Kalkolitik Çağ

“Bakır-Taş Devri” olarak Türkçeleştirilen Kalkolitik Çağ, Türkiye kültür silsilesinde, Paleolitik/Epipaleolitik Çağ’dan sonra bilgi açısından en kısıtlı olduğumuz çağdır.

Taş aletler yanında bakırın da kullanılmaya başlamasından dolayı Kalkolitik Çağ olarak adlandırılan bu dönemin, Geç Neolitiğin bir devamı olyduğu Hacılar, Canhasan, Kuruçay gibi yerleşim yerlerindeki devamlılıktan anlaşılmaktadır.

Bu çağda da, Neolitikde olduğu gibi, bölgesel özellikler hakimdir. Kalkolitik Çağ Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç evrede incelenir.
Anadolu’da bugüne kadar tanınan en gelişmiş Erken Kalkolitik kültür Hacılar’da karşımıza çıkmaktadır. 

Kare ya da dikdörtgen planlı, taş temelli, kerpiç yapılar düz damlıdır. Evler arasındaki dar sokakları ve yerleşmenin etrafını çevreleyen kerpiç koruma duvarı ile Hacılar bir kent görünümündedir. Bitişik düzendeki evlere geniş avludan açılan kapılardan girilir. Evlerdeki geniş mekanlarda küçük bir kutsal alan, işlik, kuyu ve çanak çömlek atölyeleri bulunmaktadır.

Geç Kalkolitik Çağın Batı Anadolu’daki önemli yerleşme birimlerinden biri de Beycesultan’dır.

Dikdörtgen planlı kerpiç yapıların bazıları uzun ve (MEGARON) tipini andırmaktadır. Yapıların içinde duvarlara destek görevi yapan payeleri, ocak yerleri, duvar kenarlarında sekileri, içleri sıvalı silo / erzak bölümleri bulunmaktadır. Beycesultan’da bir çömlek içinde ele geçmiş olan gümüş yüzük, bakır aletler, hançer parçası ve üç iğne maden aletler bakımından önemli bir grubu oluşturur. Geç Kalkolitik Çağ seramiği gri, siyah, kahverengi zeminli ya da bu renkler üzerine beyaz geometrik boyalı, bazıları çizi bezelidir.

Kalkolitik Çağ’da Anadolu’da ölü gömme adetleri bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Ölüler yerleşim yeri içine veya yerleşim yeri dışına toprak, küp ya da taş sanduka biçimli mezarlara gömülmüş, yanlarına ölü hediyesi olarak çanak, çömlek, süs eşyası ve silahlar bırakılmıştır.

Daha yoğun bir yerleşim görmüş olmasına karşın Kalkolitik Çağda da Anadolu’da bir kültür bütünlüğünden söz edilemez. Bu dönemde Anadolu’nun coğrafi ve topoğrafik konumu gereği bazı dış etkiler söz konusudur. 

DOMUZTEPE

Domuztepe

Kahramanmaraş il merkezinin 32 km güney-güneydoğusunda; Narlı Nahiye merkezinin güneybatısında Emiroğlu Köyü’nde yer alır. Carter tarafından KM 97 olarak adlandırılmıştır.

 Aksu Nehri’nin doğu kıyısında; bu nehrin Kürt Dağları’ndan getirdiği alüvyon dolgu ile oluşturduğu Maraş Ovası’nda bulunan höyük; çevresinde tarıma uygun verimli toprakları; otlakları ile yerleşmeye çok uygun bir alandadır. 

Bulunduğu ovadan 12 m yüksekte; yaklaşık olarak 18 hektarı kaplayan; oval biçimli bir tepedir.

1993 yılında E. Carter yönetiminde gerçekleştirilen Kahramanmaraş Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi’nde saptanmıştır.

1995’de sistematik yüzey toplaması ve sondaj çalışmasının ardından 1996 yılında Kahramanmaraş Müzesi ile ortak E. Carter ile S. Campbell başkanlığında; Manchester ve California üniversitelerinden karma bir ekip tarafından kazılmaya başlanmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.

Yüzey toplamalarında; höyük üzerinde; Roma’dan İslam Dönemi’ne kadar tarihlenen geç dönem yerleşmelerine ait buluntular toplanmışsa da bunlar höyüğün üçte biri kadar bir alanda yoğunlaşmıştır. Ana yerleşme dönemi; Halaf kültür dönemidir. 

Çok sayıda İlk Halaf ve Samarra çanak çömleği de ele geçmiştir. Höyüğün Halaf sonrası Obeid döneminde iskan gördüğüne işaret eden Obeid ilişkili çanak çömleklere karşılık; yerleşmenin; 5. binin sonlarında terkedildiği saptanmıştır.

Domuztepe’de kazılar üç ayrı alanda sürdürülmektedir. Bunlardan güneyde açılan Açma I’de Post-Halaf olarak adlandırılan yerleşmeye ait iki tabaka saptanmıştır. Her iki tabakada da mimari; taş temelli; dar dikdörtgen planlı yapılarla temsil edilir; Belirli birimler oluşturacak şekilde gruplanmışlardır. Yapılar çok büyük olmamakla birlikte duvar kalınlıkları 1.20 m’yi bulur.

 Höyük stratigrafisinin saptandığı Açma II’de sekiz tabaka ortaya çıkartılmıştır. Mimari; dörtgen ve yuvarlak planlardan oluşur. İki adet geleneksel Halaf türü tolos ortaya çıkartılmıştır. Çalışılan 3. alan olan; höyüğün kuzeybatısındaki Açma III’de bulunan yoğun sığır kemikleri; binanın (olasılıkla) kasaplık faaliyetlerinin yürütüldüğü alan olduğunu göstermektedir.

Bir çanağa ait olan parçalar üzerinde başsız iki yatay figür; bir ağaç ya da çalı ve ayakta kuşlar vardır. Bu sahne Ölüm Çukuru ile ilişkilendirilmiştir.

Yüzeyden toplanan el yapımı Halaf çanak çömleğinin; çok düzgün; yumuşak yüzeyli olduğu görülmekte; cidar kesitlerinden iyi pişirildiği anlaşılmaktadır.

Halaf sonrası yerleşmesinde ele geçen çanak çömlek özellikleri; teknik açıdan Halaf özellikleri gösterir. Ancak bazı öğeler Obeid paralellerine işaret eder. Halaf çanak çömleklerinin yanı sıra farklı bir gelenekte açkılı çanak çömlekler; kaba yapım kazı bezekliler bulunmuştur. Domuztepe yerleşmesine özgü dokuma bezekler; kabartmalar; farklı renk ve teknikte boya bezekliler kullanılmıştır.

Domuztepe yontma taş endüstrisi hammaddesi çakmaktaşı ve obsidiyendendir. Obsidiyen okucu yapımında; kazıma ve kesme işlerinde kullanılmasının yanısıra sıklıkla boncuk; uç; kap; plaka üretiminde de kullanılmıştır. Yonga üzerine yapılmış minyatür balta başlarından biri kahverengi; diğeri yeşil; üçüncüsü ise siyah renkli obsidiyendendir. 

Höyüğün güney kesimindeki; Açma I’deki yuvarlak (tolos) yapının altında ortaya çıkartılan küçük çukur; domuztepe ölü gömme gelenekleri ile ilgili ilginç bilgiler sağlamıştır: Çukurun tabanına taşlar; taşların üzerine ise altı ile dokuz arasında kafatası yerleştirilmiştir. Kafataslarının daha yerleştirilme sırasında tahrip olduğu anlaşılmıştır.

Çukurun kuzey köşesinde bir grup uzun kemik bulunmuştur. Kemiklerin yanmış kerpiç ve kül karışımı ile birlikte bulunması ve/fakat çukurda yanma izine rastlanmaması özel bir ölü gömme işlemine işaret etmektedir.

Yapılan Araştırmalarda 256 yerleşim yeri tespit edilmiştir.

Anadolu’da Halaf Kültürünün belirleyici unsurlarından olan yuvarlak planlı Tholos adı verilen yapılar önemlidir.

DEĞİRMENTEPE

Değirmentepe Höyüğü

 Malatya il merkezinin yaklaşık 24 km kuzeydoğusunda; Battalgazi (Eski Malatya) İlçesi’nin kuzeydoğusunda; İmamlı Köyü ile Adagören Köyü’nü birleştiren stabilize yolun hemen kuzey yanındaydı. Fırat Nehri üzerinde kurulan Karakaya Baraj Gölü suları altında kalarak günümüzde tamamen yok olmuştur.

Fırat Nehri kıyısında (günümüzde; nehirden yaklaşık 40 m uzakta) yer alan höyüğün ilk yerleşmesi; nehrin kenarındaki doğal konglomeratik bir yükselti üzerinde konuşlanmıştı.

Höyük; su altında kalmadan önce; Fırat Nehri kıyısı düzleminden 12 m; güneyindeki yol seviyesinden 4.5 m yüksekliğinde; kuzey-güney yönünde 125 m; doğu-batı yönünde 200 m uzunluğunda; üstten bakıldığında kabaca “8” biçimli orta boyutlu bir tepeydi.

İlk defa Aşağı Fırat Havzası Yüzey Araştırması’nda 1977 yılında saptanmış; 1978 -1986 yılları arasında; Karakaya Barajı’nın suları altında kalana dek; İstanbul Üniversitesi; Edebiyat Fakültesi; Prehistorya Anabilim Dalı üyelerinden oluşan bir ekip tarafından U. Esin başkanlığında kazılmıştır.

 8 mevsim süren bilimsel kazılar sonucunda tepede Kalkolitik Çağ’dan Ortaçağ’a kadar yerleşimlerin (Ortaçağ-Son Roma Dönemi; Demir Çağı; Orta ve Son Tunç Çağ (tabakasız); İlk Tunç Çağı; Kalkolitik Çağ; ana toprak) olduğu ortaya çıkmıştır.

Değirmentepe’nin genel tabakalanma içinde 6-11. tabakaları kapsayan Kalkolitik Çağ’a ait düzenli bir plan veren taş temelsiz kerpiç mimari ile karşılaşılmıştır. İçlerinde 7. tabaka; buradaki köy yerleşmelerinin niteliğini saptamak açısından en iyi bilgileri sağlayan tabakadır. Bu tabakada görülen mimari; çeşitli boyutlarda çok odalı yapı birimlerinin; belirgin ve önceden düşünülmüş bir planda birbirine bitişik dizilmesiyle oluşturulmuş bir plandadır. 

Yapıları planlayanlar mümkün olduğu kadar mekanların simetrik bir şekilde oturtulmasına dikkat etmişlerdir. Gerektiğinde eklemelerin de yapıldığı izlenmektedir. Bazı yapı birimleri; ailenin kalabalık veya toplum içerisinde farklı statüde oluşundan dolayı daha büyük yapıldığı sanılmaktadır.

Ortadaki büyük mekanların içinde kısa duvarda bir fırın ile ortada bir ocak yerinin yer aldığı gözlenmektedir. Çoğunlukla tüm mekanlar sıvanmış; bazıları ise kireç ile badanalanmıştır. Önemli mekanlarda bu badananın birkaç kez tekrarlandığı gözlenmektedir. 

Kırmızı renkteki aşı boyası ile şematik duvar resimleri genelde bu büyük mekanların duvarlarına beyaz badana üzerine yapılmıştır. 

Olasılıkla yandaki kanatların iki katlı; ortadaki büyük mekanın ise yüksek tavanlı ve tek katlı olduğu yorumu ileri sürülebilir. Orta mekan günlük yaşam; kanatların altı depo; üstü ise yatak odaları olarak kullanılmış olabilir. 

Köye girişin nasıl olduğu ve bu girişin hangi yönde olduğu da saptanamamıştır. Yine olasılıkla bu girişin Fırat Nehri’ne bakan kısımda olduğu sanılmaktadır.

Höyüğün Kalkolitik Çağ tabakalarında Obeid Dönemi’ne tarihlenen yeşilimsi bej; grimsi pembe renklerde ince hamurlu; çok azı ince kırmızı astarlı; çoğunlukla hamur renginde yüzeyli maldan parçalar bulunmuştur.

Değirmentepe için en önemli grubunu “bulla” adı verilen mühür baskılı kil topancıklar oluşturmaktadır. “Bulla”lar; çömlek ve sepetlerin içindeki ticari malzemenin; eksilmeden ve çalınmadan alıcıya ulaşması için bu kapların ağzına bağlanan; ipin üstüne kil daha yumuşakken bastırılarak ve üzeri yollayıcının mühürü ile damgalanan kil topanlarıdır. 

Değirmentepe’deki Kalkolitik Çağ tabakalarından herhangi bir maden buluntu ele geçmemiştir. Buna karşın mekan dolguları ve fırınların yakınından in situ olmayan bakır cürufları bulunmuştur.

eğirmentepe’nin özellikle işlik ve avlu olarak kullanılan mekanlarında onbinlerce çakmaktaşı parça ve artıklarının; sanki deri çuvallardan dağılmış gibi bulunuşu; burada yaşayanların bu yıldız biçimli nesneleri ürettikleri ve belki de değiş tokuş yöntemi ile sattıklarını akla getirmektedir.

Değirmentepe’nin Kalkolitik Çağ’a tarihlenen tabakalarında bebek ve çocuk ölülerinin; ev tabanlarının altına büyük çömlekler içinde veya tahıl depolamak için kullandıkları pişmemiş topraktan yapılmış petek adı verilen silindir biçimli kaplara koyarak gömmüşlerdir.

 Genelde tüm ölülerin büzülmüş durumda gömüldükleri izlenmektedir. Erişkinlerin ise yerleşme dışındaki bir mezarlığa gömüldükleri sonucu çıkartılmaktadır. 

 İskeletleri incelenirken bebek ve çocuk kafataslarında; ebeveynleri tarafından yapılmış bilinçli bir deformasyonun var olduğunu saptamıştır Kız bebeklerin kafaları doğumdan hemen sonra sıkıca bağlanarak başın ince uzun olması sağlanmaya çalışılmıştır. Değirmentepe’de yaşayan kabilenin özellikle kızlarına; dinsel ya da güzellik simgesi amacıyla bu işlemi gerçekleştirdikleri kabul edilmektedir.

Değirmentepe’nin Obeid Dönemi iskancıları; koyun; keçi; sığır; domuz; eşek ve köpeği evcilleştirmişlerdir.

Tüm bulgular; burada oturanların yoğun ticaret yaptıklarını göstermektedir. Kent uygarlığının öncüsü; küçük de olsa önemli bir ticaret yerleşmesi ile karşılaşılmıştır. 

AŞAĞI PINAR

 Kırklareli il merkezinin hemen güneyinde; kentten güneye doğru uzanan Asilbeyli köy yolunun doğu kenarında; kent mezbahasının tam karşısındadır.

M. Özdoğan yönetiminde Trakya ve Marmara Bölgesi’nde yapılan yüzey araştırmasında; 1980 yılında Salhane adı ile arkeoloji metinlerine geçmiştir. Bazı yayınlarda da Kırklareli Höyüğü olarak anılmaktadır

Höyüğün kuzeyinden ve batısından bir kıvrım yaparak Haydardere geçmektedir. Hemen batısında; yakın zamana kadar piknik yeri olarak kullanılan alanda; kuvvetli debisi olan bir pınar bulunmaktadır.

Höyüğün üst tabakaları; olasılıkla Geç Antik Çağ’da üstüne yapılan bir tümülüs yüzünden büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Bu tümülüsün de; 19. yy’ın sonlarında; olasılıkla Kırklareli’ni işgal eden Ruslar tarafından; kıymetli mezar armağanlarını bulmak amacıyla hemen hemen tamamen düzletildiği görüşü ileri sürülmektedir.

Höyüğün tabakalanması, beş yıllık bir çalışma sonucunda, hemen hemen saptanabilmiştir.

En üstte yüzey toprağında, buradaki tümülüsün Rus işgali sırasında dağıtılan dolgusu, tümülüs yapımı sırasında hem höyükten hem de çevreden taşınan toprak ve tümülüs çevre duvarına ait kalıntılar ile karmakarışık bulgu veren 1. tabaka ile karşılaşılmıştır. Bu karışık dolgunun altında, Demir Çağı çukurları tarafından kısmen bozulan ikinci tabaka ortaya çıkmıştır. Aralarında geniş açıklıklar ile muntazam bir şekilde sıralanan yapıların bir çevre duvarı ile korundukları anlaşılmaktadır. 

 3. ve 4. tabakaların yerleşme düzeni 2. tabaka gibidir. Buna karşılık yapılar daha seyrek yerleştirilmiştir. 5. tabakada yerleşme düzeni üstteki tabakalara nazaran farklıdır. Evler düzenli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu tabakanın köyü bir savunma hendeği ile çevrelenmiştir. 6. tabakada ise birbirine yapışık ya da çok yakın inşa edilmiş yapılarla dolu olan bir Son Neolitik-İlk Kalkolitik Çağ köyü bulunmuştur. Diğer tabakalar ise Anadolu kronolojisinde İlk ve Orta Kalkolitik Çağ’a tarihlendirilmektedir.

 Neolitik Dönem (8-6. tabakalar MÖ 6400-5700) Geçiş Dönemi (Neolitik-Kalkolitik Geçişi) Kalkolitik Dönem (5-1. tabakalar MÖ 5500-4800) Tabakalanmış bu dolguların yanı sıra höyüğün güneybatısının Demir Çağı’nda kutsal alan olarak kullanıldığı ve bu alana daha sonra dağıtılacak olan bir tümülüsün yapıldığı bilinmektedir 

Aşağı Pınar’da kazının ilk sürprizi olarak değerlendirilen durum, tam anlamı ile düz bir yerleşme olarak gözlenen yerleşmede dağıtılmış bir tümülüse ait izlerin ortaya çıkmasıdır.

Kalkolitik höyükten çekilen toprakla MÖ 6. ya da 5. yy’da yapılan tümülüs 38 m çapındadır. Taş bir temenos duvarının olmadığı ancak çevresine toprağın kaymaması için ahşap bir çit yapıldığı anlaşılmıştır. 

Çanak çömlek buluntularına dayanarak, tepede Orta Demir Çağı’nın daha yaygın olduğu belirtilmiştir

Çukurlarda Orta Demir Çağı’na ait çanak çömlek kırıkları bulunmuştur. Trakya’nın çok tipik olan ip baskı bezemeli İlk Demir Çağı çanak çömleğinden yalnızca birkaç parça bulunmuştur

Buluntular arasında amphora ve ithal seramik parçaları da vardır 

Çukurlarda İlk ve Orta Demir Çağı’na ait bileklikler ve bir adet kuşlu fibula bulunmuştur.

Halil Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir