Uğursuz Saat

Osmanlı Devletinde idam edilen kişinin cesedi ve yanında bulundurduğu kıymetli eşyaları, celladın malı sayılırdı. Cellat şahsı idam ettikten sonra isterse cesedi atar, isterse de bir miktar para karşılığında idam edilen kişinin yakınlarına satardı. Cesedin fiyatı ise kişinin makam, mevki ve rütbesine göre değer alırdı. Asılan kişilerin ise üzerinden çıkanlar toplanır, senede bir ya da iki defa kurulan mezat pazarlarında satılarak cellatlar arasında pay edilirdi. Yapılan bu işleme ise “Cellat Mezadı” denirdi. Bazı idam mahkûmları ise celladın eline gitmeden önce değerli eşyalarını yanındakilere hediye olarak vererek kendilerini anmalarını isterdi.

Fakat halk arasında bu eşyalara hep bir uğursuzluk gözüyle bakılırdı. Sultan III. Murat’ın hizmetkarı, Kapı Ağası Gazanfer Ağa bir gün Rüstem Ağa adındaki bir zanaatkara elmaslarla süslenmiş çok değerli bir saat yapmasını emretti. Rüstem Ağa çok değerli bu eseri Gazanfer Ağa için yaptı. Günler sonra Gazanfer Ağanın idam emri verildi. Ağa, idam edilirken kıymetli saati ise koynundan çıktı. Pahalı bir eser olduğu için cellatlar hemen bu saat için mezat pazarı kurdular. Neticede saatin yeni sahibi Tırnakçı Hasan Paşa oldu. Hasan Paşa’nın da ömrü fazla sürmeyip idam edilince, saat tekrar mezat pazarına geldi. Fakat saatin fiyatı epeyce bir ucuzlamıştı. Bu sefer bu saate talip olan kişi ise Kasım Paşa oldu. Kasım Paşa başına geleceklerden habersiz saati almıştı. Çok geçmeden onun da idam kararı çıkıp celladın eline düşünce saat tekrar pazara geri döndü.

Saatin güzelliği, uğursuzluğunu gölgede bırakıyordu ki bu sefer de saate Sadrazam Derviş Paşa talip oldu. Fakat Derviş Paşa, saati kendisi için değil, Eğirboz Sancakbeyi olan kardeşi Civan Beye hediye olarak vermek için almıştı. Bir gün İbrahim Efendi, Civan Beye misafir olmuş, Eğirboz sahilindeki evinde sohbete durmuşlardı. İbrahim Efendi saati görünce şaşırarak “Ömrümde böyle güzel bir saat görmedim.” dedi. Civan Bey hemen saatin başından geçen olayları İbrahim Efendi’ye anlatmaya başlayınca İbrahim Efendi; “Böyle uğursuz saati insan düşmanına bile vermez… Paşa nasıl olmuşta bu saati size hediye etmiş!” dedi. İbrahim Efendi’nin bu sözleri Civan Bey’i korkutmuştu. Hemen belindeki hançerini çıkartıp saatin üzerindeki elmasları sökerek saatin kalan kısmını denize fırlattı. Bir süre sonra dört nala koşan bir atlı çıka geldi. Atlı oldukça telaşlı bir şekilde Bir süre sonra dört nala koşan bir atlı çıka geldi. Atlı oldukça telaşlı bir şekilde “Beyim, Hünkarımız sizi görevinden azletti!”  dedi. Civan Bey şaşkınlık içinde “Hayrola! Azlime sebep olan nedir?” diye sorunca, atlı hemen cevabını verdi; “ Beyim, ağabeyiniz Derviş Paşa idam edildi. Sizin de idamınız için karar çıkmıştı. Bunun için de Bostancıbaşılar görevlendirilmişti. Lakin araya şefaatçiler girince ikinci bir ferman ile idamınız durduruldu. Ben de bu haberi size ulaştırmak için Bostancıbaşlarından yarım saat önce size yetişebildim!” demiştir. Böylece Bu saatin uğursuzluğu dilden dile dolaşmıştır.[1]


[1] İbrahim Peçevi, Peçevi Tarihi, çev. Bekir Sıtkı Baykal, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981,s.277-278.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir