorlarından I. Andronikos’un iki torunu Aleksios ve David Komnenos[39], Trabzon merkezli bir devlet kurdular. Eski imparatorların kuzeni tarafından Epiros[40] bölgesinde bir devlet daha kurulmuştu. Üçüncü ve son kurulan devlet ise imparator III. Aleksios’un damadı tarafından İznik’te kurulmuştu. Adı geçen bu devletlerin yanı sıra, bu zamanlarda iyice güçlenmiş Bulgar Çarlığı ile de uğraşmak zorunda kalan Latin İmparatorluğu 1261’de İznik Bizans Devleti tarafından varlığına son verilmiştir.[41]

Dördüncü Haçlı Seferi’nin sonucunda Müslümanlara hiçbir zarar gelmemişti. Aslında başından beri Doğu’daki din kardeşlerine yardım sözüyle çıkılmıştı bu yola. Ancak asıl düşüncelerinin Bizans’ı ortadan kaldırmak ve onların hüküm sürdüğü Anadolu’dan Türkleri atarak bu bölgeleri ele geçirip tek hâkimi olmaktı. Ama Türkleri Anadolu’dan çıkarmanın o kadar kolay olmadığı gibi Türklerin Anadolu’ya hâkimiyeti de kesin şekilde yerleşmişti. Ancak Bizans’a duydukları nefret tutkusundan vazgeçmeyen Avrupalılar, Bizans’ın zaaflarından da yararlanarak asıl emellerine Dördüncü Haçlı Seferi ile ulaşmıştı. Öyle ki İstanbul kilisesinin Roma’ya bağlanması bu seferin ana amacıydı. Ve bu şimdi gerçekleşmişti. Artık Doğu Roma İmparatorluğu yoktu. Her ne kadar 57 yıl sonra Bizanslılar tarafından tekrardan kurulmuş olsa da, geriye kalan yıkıntının üstüne devletlerini yarım yamalak kurabilmişlerdi. Artık eski gücüne ve ihtişamına sahip değildi.[42]

IV. Haçlı Seferi harekâtında Haçlıların Bizans’a vurmuş olduğu darbe ile Anadolu’da bulunan Selçuklu hâkimiyetini güçlendirmesine sebep olmuştur. Türkiye Selçuklu Devleti’ne artık batıdan gelebilecek önemli bir tehdit kalmadığından Anadolu’da rahatça yayıla bilme imkânı bulmuştu. Akdeniz kıyılarını ve Karadeniz kıyılarından birkaç bölgeyi ele geçirerek dış dünyaya açılmak için aradığı limanlara kavuşmuş oldu. Anadolu ticaret yollarının önemi sayesinde dünya ticaretinde yer alan Selçuklular, aynı zamanda Anadolu’dan Suriye’ye kadar uzanan bölgede siyasi nüfusunu arttırmıştır.[43]

Bu sırada doğu ve batı Hristiyanlığı arasındaki kin ve nefret duyguları katlanarak artmıştı. Kiliseler tekrardan ayrılmıştı. Papanın Hristiyan kiliselerini tekrar birleştirmek için giriştiği iyi niyetli davranışlar kabul görülmemişti. Çünkü batının barbarlıkları hiçbir zaman unutulmayacak şekilde hafızalarına kazınmış idi. Her ne kadar daha sonraları gelecek olan Hristiyan hükümdarlar, Türklere karşı birleşmek amaçlı bir cephe kurmak gibi bir niyetle Roma ile birleşmek istemişlerse de, halkları onları takip etmeyi kabul etmemişlerdi. Onlar IV. Haçlı Seferi’ni akıllarından çıkaramıyorlardı. Belki bu olaylar olmasa bile Roma Kilisesi ve Doğu Kilisesi’nin ayrı yollarda olmasa önüne geçilemeyecek bir şeydi, ancak bu olay ile iki kilise arasında ki tüm ilişki koparılmış oldu. Artık birkaç sonradan gelecek olan hükümdar ne yaparsa yapsın, doğu Hristiyanlarının kalbindeki ayrılık unutulmaz ve kesindi.[44]

KAYNAKÇA

DEMİRKENT, Işın, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 2004.

RUNCIMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, çev. Fikret Işıltan, c: 3, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara, 1987.

ASBRIDGE, Thomas, Haçlı Seferleri, çev. Ekin Duru, Say Yayınları, İstanbul, 2014.

DEMİRKENT, Işın,  “ Haçlılar”, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: XIV, TDV Yayınları, Ankara, 1996.


*Erzurım Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümünde okuyup hala öğretim görmektedir.

[1] İbrahimi dinler Musevilik, Hristiyanlık ve İslam için önem arz eden, günümüzde üzerlerinde Filistin ve İsrail’in bulunduğu topraklara verilen isimdir.

[2] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, Dünya Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul 2004, s.1

[3] Öğreti ve kilise düzeni ile ilgili sorunları çözmek için toplanan piskopos ve din adamlarından oluşan kurul.

[4] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.1

[5] Mısır ve Suriye sultanı, Eyyubi hanedanının kurucusu olan hükümdar.

[6] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.167.

[7] 1081-1185 yılları arasında Bizans’ı, 1204-1461 yılları arasında da Trabzon’u yöneten hanedandır. Komnenoslar 100 yıl kadar tahta kesintisiz kalmayı başarmış nadir Bizans hanedanlarından biridir.

[8] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.168.

[9] Biat eden kimse.

[10] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.168.

[11] Öğüt niteliğinde dini konuşmalar yapan kişi, papaz.

[12] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.168.

[13] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.168.

[14] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, c: 3, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara 1987, s.95.

[15] Venedik ve Cenova cumhuriyetlerinde ülkeyi yöneten dük’e verilen isim.

[16] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.169.

[17] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.100.

[18] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.169.

[19] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.101: Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.170.

[20] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.101.

[21] Zadar olarak da bilinir. Dalmaçya’nın eski başkentidir. Ve şuanda Hırvatistan topraklarında bulunmaktadır.

[22] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.101.

[23] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.102.

[24] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.172.

[25] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.103.

[26] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.172.

[27] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.172-173: Steven, Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.104.

[28] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.173.

[29] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.173-174.

[30] Işın Demirkent, “ Haçlılar”, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: XIV, TDV Yayınları, Ankara 1996, s.538

[31] Murtzuphlos, onun lakabı olup “ Çatık kaşlı” anlamına gelmektedir.

[32] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.174: Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.106.

[33] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.174.

[34] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.174-176.

[35] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.107-108.

[36] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.176-177.

[37] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.177.

[38] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.177.

[39] Trabzon İmparatorluğu’nun son imparatorudur.1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Trabzon İmparatorluğu yıkılınca ailesiyle birlikte Edirne’ye yerleştirildi. Ancak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın eşi olan yeğeni ile yazışmaya başlaması Osmanlılar tarafından ihanet olarak görülmüştür. Fatih’in emriyle ailesi ile birlikte İstanbul’da idam ettirilmiştir.

[40] Yunanistan’da bulunan bir bölgedir.

[41] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.180.

[42] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.180.

[43] Işın Demirkent, Haçlı Seferleri, s.180: Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.115.

[44] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, s.116.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir