Yavuz Sultan Selim Dönemi (1512-1520)

Annesi Alaüddevle Bozkurt beyin kızı Ayşe Hatundur. Sultan Selim, 1470 yılında Amasya’da dünyaya gelmiştir. 1512 yılında ise tahta çıkmıştır.

 II. Bayezid’in 8 tane erkek evladı vardı. Bunlardan hayatta kalanlar Şehzade Ahmet Amasya’da, Şehzade Korkud Saruhan’da Şehzade Selim İse Trabzon’da sancakbeyi idi.

                Şehzade Selim Taht mücadelesini daha yakından izlemek için Oğlu Süleyman’a Kefe Sancağını istedi. 5 Ağustos 1507 yılında Süleyman Kefe Sancağına getirildi. Taht mücadelesi kızışmaya başlayınca Şehzade Selim babasından izin almadan 1510 yılında Kefe’ye hareket etti.  Şehzade Selim Kefe’ye geldiğinde büyük bir yardım toplamaya başladı. Devletin ileri gelenleri ile II. Bayezid, Selim’in Trabzon’a dönmesi için devrin uleması olan Mevlana Nureddin’i Kefe’ye gönderdi.

Bu görüşme sonuç vermeyince Şehzade Selim’e Menteşe Sancağı teklif edildi. Şehzade, bu teklifi kabul etmeyip Silistre Sancağını istedi. Bundan da netice alınamadı. Şehzade Selim babasının elini öpmek maksadıyla İstanbul’a geleceğini bildirdi ve harekete geçti. Bu vesile ile  ordusuyla Çukurçayır mevkiine kadar gelmişti. II. Bayezid ise ordusuyla Şehzade Selim’i karşılamaya geldi. Burada Şehzade Selim ile Mevlana Nureddin arasında bir görüşme meydana geldi. Görüşmelerin sonunda Semendre Sancağı Şehzade Selim’e verildi.

                Aslında bu anlaşma Selim’i oyalayıp Şehzade Ahmed’i tahta çıkarmak için ortam hazırlamak idi. Şehzade Selim bunu biliyordu. Bunun üzerine ordusuyla Semendire’ye gitmekten vazgeçip Edirne’ye girdi. Burayı kendisine aldıktan sonra Çorlu’ya kadar ilerledi. Hızlıca hareketle Uğraş Deresi yakınlarında II. Bayezid’in ordusuna yaklaştı. Şehzade Selim’in amacı babası ile savaşmak değil ona gücünü göstererek tahtın en kuvvetli aday olduğunu belirtmekti. Fakat Şehzade Ahmet taraftarları Sultanı doldurunca savaş kaçınılmaz bir hale geldi. Uğraş deresi yakınlarında yapılan savaşta Şehzade Selim yenildi ve canını zor kurtardı. Yanındaki kuvvetlerle birlikte 1511 yılında Kefe’ye gitti.

                Şahkulu isyanıyla ilgilenen şehzadeler ise taht mücadelesi için İstanbul yakınlarına gelmiş bu durumda isyan daha da büyümüştü. Havadisin böyle olması yeniçerileri Şehzade Selim’in tarafına itmekteydi. Baskılara daha fazla dayanamayan II. Bayezid Şehzade Ahmet’i İstanbul’a davet etti. İstanbul’da adeta Şehzade Ahmet’in tahta çıkarılması için bir seferberlik vardı. Bu durumu kabullenemeyen yeniçeriler 21 Eylül 1511 akşamı toplanarak meseleyi istişare ettiler. Sultan II. Bayezid’e mektup yazan yeniçeriler, Mustafa Paşa, Hasan Paşa, Tacizade ve Müeyyedzade’nin yanında Ahi Çelebi ile Mihrim Çelebi’nin derhal İstanbul’u terk etmelerini, Şehzade Ahmed’in sancağa geri gönderilmesini istediler. Çaresiz kalan Sultan, Mustafa Paşa hariç diğer devlet adamlarının görevine son verdi.

Tahttan ümidi kesen Şehzade Ahmed Anadolu’ya doğru yola çıktı. Şehzade Ahmed, önce Anadolu’ya hâkim olacak sonra ise Rumeli beylerini yanına çekerek İstanbul’a girip tahta çıkmayı hedefliyordu. Bu yüzden Anadolu’da padişah gibi davranmaya başladı. Bazı sancaklara kendi beylerini atıyor, oğlu Alaeddin de önüne gelen yerleri yağmalıyordu. Bu durum Anadolu’da Şahkulu isyanından sonra yapılmış bir kargaşa daha idi. Şehzade Ahmet çoğu kez divandan sancağının Konya ile değiştirilmesini istese de her defasında ret cevabı almıştır. Bunun üzere harekete geçip Konya’yı kuşatmıştır. Bu olaylar ise Şehzade Selim’e taht yolunu açmıştır. Neticede Şehzade Ahmed’in Konya’ya zorla girmesi onu Devlet-i Aliyye de asi konumuna düşürmüştür. Bu yüzden yeniçeriler artık devletin hükümdarının kudretsiz olduğunu ve Şehzade Ahmed’in tenkili için Şehzade Selim’in tahta çıkarılmasını istemişlerdi. Bu durum için Sultana baskıları artmaya başladı.

Baskılara dayanamayan Sultan II. Bayezid, 27 Mart 1512’de Şehzade Selim’e bir mektup göndererek ordunun başına geçmesini istemiştir. 1512 Nisan ayı başında da tekrar bir mektup yazarak derhal Şehzade Ahmed’in üzerine gitmesini emretti. Süratle İstanbul’a gelen Şehzade Selim, babasının yanına gitti. Yine yeniçerilerin baskısı sonucu 24 Nisan 1512 de Sultan II. Bayezid tahtı istemeden de olsa oğluna bıraktı.

Şehzade Ahmed’in Anadolu’da oğluyla başlattığı tahtı ele geçirme mücadelesi Anadolu’yu perişan hale getirmişti. Durumu yakından izleyen Sultan Selim, 29 Temmuz 1512’de Anadolu’ya geçti. Sultan Selim Anadolu’da ki adamları vasıtasıyla Şehzade Ahmed’in hareketlerini izliyordu.

Şehzade Ahmed ise Sultan Selim’e karşı ittifak arayışına girmişti. Mukavemet edemeyeceğini anlayınca Sultan Selim’e mektup yazarak Karaman Beyliğinin kendisine verilmesi halinde taht mücadelesinden vazgeçeceğini bildirdi. Sultan Selim böylesine kuvvetli bir gücü Şehzade Ahmed’e vermek istemiyordu. Bu yüzden bunun mümkün olmayacağını belirtti. Yeniden hareketlenen Şehzade Ahmed ise Amasya’ya girdi. Sultan Selim, Şehzade Ahmed’in bu hareketi üzerine 5 Ocak 1513’de beş oğlunu da boğdurttu. 12 Mart 1513’te de kardeşi Şehzade Korkud’u ortadan kaldırdı.

Sultan Selim ile Şehzade Ahmed 15 Nisan 1513 yılında Yenişehir ovasında karşı karşıya geldi. Yapılan savaşta şehzade yenildi ve boğularak öldürüldü. Böylelikle Osmanlı Devletinde saltanat mücadelesi sona erdi.

Osmanlı Safevi Münasebetleri

                Safevi Devleti Akkoyunluların mirası üzerine kuruldu. Başlangıçta Sünni olan Safevi ailesi Şeyh Hâce Ali’nin 12 imam Şiiliğini benimsemesi üzerine mahiyet değiştirdi. Safeviyye Tarikatı Şeyh Haydar ve Şeyh Cüneyd zamanında daha da gelişti. Şeyh Haydar’ın müritlerinin başlarına taktıkları 12 dilimli kırmızı başlıklar yüzünden Kızılbaşlar olarak anılmakta idiler.

                Şah İsmail 1501 yılında devleti kurduğu vakit Sultan Selim Trabzon’da sancakbeyi idi. Böylece Şah İsmail’in faaliyetlerini yakından izliyordu.  Şah İsmail’in asıl amacı Anadolu’da bir ihtilal gerçekleştirerek bölgeyi kendi hâkimiyetine alıp denizlere açılmaktı. Karamanoğullarına bağlı bazı Türkmenler ile konargöçerler de Şah İsmail’i destekliyorlardı. Nitekim bu amaç doğrultusunda çıkan Şah Kulu isyanı ve Nur Ali Halife olayları ortalığı yangın yerine çevirmişti.

                Sultan Selim tahta çıktığında Şah İsmail Özbeklerle savaşta idi. Cülusunu tebrik etmeyen Şah İsmail ayrıca kardeşi Şehzade Ahmed’e de destek veriyordu. Üstelik Ahmed’in oğlu Murad’ı da koruması altına alıp Anadolu’ya göndermiş, Anadolu’da ki beylerin de Karamanoğlu Ahmed’e tâbi olmalarını istemiştir.

                Bu durum Sultan Selim’i Safeviler üzerine sefere çıkmaya yöneltmiştir. Gerekçe olarak ta Şiiliğin Osmanlı topraklarında tehlike uyandırması ve bu durumun engellenmesi amacıyla olduğu belirtmiştir. Ayrıca Sultan Selim Osmanlıya meydan okur bir tavır gösteren Diyarbakır’ın terk edilmesini istemiş, Şah İsmail isteğe cevap vermeyince sefer hazırlıkları başlamıştır. Hazırlıktaki amaç Safeviler ticari ambargo uygulamak idi. Bu sebeple İran ipeğinin Osmanlı topraklarından geçip batıya ilerlemesi yasaklatıldı.

                Sefer hazırlıkları tamamlanınca Sultan Selim 1514’te Edirne’den İstanbul’a hareket etti. Burada da hazırlıklar yapılıp 20 Nisan 1514’de Üsküdar’a geçildi. Buradan da İzmit’e geçen Sultan Selim, Şah İsmail’e mektup yazarak savaş ilan etti. Ordusu ile Erzincan’a gelen Sultan Selim, şehrin yağmalanmaması isteğini kırmammış bunun üzerine şehir halkından parayla ordusu için zahire almıştır.

                Ordunun Safevi devleti içlerine ilerlemesi yanında Şah İsmail’in de savaşa katılmaması Osmanlı Ordusunu zor duruma düşürüyordu. Orduda geri dönme sesleri yükselmeye başlamıştı. Neticede sultanın çocukluk arkadaşı olan Karaman beylerbeyi Hemden Paşayı öncü olarak seçtiler. Hemden Paşa durumu sultana söyleyince Sultan Selim bu konuda ne kadar kararlı olduğunu göstermek için Hemden Paşayı 24 Temmuz 1514 yılında ordunun önünde idam ettirdi.

                16 Ağustos 1514 yılında ise hâlâ Şah İsmail savaşa katılmamış yeniçeriler artık bıkkınlıklarını dile getirmeye başlamışlardı. Sultan Selim ordusunun arasına girerek bir moral konuşması yaptı.

                Artık Şah İsmail için savaş kaçınılmaz hale gelmişti. 22 Ağustos 1514’de iki ordu Çaldıran Ovasında karşı karşıya geldi. Bir gün sonra iki ordu savaş düzeni aldı. Savaş Safevilerin hücumuyla başladı. Şah İsmail’in ordusu defalarca saldırmasına rağmen yeniçerilerin kullandığı tüfekler yüzünden ağır kayıplar verdiler. Bu sebeple de geri çekilmek zorunda kaldılar. Sultan Selim bu hareketi ilk başta bir savaş stratejisi olarak algılıyordu. O yüzden Safevi ordusunu takip etmedi. Safevi ordusu hızlı bir biçimde Dergezin’e çekildi. Savaşın kazanılmasında Osmanlı ordusunun ateşli silahları büyük üstünlük sağladı.

                Sultan Selim, Safeviler daha büyük bir darbe vurmak istiyor, gerekirse bir meydan savaşı daha yapmayı göze alıyordu. Bu nedenle 6 Eylül 1514’te Tebriz’e girdi. Yalnız Safeviler Osmanlı’nın meydan savaşındaki gücünü gördüklerinden bunu bir kez daha göze alamadı ve gerilla savaşı yapmaya başlamıştı. Artık Osmanlı ordusu Şah İsmail’i takipten sıkılmış erzaklar da yetersiz kalmıştı. Bu durumu Sultan Selim’de fark ediyordu. Bu yüzden geri dönme kararı aldı.

Osmanlı Memluk İlişkileri

Yavuz Sultan Selim İstanbul’a döndükten sonra doğu seferi için hazırlıklara başladı. Sinan Paşa’yı Diyarbakır’da ki Bıyıklı Mehmet Paşaya yardım için gönderdi. Kendisi de 5 Haziran 1516’da hareket etti. Sultan Selim, Diyarbakır tarafından gelecek herhangi bir gelişme durumunda seferi Safeviler üzerine yöneltecekti. Fakat Karahan kuvvetlerinin yenilgisi Akşehir’e ulaşınca seferin yönü Memluklerin üzerine çevrildi.

Sultan Selim Anadolu’ya tam anlamıyla sahip olmak için Memluklerle savaşın kaçınılmaz olduğunun bilincindeydi. Bununla birlikte Memluklerin ortadan kalmasıyla Kutsal yerler Osmanlı hâkimiyetine girecek İslam dünyasının tek lideri Osmanlı olacaktı. Ayrıca baharat yolunun kontrolü Osmanlıların eline geçecekti. Memluk Sultanı Kansu Gavri kuzey sınırındaki olayları yakından takip etmek maksadıyla ordusuyla Halep’e geldi. Burada Şah İsmail’in elçilerini kabul etti. Bu durum Sinan Paşa tarafından Sultan’a bildiriliyordu.  Neticede Sultan Selim, Safeviler üzerine sefere çıkmak için Memluklerden geçiş izni istedi. Kansu Gavri bu izni vermeyince Akşehir’de yapılan ordu toplantısı sonucu gerek Safevi hükümdarı Şah İsmail ile ilişki kurması ve Osmanlıya topraklarından geçiş hakkı tanımaması üzerine 30 Temmuz 1516’da Memlukler üzerine savaş ilan edildi.

 Savaş ilanından sonra Sinan Paşa Antep’e kadar olan kaleleri ele geçirdi. Antep önüne gelen ordu kaleyi kuşatınca kale kumandanı Yunus Bey ordugâha gelerek 18 Ağustos 1516’da bağlılığını bildirerek kalenin anahtarını teslim etti. Sultan Selim Antep’te 3 gün konakladıktan sonra Memluk ordusunun Mercidabık’da ordugâh kurduğu haberini aldı. Hemen harekete geçen Sultan, 23 Ağustos 1516 yılında Tel Habeş mevkiine yerleşti. İki ordu 24 Ağustos 1516’da karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusu 60.000 Memlukler ise 50.000 civarındaydı. Orduda ayrıca 150 top 2000 kadar da tüfekli yeniçeri bulunmaktaydi. Memluk hücumuyla başlayan savaş ikindi vakitlerine doğru Osmanlıların kesin zaferiyle sonuçlandı. Sultan Kansu Gavri savaş meydanından ayrılırken rahatsızlaşarak vefat etti. Osmanlı sınırına yakın bir yerde bekleyen Şah İsmail, Sultan Selim’in zaferini duyunca tekrar İran’ın içlerine çekildi. Savaşın ardından Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı hâkimiyetine girerken Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu’da Safevi tehlikesi ortadan kalktı.

Sultan 28 Ağustos 1516’da Halep’e geldi. Burada Abbasi halifesini kabul etti. 12 gün Şam önlerine asayişin sağlanmasını bekleyen Sultan sonunda kaleye girdi. Memluklerin sağ kalanları Tuman Beyi Sultan ilan edip etrafında toplanmaya başladıklarının haberi alınınca ordu Kahire üzerine sefer hazırlığına başladı. Tuman Bey, Canberdi Gazzali’yi Gazze önlerine öncü kuvvet olarak gönderdi. Sinan Paşada bölgeye intikal edince Gazze yakınlarında bir savaş cereyan etti. Neticede savaşı kazanan Sinan Paşa 21 Aralık 1516’da Gazze’ye girdi. Bu zaferle Kahire yolu üzerinde Osmanlıya karşı koyacak güç kalmadı. Sultan haberi alınca 2 Ocak 1517’de kente ulaştı. Burada bir hafta kaldıktan sonra 9 Ocak’ta Kahire’ye gitmek için şehirden ayrıldı. Bu ilerleyiş sırasında Memluk ordusundan casuslar aracılığı ile bilgi alınıyordu. Neticede Tuman Bey Osmanlı ordusunu durdurmak için Kahire surları önündeki Mukattam Dağından Nil Nehrine kadar hendekler kazdırarak toplar yerleştirmiş bu sayede bir savunma hattı oluşturmuştu. Toplar ağır ve hareketsiz olduğundan sadece bu yönü tutuyordu. Sultan bunun üzerine istişare ederek savaş taktiğini değiştirdi. Yeni taktiğe göre savunma hattına doğrudan saldırmayacak Mukattam Dağının etrafından dolaşarak topları etkisiz hale getirecekti. Bu sayede de Memluk ordusuna yandan ve arkadan saldıracaktı.

Osmanlı ordusu 21 Ocak 1517 günü Ridaniye yakınlarında ki Birketü’l Hac mevkiine ulaştı. Ordu 20.000 civarında olup hemen savaş düzeni aldı. Nizamlı bir şekilde harekete geçen Osmanlı ordusuna karşı Memluk öncü kuvvetleri tacizde bulunup topların olduğu tarafa doğru çekmeye çalışıyorlardı. Mukattam Dağına gelen ordu menzile girmeden dağın yanından geçmeye başlayınca Memluk ordusunda kargaşa artmaya başladı. Topları Osmanlı ordusuna çevirmeye çalışsalar da başaramadan Osmanlı ordusunun top atışlarına maruz kaldılar. Ardından yeniçerilerin tüfek atışları sonucunda Memluk ordusu darmaduman oldu. Geri çekilseler de Tuman Beyin gayreti sonucu yeniden toparlandı. Toparlanan Memluk ordusu Ridaniye sahrasında tekrar savaş düzeni aldı. Osmanlı ordusu bu sefer sol kanattan hücuma yöneldi. Sultanın bulunduğu merkez kısımdan ise top atışlarıyla saldırıya destek veriliyordu. Bu saldırılara dayanamayan Memluk sol kanadı çöktü. Tuman Bey ve yanındakiler Osmanlı sağ kanadına hücum etmeye başladılar. Akınlara direnemeyen Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Sinan Paşa hemen sol kanattan sağ kanada kayarak durumu toparlamaya çalıştı. Şiddetli geçen çarpışmalar sonucu Sinan Paşa ve önemli devlet adamları aldıkları yaralar sonucu hayatlarını kaybetti. Sultan takviye kuvvet gönderince Memluk ordusu püskürtüldü ve dağılmaya başladı. Tuman Bey ve askerleri Kahire’ye çekildi. 22 Ocak 1517 de ani bir saldırıyla Memluk ordusu dağıtılarak kesin bir zafer kazanıldı. 24 Ocakta Osmanlı ordusu Kahire’ye girdi. Tuman Bey ve askerleri yanlarına topladıkları 7.000 kişi ile 27-28 Ocak gecesi Kahire’ye girerek Osmanlı askeriyle savaşmaya başladı. Çatışmalar üç gün sürdü. Halkında desteğini alan Tuman Bey ile Osmanlı ordusu arasında kanlı çarpışmalar oldu. Nihayetinde Osmanlı ordusunun üstünlük sağlamasından sonra Tuman Bey çekildi. Bu vesile ile 15 Şubat 1517’de Sultan Selim Kahire’ye girdi. Hz Yusuf’un tahtına oturan Sultan 13 Nisan’da Tuman Beyi yakalayıp idam ettirdi. Böylece Mısır tamamen Osmanlı hâkimiyetine girdi. Savaşın sonucunda Mekke Emirliği Osmanlıya bağlandı. Mekke Emirinin oğlu Ebu Nümey 6 Temmuz 1517’de Kahire’de Sultanın huzuruna çıkarak Mekke ve Medine’nin anahtarlarını teslim etti.

Sultan Mısır’a Hayır Beyi atadı. Gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra 9 Eylül 1517’de Şam’a hareket etti. Burada iki ay kalan Sultan tahrir işleriyle meşgul oldu. Şam Beylerbeyliğine Canberdi Gazzali’yi tayin ettikten sonra 22 Şubat 1518’de Halep’e yola çıktı. Burada da iki ay kalan Sultan tayin ve atamaları yaptıktan sonra 25 Temmuz 1518’de İstanbul’a geldi. İstanbul’da fazla kalmayan Sultan Edirne’ye geçti.

 Bu sırada Bozok sancağı sınırları içinde bulunan Sızır isimli köyde Şeyh Celal oğlu Şah Veli’nin isyan ettiği ve Şah İsmail yanlısı pek çok insanı yanına topladığı haberi geldi. Şah Veli, Üveys Beyin sarayını yağmalayınca Said Paşa harekete geçti. Said Paşa yolda saldırıya uğrayınca Sultan yardıma Rumeli Beylerbeyi Ferhat Paşayı gönderdi. İsyancılarla 24 Nisan 1519’da karşı karşıya gelindi. İsyancılar ağır bir bozguna uğradı. Sağ kalanlar Safevi ülkesine doğru kaçarken Üveys Bey tarafından öldürüldü. Bunların elebaşlarının ismi Osmanlı kaynaklarında Bozoklu Celal olarak zikredildiği için sonradan ortaya çıkacak isyanlar içinde Celali isyanı tabiri kullanılmıştır.

Sultan Selim’in bir diğer hayali de güçlü bir donanma kurmak idi. Bu husus için Mısır’da iken Salman Reisi İstanbul’a göndermişti. İstanbul’a döndüğünde ise bir tersane inşa ettirmişti. Sultan donanma hazırlığını yakından takip etmek için Nisan 1519’da İstanbul’a döndü. Rodos üzerine büyük bir sefer hazırlığına başlanıldı. Yapılan Meşveret meclisinde Rodos üzerine değil de Safeviler üzerine sefere çıkılması kararı verilince Sultan buna baya içerlendi. Bunun üzerine İstanbul’dan ayrılarak Edirne’ye geçti. Sultanın seferi ertelemesinin bir diğer nedeni ise İstanbul’da baş gösteren veba salgını idi. Sultan İstanbul’a gitmek üzere 18 Temmuz 1520’de harekete geçmeden sırtındaki çıban rahatsız etmeye başlamıştı. Nitekim Sultan sırtındaki çıban ile Çorluyu öteye geçemedi. Burada iki ay tedavi gördükten sonra tedavi sonuç vermeyince 21-22 Eylül 1520 gecesi sabah karşı vefat etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Selim Camisi yanına defnedildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir