TİMUR ve HİNDİSTAN SEFERLERİ

Halil İbrahim YILMAZ

Tüm Hakları Saklıdır

Tarihte en çok tartışılan karakterlerden biridir Timur. Türk mü? Moğol mu? Zalim despot birimi? Yoksa fetihçi bir hükümdar ve askeri deha mı olduğu tartışılır. Seferlerinin çoğunu Türk-İslam ülkelerine düzenlediği, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’i Ankara Savaşında yenip kardeş orduları birbirine kırdırdığı için, Osmanlı ve Türk tarihçileri tarafından sevilmez. Ayrıca döneminde Rusların baş belası olan Altın Orda Devleti ile savaşıp onu yenmiş ve Rusların bölgede teşkilatlanmasına sebebiyet vermiştir. Üstelik İsfahan, Bağdat ve Sivas’ta sivil halka katliamlar yaptığı için de Timur ismine Türk Tarihinde pekte sıcak bakılmaz. Timur, İslamiyet’i yayma adına Hindistan’a yaptığı seferlerde bir ay içinde yirmi savaşa girip kazanarak tarihe geçmiş ve Hindistan’ın tamamını kendi topraklarına katmıştır.

Timur, Hristiyan batı dünyası için zalim ve yıkıcı bir barbardır. Çünkü o Hristiyan şövalyelerinin yuvalandığı ve kale sahibi olduğu, Osmanlı Devleti’nin ve Anadolu Beyliklerinin bir türlü fethine muvaffak olamadığı İzmir ve çevresini on beş günde fethedip kalelerini yerle bir etmiş ve 10 bin civarı Hristiyan şövalyesinin kellelerinden kule yaparak İzmir’i Anadolu Türklerine armağan etmiştir.[1] Ayrıca Yahudi tüccarların ve Hristiyan misyonerlerin Türk-İslam ve Orta Asya’da ki faaliyetlerine son verdiği ve Hindistan’dan kovup bu kıtada Müslümanlığın yayılmasını sağladığı için Hristiyanlar ve Yahudiler ona düşmandır. Bunların yanında Timur, işgal ettiği bölgelerdeki Yunan ve Roma kalıntıları olan putları yıktığı için Avrupalılar ona yıkıcı demişlerdir.

Timur’un Soyu

Adına bazı kaynaklarda “Temür”[2] denmesine rağmen gerçek ismi Timur’dur. İbni Tagrıberdi, en-Nücûmu’z Zahire (Parlayan Yıldızlar) adlı eserinde Timur’dan bahsederken Moğol asıllı bir Türk olduğunu belirtmiştir. Timur’un doğum tarihi hakkında farklı kayıtlar mevcuttur. Nitekim Şerefüddin Ali Yezidi’ye göre 1336, İbni Tagrıberdi’ye göre de 1327-28 yılları arasında doğduğu belirtilmiştir.[3] Genel anlamda baktığımızda Timur, 9 Nisan 1336 Salı günü Türkistan’ın Keş[4] şehrinin Hoca Ilgar adında ki ot bitmez bir köyünde dünyaya geldi.[5] Babasının adı Emir Turagay (Turgay) dedesinin adı ise Abagay olarak bilinir. Timur’un annesinin ismi ise Tekine Hatun’dur.

Efsaneye göre Timur doğduğunda avucunda pıhtılaşmış kan ve ihtiyar adamın saçları gibi beyaz saçlarla doğmuştur. Dönemin kâhinlerine göre, avucunun içindeki kan ileride çok kan dökeceğine, saçlarının beyazlığı ise erken yaşta olgunlaşacağına yorumlanmıştı.[6]

Timur’un babası Emir Turagay, Orta Asya’dan gelen bir Türk kavmi olan Barlas Oymağı’nın beyidir. Timur daha çocuk yaşta topladığı çetesiyle koyun hırsızlığı gibi işlere karışır. Bir gece bir koyun çalıp sırtında götürürken çobanın attığı okla sağ omuzundan yaralanır, ikinci ok boşa gider üçüncü ok ise Timur’un sağ ayağına isabet eder.[7] Söylenilen bu rivayetlere göre bacağındaki topallamasına sebep olan yarayı bu dönemde alır. Gençliğinde aldığı bu ok darbesi sonunda Farslılar ona küçültücü bir tabir olan “Timurlenk” yani “Aksak Timur” demişlerdir. Osmanlılar Timurlenk, Batılılar “Tamerlaine” yani “Topal Timur” diye hitap etmişlerdir. Ama özellikle Özbek Türkleri için milli bir kahraman “Emir Timur” dur.

Aslında Timur için doğrudan doğruya bir tanımlama yapmadan önce hayatını ve yaptıklarını iyi bilmek gerekir.

Bir rivayete göre, serserilik yapıp dolaştığı bir sırada Herat hâkimi Sultan Hüseyin’in yılkı sürüsüne rastlamış. Atlardan iyi anladığı için çobanın gözüne girmişti. Çobanla birlikte saraya varıp, Sultanın ihsanına maruz kalmıştı. Sonraları çoban ölünce de onun yerine geçmişti. Timur, gün geçtikçe sultanın gözünde yükselmiş ve bir süre sonrada sultanın kız kardeşi olan Olcay Türkan Aga ile evlenmişti. Bir gün hanımı yani Sultanın kız kardeşi ile sohbet ederken sinirlenmiş ve bir hışımla karısını öldürmüştür. Bu durumun sarayda yayılmasından sonra saraydan kaçmış ve eski yaşantısına geri dönmüştür.[8] Sonraları Maveraünnehr bölgesinde ki siyasi olayları iyi değerlendiren Timur, bölgede siyasi varlığını kabul ettirmeye başlamıştır. Nitekim çabaları sonrasında 9 Nisan 1370’te Semerkant’ta tahta oturur.[9]

Moğol geleneklerine bağlı Müslüman olan Timur, Cengiz Han ile akrabalığa büyük önem veriyordu. Bu netice ile 1370 yılında Kazan Hanının kızı Saray Mülk Hanım ile evlenip “Küregen”[10] lakabını aldı.[11] Cengiz Han soyundan gelmediği için “Han” unvanını kullanmamış yerine “Emir” unvanını kullanmıştır. Ancak Cengiz Han soyundan birini han olarak yanında taşımıştır.

Timur, ilk önce birliği sağlamak için harekete geçmiş ve çevresine seferler düzenlemeye başlamıştır. Çok değişik savaş taktikleri ve aldatma teknikleriyle, daha savaşlara başlamadan hep bir adım önde olmayı bilmiştir. Psikolojik savaş stratejilerini iyi kullanmış, korku ve dehşet saçarak pek çok devleti tek bir kılıç dahi sallamadan almıştır. Rakip ülkelerde birlik ve beraberlik bozulunca ya da iç karışıklık çıkınca bundan yararlanmayı bilmiş, Hindistan, Mısır ve Çin seferleri bunun örnekleri olmuştur. Timur, fethetmek istediği ülkelerde önce istihbarat çalışmaları ve haritalara dayalı stratejik araştırmalar yapardı. Ele geçirdiği şehirlerde kimi zaman taş üstünde taş bırakmazdı. Ordusu genellikle; Kara Tatar, Kıpçak Türkleri, Harezm Moğol Okçuları, Türkmen Süvarileri ve Hindistan’dan getirttiği fillerden oluşuyordu. Disiplinli yapıya sahip bu bozkır ordusu son derece dayanıklı ve süratli aynı zamanda savaş teknolojisi bakımından da üstün durumda idi. Timur’un kurduğu imparatorluk, Türk-Moğol devlet esasları ve askeri teşkilat unsurlarıyla İslam medeniyeti unsurlarını da bünyesinde barındırıyordu.

Büyük İskender, Sezar ve Cengiz Han’daki dünyaya hükmetme tutkusu Timur’da da vardır. “Mademki gökte bir Tanrı var, dünya üzerinde de tek bir hükümdar olmalı. Zaten yeryüzü bir kişinin isteklerine yanıt veremeyecek kadar küçük” sözüyle bu isteğini açıkça belirtmiştir.[12]

Siyasi birliğini tamamlayan Timur, ilk önce Harezm üzerine yürüdü. 1371-79 yılları arasında yaptığı dört seferle bu bölgeyi itaat altına aldı.[13] Harezm üzerine seferler düzenlerken bir taraftan da Moğollar ve Deşt-i Kıpçaklar üzerine asker gönderiyordu. Bu bölgeleri de kontrol altına aldıktan sonra Horasan bölgesi ve Toktamış üzerine seferler düzenledi. Timur’un asıl hedefi Çin vilayetlerini ele geçirmekti. Bu amacını gerçekleştirmek için ganimete ihtiyacı vardı. Ayrıca Batı sınırlarını da tehdit altından kurtarması gerekiyordu.

Hindistan’a Yöneliş

Hindistan, tarih boyunca birçok kavim ve devletlerin istilasına uğramıştır. Bu süreç içinde kuzeyden gelen ilk yabancı istilacı kavim İranlılar olmuştur. İranlıları takip eden ikinci istilacı ise İskender olmuştur. M.Ö II. yy da bölgeye Sakalar gelmiş sonraları da Yüeh-chih’ler Hindistan’a gelip ilk ve son büyük imparatorluk olan Kuşan Devleti’ni kurmuşlardır.[14]  Hindistan’a İslamiyet’i yayma adına birçok sefer yapılmıştı. Ama bölgeye İslam’ı esaslı bir şekilde getiren Türklerdir. Bölgeye gelen Müslüman Araplar ise Sind’e askerlerini, Malabar’a da tüccarlarını göndermekten öteye bir şey yapamamışlardır. Kuzeyden Hindistan’a ulaşan Türkler, milattan önce yaptıkları akınlarda bölgede kültürlerini yaymış, sonraki akınlarında da siyasi varlıklarıyla tutunmaya çalışmışlardır. Hint nüfusunun kalabalık olmasının yanında coğrafi koşullar yüzünden XI. yüzyıla kadar yapılan seferler ancak gelip geçici olarak kalmış, bir etki bırakmamıştı. Hindistan’a kalıcı olarak girmenin ilk örneklerini ise Gazneli Mahmud göstermiştir.[15]

Timur, XIV. yüzyılın sonlarına doğru Türkistan’da büyük bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Aynı zamanda büyük bir cihan hâkimiyeti ülküsünü de gerçekleştirme aşamasında idi. Tuğlukların[16] bölgede zayıflamasından sonra bu durumu avantaja çevirerek bu ülkeye karşı harekete geçti.

Timur önce torunu Pir Muhammed Bahadır ile Sind’de tutunma seferlerine başladı. Timurlu seferleri daha sonra bizzat Timur’un Hindistan’a girişiyle devam edecekti.[17]

Kuzey Hindistan’da Siyasi Durum

Delhi Türk Sultanı Alâeddin Muhammed Kalaç’ın sağlığının bozulmasıyla birlikte bölgede iç karışıklıklar baş gösterdi. Sonraları iç karışıklıkların artmasından ziyade bölgeye yine bir Türk boyu olan Tuğluklar hâkim oldu. XII. Yüzyılda Tuğlukların hâkimiyetinde kalan Kuzey Hindistan’a önce Çağataylılar sonra da Timur akın düzenlemiştir.[18]

Tuğlukların 14. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başlaması ile birlikte kuzey Hindistan’da karışıklıklar arttı. Bölgedeki Müslüman valiler, Hindu Racalar ve özellikle Gökharlar birer birer bağımsızlıklarını ilan ederek müstakil hâkimiyetler kurdular. Hindistan’da bu hadiseler gelişirken Asya’da güçlü bir hâkimiyet tesis eden Timur bütün dikkatini bu bölgeye yöneltmişti. Ayrıca Hindistan’ın efsanevi zenginliklerinin yanı sıra İskender ve Cengiz Han’ın bu ülkeye yaptıkları seferlerle şöhretlerinin ölümsüzleştiği düşüncesi, onu böyle bir sefer yapmaya heveslendirdi.[19] Timur’un Hindistan’a yönelmesinin bir diğer sebebi ise kâfirlerin vücudunu kırmak ve fitne ateşini söndürmekti.[20] Timur, Hindistan’a yöneldiğinde ülkesinin sınırları Saray’dan Azak’a, Kırım’dan Frenk hududuna kadar uzanıyordu. Bu sıralarda Hindistan’ın bazı bölgelerinde İslamiyet yayılmış idi. Örneğin, Delhi ve Kanbayt’da dirhem ve dinarlar üzerinde Kelime-i Tevhit yazılıydı.[21] Timur hemen savaş meclisini toplayarak konuyu istişareye etmeye başladı. İleri gelen beyler Timur’un bu seferine karşı çıkıyorlardı. Nitekim mecliste kimi görüşler “Hindistan’a sahip olurda orada kalırsak sülalemiz yok olur, çocuklarımız ve torunlarımız kendi geçmişlerini örf ve adetlerini, dillerini unutur ve vahşilere karışırlar” şeklinde idi.[22] Timur aldığı bu cevap karşısında çok sinirlenmiş fakat muhalif emirlerini sadece azarlamakla kalmıştır. Timur, kendisine muhalif olanları sevmez ve ölümle cezalandırırdı. Emirlerinin haklılık payının olduğunu bildiği için sadece azarlamakla kalmıştı. Timur sefer hazırlıklarına başladıktan bir yıl sonra Ceyhun kıyılarına kadar ulaştı. Daha önce Hıtay ve Hoten taraflarına asker sevk etmişti.[23] Ceyhun kıyılarında yaşayan kabilelerden toplanan 90.000 kadar orduyu torunu Pir Muhammed’in liderliğinde Kabil’den Pancab’ın doğusuna doğru gönderdi. Hindistan’a ilk olarak ulaşan Pir Muhammed, 1397-98 kışında Uççu’yu ele geçirdikten sonra Multan’a yöneldi.[24]

Timur’un Multan Seferi

Tuğlukların son büyük hükümdarı olan Firuzşah’ın veliahttı yoktu. Bu durum Timur’un işine yarıyordu. Nitekim Timur Hindistan’da boş kalan tahtı ele geçirmek istiyordu.[25] Hindistan’da herkes tahtı ele geçirmeye çalıştığından tam bir kargaşa ortamı oluşmuştu. Sonraları halkın bir kısmı bir araya gelerek Mallu adında birini vezir olarak seçtiler. Mallu kısa zamanda işleri biraz da olsa düzene sokup, yüksek mevkilere gelmeyi hak edenleri bu makama getirdi; haksız yere yüksek makamlara gelenleri de tenzil-i rütbe etti. Fakat bir süre sonra Multan vilayeti valisi olan kardeşi Sareng-Han ona karşı isyan etti. Bu ikisi arasındaki çekişme sonunda Hindistan’da pek çok bölge oluştu. Bu karışıklık Timur’un işine yaradı ve en büyük yardımcısı oldu.[26]

Timur, torunu Pir Muhammed Bahadır ile bölgeye geldiğinde kaynaklarda farklı bilgi olmasına rağmen Multan valisi Sareng-Han karşılaşmıştı.[27] Sareng-Han Timurlu ordusunun geldiğini duyunca kalabalık süvarilerinin yanında 800 de fil müfrezesi oluşturdu. Bunun yanında çevre bölgelerden kendisine yardımcı kuvvetler de toplamıştı. Sareng-Han’a yardıma gelen kuvvetlerden birisi ise Dipalpur[28] idi. Sareng-Han ordusundaki en büyük güvencesi filler idi. Timur’un ordusundaki atları korkutmak için filleri öne sürüyordu. Ayrıca fillerin üzerinde kuşatma kuleleri bulunuyordu. İçlerinde tecrübeli askerlerin bulunduğu bu fillerin her tarafı zırh ile kapalı idi. Üstelik bu fillerin boyunlarına devasa çanlar takılıp düşmanı korkutmak hedefleniyordu.[29] Nitekim karşı karşıya geldiklerinde Sareng-Han’ın filleri Timurlu ordusunun üzerine bir dağ gibi yürümeye başladı. Fillerle doğrudan mücadeleyi göze alamayan Timur, savaş stratejisi oluşturmaya başladı. İlk adım olarak dikenli demir telleri hazırlattı. Bu dikenli teller üç köşeliydi. Timur, bu üç köşeli binlerce teli fillerin geçeceği yol üzerine serptirdi. Savaş başladığında ayaklarına dikenli tel batan filler olduğu gibi yere yığılıyorlardı. Arkadan gelenler ise öndekilerin durumunu gördükçe kaçmaya başladı. Timur dikenli tellerle filleri durdurmasına rağmen,  acıya maruz kalan fillerin sesinden atları ürküyordu. Bu sırada yere çömelip kalan fillerden akan kanlar âdete bir nehre dönmüş idi. Geriye doğru kaçan filleri Sareng-Han’ın askerleri durdurup savaş meydanına döndürmeye çalıştılarsa da bu çaba yeterli olmadı. Nitekim geriye dönen filler kendi askerlerini ve atlarını da ezip geçiyorlardı. Bu sırada Timur’un pusuda bekleyen askerleri savaşta hayatta kalanları kılıçtan geçirdi.[30] Bunun üzerine az bir kuvvetle Multan’a kapanan Sareng-Han, 6 ay boyunca şehri savunmuş, yardım alamadığı gibi baş gösteren kıtlık sebebiyle Mayıs 1398’de teslim olmak zorunda kalmıştır.[31]

Hindi Kuş Bölgesinin Alınması

Timur, emrindeki kuvvetlerle Hindistan’a yönelmiş ve bu ülkenin giriş kapısı niteliğinde olan Kabil’e gelerek burada konaklamıştı. Bütün birliklerini burada toplayan Timur, 15 Ağustos 1398 yılında harekete geçerek Aznık-Hulum üzerine yürüdü. Timurlu kuvvetleri Kâfiristan’a yayılmak üzere Hindi-Kuş silsilesini[32] geçerek İnderab’a girdi. Burayı ele geçiren Timur harekete devam ederek Pardis’e daha sonra da Kabukla’ya ilerledi.[33]

Hindistan Seferini ani bir taarruz haline dönüştürmek isteyen Timur, bilinen yolların dışında fazla bilinmeyen bir güzergâh seçtiği gibi askerin yürüyüş kollarını da çok farklı şekilde oluşturmuştu. Sadece bazı komutanlar atlara biniyor, geceleri yol almak suretiyle günde yalnız birkaç merhale[34] yol alınabiliyordu.[35]

Timur’un yöneldiği bölge Hindistan’ın zenginliklerine sahip olmakla beraber halkın bağımsız yaşadığı bir yerdi. Timur ve ordusu bazı yerleri karın altından tüneller kazarak geçiyordu. Yaz mevsimi olduğu için gündüzleri güneşin etkisiyle karlar erimekte ve su içerisinde kalan atların ayakları da akşama doğru donmakta idi. Bu sebeple kar sularının donması için gece beklenirken, gündüzde atların ayaklarına keçe sarılıyordu. Buna rağmen Timur’un ordusu az sayıda atlı ile Hindi-Kuş’un yüksek bölgelerine çıkabilmişti. Dağlık bölgeye ulaşan Timur ahalinin bölgeyi boşalttığını gördü. Burada yaşayan Endicanlılar[36] değişik yollar ve mağaralardan kaçarak kurtulmaya çalışmışlardı. Ona rağmen Meckurlar şiddetle mücadele ettiler. Bu sırada Çerke Kalesi’nin olduğu yere ulaşıldı. 3 gün kuşatma altında kalan kale alındı. Kâfirlerin aman dilemesi üzerine Timur kâfirlere dönerek “Bir kimsenin kanını bağışlamak, kabahatini affetmek güzel ve memduh haslettir. Fakat kâfirler merhamete layık değildir. Allah’ın derya gibi rahmeti olduğu halde siz itibar etmiyorsunuz. Eğer Müslüman olursanız malınızı ve kanınızı bağışlarım” dedi.[37] Katledilenleri gören halk ise İslamiyet’i kabul ettiyseler de daha sonra eski dinlerine geri dönünce Timur’un gazabına uğrayarak şiddetle cezalandırıldı. Nizamüddin Sami’ye göre; bu kişilerin kafalarından kule oluşturulduğunu ayrıca ibret olsun diye bölgeye durumu anlatan kitabeler dikildiğini söylemiştir. Timur’un ordusu bölgede mücadele ederken Hindistan’ın çeşitli yerlerinden gelen elçiler kabul edilip onlara nasıl bir kuvvetle karşı karşıya olduklarını, kendisine itaat etmeyenlerin sonunun böyle olacağı gösterilmiş idi. Elçi gönderenlerden biri olan Kaşmir hâkimi İskender Şah, bu vaziyeti haber alınca Timur’a itaat etmiştir.

Ketur Gazası

Timur, Endicanlılar üzerine giderken, Burhan Oğlan komutasındaki bir orduyu Ketur’a göndermişti. Onlara verilen talimatlara göre sadece kaleyi kuşatmalarını ve yeni bir haber gelmeden harekete geçmemeleri bildirilmişti. Ancak emre itaat etmeyen Burhan Oğlan, Timur’dan emir gelmeden harekete geçti. Burhan Oğlan, Ketur kalesine yaklaştığı sırada pusuya düştü. Kendisi ve emrindeki askerleri daha düşman kuvvetlerini görmeden dağılmaya başladı. Ordunun dağıldığını duyan düşman kuvvetleri Burhan Oğlan kuvvetlerinin peşine düştü. Bunun üzerine geride kalanlar büyük bir azimle savaşsalar da Adine, Şeyh Hasan, Devletşah ve Tad gibi komutanlar ile birlikte, ordunun tamamına yakını imha oldu. Timur, Burhan Oğlan’ın hem kendi başına hareket etmesine hem de mağlup olup birçok asker ve komutanının ölmesine sebep olduğu için çok sinirlendi. Emri dışına çıkılmasından pek hoşlanmayan Timur, Çerke yöresindeki putperestleri imha edince Muhammed Azad komutasındaki bir takviye birliği Burhan Oğlan’a yardıma gönderdi. Muhammed Azad bölgeye ulaştığında mağlup olan Burhan Oğlan, meydanı çoktan terk etmişti. Düşmanın da zayıflığını fırsat bilen Muhammed Azad yeniden Keturlular ile savaşa girdi. Uzun sürmeyen savaş Muhammed Azad’ın kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Timur, Ketur’da gösterdiği başarılarından dolayı Muhammed Azad’a hediyeler göndererek mükâfatlandırdı.[38] 

Timur, bir kişiyi, bir toplumu ya da devleti cezalandırırken son derece acımasız ve gaddar; mükâfatlandırırken de oldukça cömert davranmıştır. Kendisini eleştiren yahut öven dönemin yazarları bu özelliği konusunda hemfikir olmuşlardır.

Timur’un İryab Seferi ve Sind’e Gelişi

Ketur meselesini halledildikten sonra Gaznin’e doğru hareket edilirken, İryab bölgesinin halkı bir elçi gönderip Timur’a müracaat etti. Söylediklerine göre; bölgede Vergüti adlı bir Afgan Kabilesinin zulmü dolayısıyla rahat yaşayamadıklarını ve Timur’un kendilerine yardım etmesini istediler. Bu teklifi değerlendiren Timur, Gaznin yolundan dönerek İryab’a yöneldi ve söz konusu kabileyi itaat altına aldı. Vergüti kabilesi itaate uymayıp 30 Ağustos 1398 Cuma günü kaleden kaçmaya kalkışınca, kalenin kapısı Timurlu askerleri tarafından tutularak bu kabileye bağlı 200 civarında muharip öldürülmüş, kadın ve çocuklar esir alınmıştır.

13 Eylül 1398 Cuma günü Sind Nehri kıyısına gelen Timur, bu nehir üzerine bir köprü kurulmasını emretti. Timur, Sind’de karargâh kurduktan on bir gün sonra yani 24 Eylül 1398’de bütün askeriyle Hindistan içlerine yürümek üzere yapılan köprüden Sind Nehrini geçmiş ve Tuğlukların toprağı olan Celal-i Çölü’ne[39] ayak basmıştı.[40]

Sihabed-din Mübarek Tamim’in İsyanı

Sihabed-din Mübarek Tamim’in, Celum Nehri yakınlarında yer alan muhkem bir kalenin hâkimiydi. Oldukça güçlü olmasına rağmen bölgeye bir yıl önce gelen Pir Muhammed Bahadır tarafından mağlup olmuş ve itaat altına girmişti. Sonraları kendi başına buyruk hareket etmeye başlayınca bu hareketini cezalandırmak isteyen Timur, Emir-zade Şeyh Nureddin’i 26 Eylül 1398 yılında Mübarek Tamim üzerine gönderdi. Şeyh Nureddin’in ordusu kale önüne gelince oldukça yüksek ve önlerinde su kanalları olan bir kale gördüler. Muharebe buna rağmen çok çetin geçmekte idi. Hatta bir gece Nureddin, huruç harekâtı ile saldırdıysa da başarılı olamadı. Nitekim 1 Ekim’de bölgeye gelen Timur, muharebeye bizzat katıldı. Timur’un bölgeye gelmesiyle güç dengesi biranda değişmeye başladı. Neticede Mübarek Tamim, Timur’un üstün savaş taktikleriyle başa çıkamayacağını anlayınca iki yüz kadar gemi ile Uçç’a kaçmaya çalışmış fakat kaleye ulaşan bütün yolları Mirza Süleyman Şah ve Pir Muhammed Bahadır tarafından kesilmişti. Multan’a yaklaşan Mübarek, muvaffak olamayacağını anlayınca, aile fertlerini suya atarak kendisi kaçmayı başarmıştır. Timur ise Celum Nehri boyunca ilerlemiş, 3 Ekim 1398 Perşembe günü Nehrin Cenab ile birleştiği noktada yer alan Sharkot kalesine girmiştir.[41]

Tulumba’nın Zaptı

Celum Nehri kıyısından ayrılan Timur, Cenab Nehrine doğru hareket etmeye başladı. nehrin Ravi ile birleştiği yerdeki Tulumba kalesini kuşattı. Şehrin ileri gelenleri, âlimleri, seyyidleri ve racaları itaatini bildirdi. Burada iki gün kalan Timur 11 Ekim 1398 Cuma günü askerleriyle nehri geçerek Tulumba sahrasında karargâh kurdu. Aman için halkın iki lek[42] mal vermesi kararlaştırılırken âlimlere dokunulmadı. Buradan da gördüğümüz üzere Timur, katıksız bir barbar olmamış âlime ve din adamlarına saygılı davranıp onları muhafaza etmiştir. Bu sıralarda daha önce Pir Muhammed’e itaat ettikleri halde düşman tavırları sergilemeye devam eden bazı reis ve serdarlar üzerine Şah Melik ve Şeyh Muhammed gönderilmiş, burada yaklaşık iki bin Hindu katledilirken kadın ve çocukların yanında bolca da ganimet elde edilmiştir.[43]

Şah Navaz’ın Zaptı

Timur bataklık bir araziden geçerken 21 Ekim 1398 günü bir manastır olan Şah Navaz’a girdi. Burada iki gün kalan Timur, tahıl ambarlarından ihtiyacı kadar olan erzak temin ettikten sonra kalanları yaktırarak şehri askerlerine yağmalattı.[44]

1 Kasım 1398 Cuma günü, Multan seferi sırasında bin kişilik kuvvetiyle Sareng-Han’a yardım eden Dipalpur’u cezalandırmak için harekete geçti. Timur, yine gece yürüyüşleriyle Jahval’dan Ecveden’e ulaştı. Timur’un geldiğini duyan ahali, şehri terk ederek Bhatnir Kalesine doğru kaçtı. Timur’un gelişiyle kaçanlar öldürülürken yine kadın ve çocuklar esir alındı. Teslim olan ahaliye ise dokunulmayarak şehir hâkimiyet altına alındı. Böylelikle Timur, Hindistan’ın en büyük nehirlerinden olan Ecveden Nehrinin kıyısına ulaşmıştı. 4 Kasım 1398 Pazartesi günü Ecveden Nehrini geçip Halis Küteli kalesini alan Timur, buradan sonra hedefini bölgenin en büyük kalesi olan Bhatnir’e çevirdi.[45]

Bhatnir Kalesinin Alınması

Sarsawati, Bhatnir, Abohar ve Bahatinda kaleleri Samana bölgesinin önemli kalelerindendi. Ayrıca birbirlerine çok yakın, büyük ve korunaklı kalelerdi. Türkistan’dan yapılan seferlerin yol güzergâhında olması, Delhi’ye ulaşmada önemli bir engel olmasına yetiyordu. Bölgedeki kaleler içinde Bhatnir, stratejik konumu dolayısıyla diğerlerinden üstün konumdaydı. Timur’un bu kaleyi ele geçirmek istemesi, diğer kalelerin alınmasını kolaylaştırmasıydı. Nitekim bu kalenin ele geçmesiyle Delhi yolu Timur’a açılacaktı.

Bhatnir’e ulaşan Timur, hiç vakit kaybetmeden 6 Kasım 1398 Çarşamba günü yanındaki iki bin süvari ile kaleyi kuşatma altına aldı. Timur’un kaleye yaklaştığını duyan halk ise telaşla civar bölgelere kaçmaya başlamıştı. Bu kaleye Dul Chand (Dulçin) adında bir Rajputa[46] hâkimdi. Bu raca büyük bir güce sahip olup bölgenin kontrolünü elinde tutmakta idi. Bunun için itaat etmeye yanaşmadı. Kaledeki bütün Hindu ve Müslümanlar Timur’a karşı birleşmişlerdi. Yerliler Timur’a karşı başarılı olamayacağını anlayınca evlerini ve değeli eşyalarını ateşe verip, kadınları ve çocukları ile ateşe atlıyorlardı. Bazıları ise anne ve babalarını esaret altına vermektense kendi elleriyle öldürüyor ve Timur’a karşı savaşmaya devam ediyorlardı.[47] Timur, kaleyi kuşatmanın ilk günü alamasa da kale surlarının delinmesiyle duvarlar çökmeye başlamış, büyük bir ordunun karşısında direnemeyeceğini anlayan muhafızlar teslim olmak zorunda kalmışlardı. Dulçin, Timur’un huzurunda iken, kardeşi kalenin kapılarını kapatmış, bu duruma sinirlenen Timur kaleyi delik deşik ettirerek kale kapısının anahtarını almıştır. Bu sırada Timur’un komutanlarının kaleye girmesine engel olan racalar, Timur’un gazabından nasiplerini almış kaleye giren Timur Müslümanlar da dâhil kaledeki herkesi öldürmüştür.  Böylelikle Timur bu savaş sırasında birçok askerini kaybetmiş, intikamını bu şekilde alarak kalenin yerle bir edilmesini emretmiştir. Timur, bu savaş sırasında yaklaşık 10.000 kişi öldürmüştür.[48]

Bhatnir’de ki ceset kokusuna dayanamayan Timur, buradan ayrıldı. 14 Kasım 1398 Perşembe günü Sorsoty kalesine girdi. Çoğunluğu gayrimüslim olan kaleyi kolayca aldı.  Kaleden kaçanları imha ederken mallara ve ganimetlere el koydu. Sorsoty’dan Fethabad’a ilerleyen Timur, bu kaleyi de kolayca aldı. Kaçanlar yine imha edilirken mallarına el konuldu. Timur harekâtına devam ederek önce Receppur kalesini ardından Kale-i Ehruni’yi almış buradaki halkı kılıçtan geçirdikten sonra Tuhne köyüne gelmiştir. Burada yaşayan haydut kesimden 200 kadarını kılıçtan geçirip geri kalanını esir almış, ardından buraya bir Şâhne atayarak Samana’ya girmiş ve geceyi burada geçirmiştir.

Delhi’ye Yöneliş

Emir Timur, Bhatnir’e yöneldiği sırada komutanlarından Şahmelik ve Devlet Tavac’ı Delhi istikametine göndermişti. Bu kuvvetler 2 Aralık 1398’de Delhi yakınlarında olan Esendi kalesine ulaşmış fakat buranın ahalisi mallarını teslim etmemek için yakıp Delhi’ye doğru kaçmışlardı. Dolayısıyla komutanlar bölgeye geldiğinde bölgede hiç kimse kalmamıştı. Bu sırada Timur’da Tuğlukpur kalesine yönelmiş ancak buradaki ahali de bölgeyi çoktan terk etmişti.  Timur bu kaleyi yaktırdıktan sonra 4 Aralık 1398’de Panipat kalesine gelmiş burayı da aynı şekilde aldıktan sonra Delhi’ye iki fersah[49] uzaklıkta olan Cihannuma’ya gelmişti. Bu kaleyi de 7 Aralık 1398’de ele geçiren Timur, tüm ordusunu burada topladı. Bu sırada Tuğlukların kuvvetleri Timur ve ordusunu izlemekteydi. Timur, üç savaşçı birliğini önden göndererek Luni şehrine yöneltmiştir. Kendisi de 10 Aralık 1398’de Cemne Nehri üzerinden buraya gelerek kalede lağımlar patlatıp içeri girmiş, zorlu geçen muharebeden sonra kale Timurlular tarafından ele geçirilmişti.

Timur, Delhi’nin alınmasını kolaylaştırmak için zırhlı 700 kadar askeriyle Cihannuma’da hazırlık yaparken Tuğluk veziri Sareng-Han’ın kardeşi Mallu Han, 400 süvari, 5.000 piyade ve 27 fil ile Timur’un üzerine yürüdü. Timur’un ünlü komutanlarından olan; Sevincek Bahadır, Seyid Hoca ve Mübessir, bu orduyu 300 kişi ile karşıladı. Cemme Nehri yakınlarında yapılan savaşı Timurlu ordusu kazandı. Mallu Han ağır bir kayıp vererek Delhi’ye çekilmek zorunda kaldı.[50] Emir Timur, ordusunun bir kısmını Mallu Han üzerine gönderirken bir kısmını da Delhi’nin kuzeyine gönderdi. Amacı Delhi’yi en kolay şekilde muhasara etmekti.

Savaş Hazırlıkları

Emir Timur, savaş meclisini toplayarak Delhi’nin fethi için müzakerelerde bulundu. Öncelikle ordunun erzak ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması kararlaştırıldı. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra harp sahasına doğru hareket edilmeye başlandı. Bu sırada Timur, askerlerine harp sanatı ve kaidelerinden bahsediyordu. Delhi’ye girecek ordunun Sağ kanadı Pir Muhammed Bahadır, Süleyman Şah iken sol kanadı ise Halil Sultan ve Cihan Şah tarafından yönetiliyordu.  Ordunun merkez kısmında ise Emir-Zade Rüstem, Şeyh Nureddin, Şahmelik ve Allahdad bulunuyordu.[51]

Savaşın Planı

Cemne Nehrini geçip Delhi önlerinde savaş konumunda olan Timurlu ordusu, kurduğu karargâhın önünde hendekler kazdı. Kazılan hendeklerin üstü ağaç dallarıyla kapatıldı. Tuğluk ordusu kalabalık olduğu için birebir muharebe olumsuz sonuçlar verebilirdi. Bu hususta hile yolu tercih edilmişti. Aynı zamanda Timur’un ilk seferlerinde kullandığı üçgen şeklindeki demir telleri yollara döşetilerek düşman kanatları etkisiz hale getirilmeye çalışılacaktı. Nitekim bu teller fil müfrezesinin dağılmasına sebep olacaktı Ayrıca Timur, söylenilenlere göre fillere karşı savaş taktikleri konusunda uzmandı. Nitekim Hindistan’da karşısına fil müfrezesi olan kim çıksa çeşitli stratejileri ile onları alt etmeyi bilirdi. Rivayete göre Hindistan’da deve olmazmış, fillerde develeri görünce kaçarlarmış. Bu yüzden Timur, 500 tane deve toplanmasını istemişti. Toplanan develerin üzerine fitiller ve kamışlar yağlatılıp bağlanmış. İki ordu karşı karşıya geleceği zaman Timur, develerin sırtındaki yükleri ateşe vererek fillerin üzerine salacak böylelikle sıcaklığı hisseden develer, fillere doğru yel gibi koşarak böğürtü çıkaracaklardı. Develerden korkan filler ise gerisin geri kaçarak kendi ordusunu dağıtırken Timur’da atlı birlikleriyle Tuğluk ordusundan arda kalanları kesip biçecekti.[52]

Tuğluk Ordusunun Bozguna Uğraması

Delhi’yi savunan Sultan Mahmud[53] (1398-1413) ordusunun sağ ve sol kanadını fil müfrezelerinden oluşturmuştu. Ayrıca savaş teçhizatlarında yere düştüğünde patlayan savaş aletleri vardı. Timurlu ordusunun harekete geçmesiyle iki taraf kuvvetleri 17 Aralık 1398’de karşı karşıya geldi.[54] Çarpışmalar sonunda Delhi ordusu her ne kadar mukavemet gösterdi ise de dayanamayarak büyük bir bozguna uğradı. Dağılan Tuğluk ordusu geriye çekilirken birer birer düşüyordu. Az sayıda askeri kalan Sultan Mahmud’un filleri de neredeyse yok olmuştu. Nitekim Mahmud Şah, tüm zorluklara rağmen savaş meydanından kaçmayı başardı. Düşmanın yeniden toparlanabileceğini sanan Timur, bizzat fillerin bulunduğu kıtaya saldırarak Tuğlukların en önemli kolunu perişan etti. Ayrıca dağılan orduyu takip ederek 18 Aralık 1398’de Delhi surlarına ulaştı.[55] Delhi’yi savunan askerler fazla olduğu halde üst üste aldıkları mağlubiyetlerin etkisiyle Timurlu ordusuna mukavemet gösterememişlerdi. Bunun üzerine Muhammed Şah, gece yarısı şehri terk ederek Gücerat’a kaçtı. Bu durumu anlayan vali çaresizlik içinde direnmenin lüzumsuz olacağını söyleyerek teslim oldu.

Delhi’ye Giriş

Hindistan’ın muazzam güzelliklerine sahip olan Delhi, Timurlu kuvvetlerine karşı mukavemet gösterememiş ve şehrin kapılarını Timur’a açmıştı. Mahmud Şah’ın kaçmasından sonra Sultanlığın ileri gelenleri Timur’a biat etmek için adeta yarışıyorlardı. Havz-ı Has bölgesinde ordugâh kuran Timur, burada önemli kişileri ağırladıktan sonra devletin ileri gelenleri ile buluşmuştu. 20 Aralık 1398 Cuma günü Delhi’ye giren Timur, adına hutbe ve dualar okuttuktan sonra savaşın yorgunluğunu atmak ve hükümdarlığını benimsetmek üzere şehirde büyük bir ziyafet verdi. Şölenden sonra şehir yağmalatılmış, hesap edilemeyecek kadar ganimet Timur’un eline geçmişti. Kazanılan zaferin ve şehrin zenginliğinin vermiş olduğu heyecanla, orduda disiplin bozulmuş ve müdafaasız ahaliye işkenceler yapılmaya başlanmıştı. Tahminlerin çok üstünde gelişen bu zulümle, Delhi’de o kadar çok insan öldürülmüştü ki yığılan cesetler yüzünden bazı sokaklar geçilmez hal almıştı.[56]

Timur ve askerleri Delhi’de geniş çapta yağmalar yapmış; pırlanta, altın ve gümüş yanında elmasta çok sayıda ele geçirilmişti. Delhi’yi harabe haline getiren Timur, Cihannüma tarafından Vezirabad’a gelmiş, burada Hint vilayetlerinin çoğunu elinde bulunduran Bahadır Nahar, Timur’a itaatini arz etmiştir. Bununla da yetinmeyen Timur güneye doğru hareket etmiş 5 Ocak 1399 günü Mirat kalesini zapt etmiştir. Bu kaleyi ele geçirdikten sonra Emir-Zade Cihan Şah ile Sol Cenahı, Ganj Nehrinin kıyısına göndererek buradaki Hinduların itaat altına alınmasını emretmişti. Emir Şeyh Nureddin’e de Karasu Nehrinin kıyısında beklemesini emrettikten sonra Tuğlukların üzerine tekrardan yürüdü. Bu yolculuk sırasında Timur’un sağlığı bozulmuştu. Bu sırada kırk sekiz gemi ile Gabriler adlı bir Hindu topluluğunun yaklaştığı haberini aldı. Nehir kenarına doğru ilerleyen Timurlu ordusu gemilerin büyük çoğunluğunu ele geçirerek içindekileri öldürttükten sonra kadın ve çocukları esir almıştı. Kalanlar ise çabalarına rağmen yine aynı sonra maruz kaldı.[57]

Tuğlukpur Seferi

Korsanları yenen Timur, 11 Ocak 1399’da Tuğlukpur’a çoktan ulaşmıştı. Bölgenin teftişi için hemen bir ordu gönderildi. Nehri karşıya geçen bu kuvvetler, Nehrin karşısında Mübarek Han adlı melikin çok sayıda asker ile beklediğini gördüler. Haberi alan Timur hemen nehrin yanına gelerek savaşa katıldı. Timur, Mübarek Han’ın kalabalık ordusu karşısında tedirginleşmeye başlamıştı. Tam o sırada dağınık bölgelere yönlendirilmiş olan Timurlu ordusunun bazı birliklerinden 15.000 kadarı geri dönmüştü. Bu birliklerin orduya katılmasıyla savaşın seyri bir anda değişti. Timur hemen Şahmelik ve Allahdad’ı bin kişilik bir kuvvetle Mübarek Han’ın üzerine yolladı. Takviye kuvvetleri görüp savaşmaya cesaret edemeyen Hindu ordusu geri çekildi. Peşlerini bırakmayan komutanlar, pek çoğunu kılıçtan geçirdi. Ganj Nehri kıyısında ilerleyen Timur, Köppek Dağı eteğinde bulunan pek çok putperesti kılıçtan geçirdi.[58] Bölgede geniş çapta temizlik yapan Timur, oldukça fazla ganimet de ele geçirmişti.

Son Seferler

Ganj bölgesindeki seferlerini tamamlayan Emir Timur, Sivalık tepelerindeki Hindu seferleriyle bir ayda yirmi savaşa katılıp hepsini kazanmış yedi kale zapt etmiş ve tarihe geçmişti.[59] Seferlerine devam eden Timur, raca Behruz’u mağlup ettikten sonra Bahire adı verilen bölgeye gelerek Miyapur vilayetine girdi. Bu şehri de yağmaladıktan sonra bir gün istirahat edip seferlerine devam etti. raca Reten üzerine sefere çıkıp Nagarkot seferiyle bölgedeki halkın çoğunu öldüren Timur, ganimetleri askerleri arasında paylaştırdıktan sonra yeniden harekete geçip Şahaika seferi için aynı adı taşıyan kalenin önlerine geldi. Kalenin içinde bulunun Müslümanların yanında Hindularda Timur’a biat etti. Böylelikle bölgenin fethini tamamlayan Timur, Hinduların elinden değerli eşyaların yanında tüm silah ve cephanelerini almış en kötü bir silah bile bırakmamıştı.

Semerkant’a Dönüş

Emir Timur, Hindistan seferlerinde çok büyük ganimetler ele geçirmişti. Yaptığı seferler sırasında çok kan dökmüş, birçok kaleyi yerle bir etmiş, Hindulara hayatlarında görmedikleri zulümleri yapmış, fakat katıksız bir barbar olmamıştı. Kuşattığı kalelerdeki halka İslamiyet’i kabul etmelerini önermiş, kabul etmeyenleri cezalandırmış, Müslüman olanları mükâfatlandırırken döneklik yapanları ise gazabıyla mahvetmiştir. Bu sıralarda âlime, din adamına, sanatkâr ve zanaatkâra dokunmamış onları Semerkant’a çekmeye çalışmıştır. 9 Mart 1399’da Sind Nehrini geçip Semerkant’a yönelirken, bir yıl önce yağmaladığı bölgelerin tamamında karışıklık ve mutsuzluk olduğunu görmüştür.[60]

Samana, Bhatnir, Bahatinda, Dipalpur, Sivalik Tepeleri, Lahor, Multan, Cemne ve Sind Bölgesi tamamen tahrip edilmişti. Tahıl ambarları da yakıldığı için bölgede açlık kaçınılmaz hale gelmişti. Kıtlık ve bulaşıcı hastalıklar yüzünden Delhi gibi birçok şehirde çok sayıda insan ölmüştü. Tuğluklardan kalma sanat eserleri de tamamıyla yerle bir edilmişti. Nitekim Timur’un Hindistan’a yaptığı tahribat çok büyük olmuş, Hindistan’da Tuğluk hâkimiyeti kırılmış, güney Hindistan’da pek çok mahallî hükümetler ortaya çıkmıştı. Hâlbuki Timur’un bu seferi düzenleme sebebi Hindistan’da İslamiyet’in zayıflamaya yüz tutmuş olması ve güçlendirilmesi gerektiği iddiasıydı. Ama istenilen sonucun aksine Tam tersi bir durum ortaya çıkmıştır. Neticede Timur, bol ganimet ve fillerle birlikte 29 Nisan 1399’da Semerkant’a dönmüştür.[61]

KAYNAKÇA

AKA, İsmail, Timur ve Devleti, TTK Yayınları, Ankara, 2014.

ARABŞAH, İbni, Âcâibu’l Makdûr, Çev. Ahsen Batur,Selenge Yayınları, İstanbul,                   2012.

DURAK, Neslihan, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, ASAM Yayınları, Ankara, 2000.

GROUSSET, René, Stepler İmparatorluğu, Çev. Halil İnalcık, TTK Yayınları, Ankara,              2015

İNALCIK, Halil, “Timur” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c:XLI, TDV       Yayınları, İstanbul, 2012. s.173-184.

ŞÂMÎ, Nizamüddin, Zafername, Çev. Necati Lugal, TTK Yayınları, Ankara, 1949.

YEZDİ, Şerefüddin Ali, Zafername, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları,İstanbul,       2013.

TAGRIBERDİ, İbni, En-Nücûmu’z-Zâhire, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları,          İstanbul, 2013.


* Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, I. Sınıf Öğrencisi, 150211043.

[1] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, Çev. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul 2012, s.321.

[2] Temür(Timur), Türkçede “Demir” anlamına gelmektedir.

[3] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.31.

[4] Keş Şehri(Şehr-i Şebz) hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. İbni Havkal, Kâmûsu’l Emkine ve’l-Buka.

[5] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.32.

[6] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.33.

[7] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.34.

[8] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.35-36.

[9] Halil İnalcık, “Timur” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c:XLI, TDV Yayınları, İstanbul

   2012, s.173.

[10] Küregen; Han güveysi, Cengiz Hanın damadı anlamına gelir.

[11] İsmail Aka, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s.159.

[12] Halil İnalcık, “Timur” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c:XLI, TDV Yayınları, İstanbul

    2012, s.175-176.

[13] İsmail Aka, Timur ve Devleti, s.11.

[14] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, ASAM Yayınları, Ankara 2000, s.157.

[15] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.6.

[16] Tuğlukların ilk hükümdarı olan Gazi Melik(1320-1325), Gıyaseddin Tuğlukşah unvanıyla tahta oturdu. Saltanatının dördüncü yılında toprakları Çağataylıların istilası altına girdi. Bu istilaya fırsat vermeyen Gıyaseddin Tuğlukşah, Çağataylıları büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu bozgundan sonra istilacı Çağataylılar geri çekilmek zorunda kaldı. Tuğlukşah’ın ölümünden sonra 1325 yılında tahta geçen Sultan Gıyaseddin Muhammed Şah(1325-1351), ülkede reformlar yaparak sultanlığın başkentini Delhi’den Devletabad’a nakletmiş ve bölge halkını burada iskâna zorlamıştı. Bir müddet sonra Duab’da kıtlığın başlaması ve vergilerin artması üzerine sultanlığın genelinde bir karışıklık ortaya çıktı. Sultanın bu isyanlarla uğraşması dışarıdan gelebilecek tehlikelere kapı bırakmıştı. Bu sırada ülkenin Kuzey-Batı sınırları ihlal edilmiş, Maveraünnehr ’de güçlenerek Afganistan’ı hâkimiyet altına alan Çağatay Hanı Tarmasirin yeniden Tuğlukların üzerine sefer düzenlemiştir. Tarmasirin’in yaptığı bu sefer başarısızlıkla sonuçlansa da Çağataylılar çok sayıda yağma ve ganimet elde etmişlerdir. Tarmasirin’in Kuzey Hindistan Seferi Moğolların Hindistan’a yaptığı son sefer olmuştur.(Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.122-124.)

[17] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.10.

[18] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.121.

[19] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.126.

[20] Neslihan Nizamüddin Şâmî, Zafername, Çev. Necati Lugal, TTK Yayınları, Ankara 1949, s.207.

[21] Nizamüddin Şâmî, Zafername, s.206.

[22] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.126.

[23] Nizamüddin Şâmî, Zafername, s.201.

[24] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.127.

[25] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.166.

[26] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.167.

[27] İbni Arabşah’ın Âcâibu’l Makdûr adlı eserinde, Timur’un da torunu ile bölgeye geldiğini ayrıca

    Sareng-Han ile değil Mallu ile savaştığını belirtmektedir.( İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.167)

[28] Timur, sonraları Sareng-Han’ yardımından dolayı Dipalpur üzerine sefer düzenleyerek onu

     cezalandırmıştır.

[29] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.168.

[30] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.169-170.                                              

[31] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.128.

[32] Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra.

[33] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.128-129.

[34] Derece, basamak, aşama, evre.

[35] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.29.

[36] Bunlar putperest olup, siyah elbise giyinir ve yabancıların anlaması mümkün olmayan bir dille

    konuşurlardı.

[37] Nizamüddin Şâmî, Zafername, s.210.

[38] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.131.

[39] Burası Cengi Han ile Celaled-in Harzemşah muharebesi sonucu Harzemşah’ın sığındığı bölge

    olmasından dolayı bölgeye Çöl-i Celali denilmiştir.

[40] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.132-133.

[41] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.134.

[42] Kuruşun kırkta biri.

[43] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.135.

[44] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.136.

[45] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.137.

[46] Hindice de “Prensin Oğlu” anlamına gelir.

[47] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.138-139.

[48] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.139.

[49] 12.000 adım veya 4 saatlik yola denk gelir. 3 deniz miline tekabül eder, yaklaşık olarak 5685 metreye              eşittir.

[50] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.141-142.

[51] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.143-144.

[52] İbni Arabşah, Âcâibu’l Makdûr, s.171.

[53] Tuğlukların hükümdarı Nusret Şah’tan sonra başa geçmiştir. Sultan Mahmud döneminde iç karışıklıklar ve isyanlar oldukça fazla olduğundan yaklaşan tehlike Timur ile mukavemet edilememiştir.

[54] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.144-145.

[55] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.145.

[56] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.146-147.

[57] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler,.148-149.

[58] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.150.

[59] Nizamüddin Şâmî, Zafername, s.238.

[60] Neslihan Durak, Hindistan’a Kuzeyden Yapılan Seferler, s.154.

[61] Halil İnalcık, “Timur” s.174.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir