BÜYÜK SELÇUKLULAR’DA DİVAN-I ALA (HÜKÜMET TEŞKİLATI)

Oğuzlar’ın 24 boyundan birisi olan Kınıklara mensup kişilerin liderliğinde kurulmuş Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157) ile yine söz konusu hanedana mensup kişilerce, adı geçen devlete bağlı olarak tesis edilmiş Irak Selçukluları Devleti’ndeki (1119-1194) hükümet teşkilatının, yani Divan-Ala ve bu daireye bağlı şubelerin işleyişi, görevi ve bu müesseselerde görev yapmış kişiler ele alınarak incelenmiştir.

Divan-ı Ala; devletin mali işlerinin sorumluluğunu üstlenen Divan-ı İstifa, dış işleri ve içişlerine dair birçok sorumluluğu olan Divan-İnşa ve Tuğra, özellikle mali müesseselerin teftişinden sorumlu bir nevi müfettişlik olan Divan-ı İşraf, hemen her türlü askeri işle sorumlu tutulan Divan-ı Arz ve bugünkü anlamda başbakan olarak nitelendirebileceğimiz vezirlerin başında bulunduğu, ismini zikrettiğimiz divan dairelerinin en üstünde yer alan Divan-ı Vezaret’ten müteşekkildir.

Kaynaklar tetkik edildikten sonra, söz konusu müessesenin çok eski çağlardan itibaren Sasaniler ile Doğu Romalılar tarafından kullanıldığı ve Hz. Ömer devrinde (634-644) adı geçen imparatorluklara ait bölgelerde yapılan fetihlerle İslam dünyasına geçtiği tespit edilmiştir. Daha sonra Emeviler ve Abbasiler tarafından İslam an’aneleri içerisinde yoğrularak devam ettirilen bu müesseseler, Abbasiler’in zayıflamasıyla ortaya çıkan Samaniler ve Samaniler Devleti’nin son zamanlarında kurulmuş olan Gazneliler Devleti tarafından da benimsenmiştir.

Horasan Bölgesi’ne geçtikten (1035) sonra özellikle Gazneliler Devleti ile siyasi münasebetlerde bulunan ve genellikle onlardaki idari sistemleri benimseyen Selçuklular ise, söz konusu divan müesseselerini muhtemelen ilk defa Horasan bölgesine geçmeden önce, Maveraünnehir bölgesindeyken temaslarda bulundukları Samaniler vasıtasıyla öğrenmişlerdir. Ancak onlar, bu sistemi devletlerini kurduktan (1040) sonra daha çok Gazneli Devleti’nden kendi hakimiyeti altına aldıkları, Gazneli devlet teşkilatını iyi bilen Ebu’l-Kasım Salar Bujkan, Amidü’l- Mülk Kündüri ve Nizamü’l-Mülk gibi devlet adamlarının sayesinde uygulamaya koymuşlardır.

Bununla birlikte, Selçuklu divanları göz önüne alındığında dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır. Bunlardan birisi şudur ki; Selçuklular, bu müesseselere eski Türk devlet geleneğine ait tuğra müessesesi gibi bazı yeni unsurlar eklemişlerdir. Bir diğer önemli husus ise; Büyük Selçuklu Devleti zamanında oldukça geliştirilen mezkur idare sisteminin, onlara bağlı olarak kurulan Irak Selçukluları, Suriye Selçukluları, Kirman Selçukluları’nda, daha çok onlardan bağımsız olarak kurulmuş olduğunu ifade edebileceğimiz Türkiye Selçukluları ve Büyük Selçuklular’ın inkıraza uğramasından sonra kurulan Harezmşahlar Devleti’nde de ufak bazı değişikliklerle varlığını sürdürmüş, hatta Memlukler ve Osmanlılar gibi Türk-İslam devletlerinin hükümet sistemlerine de örnek teşkil etmiş olduğudur.

DİVAN NEDİR?

Divan, Devlet idaresindeki mali, askeri, diplomatik vs. işlerle uğraşan şahısların ikamet ettiği daireler ve devlet önde gelenlerinin toplanarak devlet işlerini görüştükleri meclis için kullanılan terimdir.

İSLAMİYET ÖNCESİNDE DİVANLAR

İslamiyet’ten önceki dönemlerde Romalılar ve Sasaniler’e ait divan müesseselerinin var olduğu anlaşılmaktadır. Verilen bilgilere göre Arap fütuhatı öncesinde Şam ile Mısır’da Rumlar’a ait olan iki divan dairesi mevcuttu ve bu divanlarda Rum veya Kıpti dillerini bilen katipler çalışırdı. Zira bu divanlarda tutulan kayıtlar mezkur dillerde tutulurdu. Irak’ta ise Sasaniler’e ait olan, kayıtlarının Fars dilinde tutulduğu ve bu yüzden Farsça bilen katiplerin çalıştırıldığı bir divan dairesi vardı. Söz konusu divanlar genellikle ait oldukları devlet veya imparatorluğun, adı geçen bölgelerdeki mali işleriyle uğraşırdı. Esasen Romalılar ve Sasanilere ait bu tür divanların, sadece ismi geçen bölgelerde değil onların egemen oldukları diğer bölgelerde de var olduklarını söylemek makul gözükmektedir; ancak diğer bölgelerdeki divanlar hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.

HZ. ÖMER ve İSLAM DÜNYASINDA DİVANLARIN TESİSİ

Hz. Ömer döneminden (634-644) önce İslam dünyasında divan müesseselerinin olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Fakat bu dönemde fetihlerle birlikte sınırlar genişlemiş ve buna paralel olarak da devlet gelirleri artmıştır. Böylece artan gelirlerin kaydını tutmak, bu gelirlerin Müslümanlar arasında uygun bir şekilde paylaştırılmasını sağlamak, askerleri ile onların aldıkları paranın miktarını belirli bir şekilde kaydetmek ve bu konuda herhangi bir karışıklığa imkan bırakmamak için defterler tutulmuş, divan müessesesi kurulmuştur. Ancak bu müesseselerin oluşturulma yılı hakkında kaynaklarda ortak bir nokta bulunmamaktadır. Bazı kaynaklar Hicri 15 yılını verirken, bazıları da 20 yılını vermiştir.

Bu dönemde Hz. Ömer tarafından tesis edilen divanlar dışında, fethedilen İran ve Bizans topraklarındaki divanlar da varlığını devam ettirmiştir. Cehşiyari’nin vermiş olduğu bilgilere göre Hz. Ömer döneminde Kufe ve Basra’da ikişer divan vardı. Bunlardan birer tanesi Arap dilinde tutulur ve orada insanların sayısı, gelir ve giderler kaydedilirdi. Diğer divanlar ise Fars dilinde tutulur ve burada da paralar sayılır, gelir mahiyetindeki vergiler kaydedilirdi. Ayrıca Basra ve Kufe’de olduğu gibi Şam’da da iki divan olup bunlardan birisinin dili Arapça diğerininki ise Rumca idi.

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİNDE DİVANLAR

Emeviler döneminde bir yandan Hz. Ömer zamanındaki divanlar varlığını devam ettirirken diğer yandan ihtiyaca göre yeni divanlar kurulmuştur. Abbasiler dönemine gelindiğinde ise Emeviler dönemindeki divanların daha da geliştirilerek devam ettirildiği, hatta bazı yeni divanlar tesis edildiği görülür. Söz konusu divan müesseselerinin tesisinde genel itibariyle Sasani, kısmen de Bizans örnek alınmıştır.

Emeviler döneminde divan başkanlıklarını katip ünvanını taşıyan kişiler yapmıştır. Hatta bu dönemdeki divanlar çoğu zaman Katibü’r-resail, Katibü’l-harac gibi katip terimiyle isimlendirilmiştir. Abbasiler döneminde ise ilk başlarda, halifelerden sonra devleti idarede en büyük söz sahibi vezirler divan başkanlığı yapmıştır. Ancak daha sonra divanlar vezirlerin sorumluluğundan alınarak, vezire karşı sorumlu olmak kaydıyla, reis, sahip gibi ünvanlar taşıyan tecrübeli katiplerin uhdesine verilmiştir. Söz konusu bu iki dönemdeki önemli divanları maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz;

Divanü’l-Harac: Daha önce de değinmiş olduğumuz üzere Sasaniler ile Bizanslılara ait, Irak, Şam ve Mısırdaki haraç divanları Hz. Ömer döneminde devam etmiştir. Bu divanlar pek fazla bir değişiklik olmaksızın Emeviler döneminde de varlığını korumuş; ancak bu dönemde söz konusu divanlarda kullanılan Fars, Rum ve Kıpti dilleri yerine Arapça etkin hale getirilmiştir. Ayrıca bu dönemde Şam’daki haraç divanı Emevilerin mali işlerle ilgilenen merkez divanı olmuştur. Divanü’l-Harac ve’l-cibayet ismiyle de anılan haraç divanları Abbasiler döneminde varlığını devam ettirmiştir. Bu dönemde mali işler o kadar gelişmiştir ki Bağdat ve Samarra’da merkez divanü’l-haraclar ve bunlara bağlı olmak üzere her vilayette bir tane harac divanı kurulmuştur.

Her bölgedeki Divanü’l-Harac’ın, mal veya para cinsinden olan devlete ait gelirleri, vergi yükümlülerinden tahsil etmek; tahsil edilen gelirlerden toplanıldığı bölgedeki devlet harcaması ne kadarsa o kadarını sarf etmek ve arta kalan geliri merkezdeki divana göndermek; gelir sağlanan arazilerin ölçümünü yapmak ve bu arazilerdeki haracın arazi alanı üzerinden mi yoksa mahsul zerinden mi alınacağını belirlemek; vergi çeşitlerine göre vergi mükelleflerini ve vergi oranlarını (1/3, 1/4 şeklinde) divan defterlerine kaydetmek gibi görevlerle yükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Merkezdeki Divanü’l-Harac ise devletin bir nevi Maliye Bakanlığı’dır ve genel mali işlerden sorumludur.

Divanü’r-Resail: Divanü’r-Resair, Emevi halifelerinden Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde (661-680) ortaya çıkmıştır. Abbasiler döneminde de varlığını devam ettiren bu divan, ilk zamanlar Divanü’r-Resail veya Divan-ı Mükatebat olarak anılmış; ancak daha sonra, diğer bazı devletlerde de olduğu gibi Divan-ı İnşa ismini almıştır. Emeviler döneminde bu divana katipler başkanlık yapmıştır. Abbasiler dönemine gelindiğinde ise başlangıçta vezir kontrolündeki bu divana, sonradan bir baş katip, diğer bir deyişle reisü’l-inşa/ sahib-i Divan-ı İnşa unvanında bir bakan tayin edilmiştir.

Bu divanın; halifelerin valileriyle veya diğer devlet hükümdarlarıyla olan yazışmalarını sağlamak, devletin dış ilişkilerini düzenlemek, dış ülkelere gidecek elçileri seçmek, dışarıdan İslam ülkesine gelen elçilerin her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenmek ve ülke içerisinde kaldıkları sürece onlara eşlik edecek kişileri görevlendirmek gibi birçok sorumluluğu olmuştur.

Divanü’l-Hatem: Divanü’l-Hatem (mühür divanı), Emevi halifelerinden Muaviye b. Ebu Sufyan döneminde tesis edilmiş olup Abbasiler döneminde de varlığını sürdürmüştür. Anlaşıldığı kadarıyla resmi evraklar üzerinde yapılacak hilekarlıklara engel olmak amacıyla kurulmuştur. Bu dairede çalışan katiplerin başlıca görevleri; resmi evrakları mühürlemek, bu evrakları muhafaza etmek, herhangi bir yere gidecek olan resmi bir belgeyi rulo yaparak açılmaması için iple bağlamak ve bunları damgalamak olmuştur.

Divanü’l-Cünd: Bu divan esasen Hz. Ömer döneminde askerlere dair her türlü kaydı tutan dairenin devamı şeklinde gözükmektedir. Ancak o dönemde sadece divan olarak adlandırılmıştır. Emeviler ve Abbasiler dönemine gelindiğinde ise, daha da geliştirilmiş olan bu divanın Divanü’l-Cünd ismini aldığı ve ayrıca çeşitli kollara ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu divan ve kollarının başlıca görevi; askerleri rütbelerine göre tasnif edip kaydını tutmak, onlara verilmiş olan ıkta veya ödenecek ücretleri divan defterlerine geçirmek olmuştur.

Divanü’l-Berid: Berid Arapça’da Posta anlamındadır. Posta işleri Hulefa-yi Raşidin döneminde şekillenmiştir; ancak İran ve Bizans’ı örnek alarak sistemli bir posta teşkilatını kuran ilk kişi yine Emevi halifelerinden Muaviye olmuştur. Muaviye’den sonra daha da geliştirilen söz konusu divan Abbasiler döneminde de varlığını devam ettirmiştir. Bu divan; devlet içindeki haberleşmelerin sağlanmasından, resmi evrakların gerekli yerlere ulaştırılmasından sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte devlet içerisindeki yüksek görevlileri gözetleyip, onlarla ilgili bilgileri merkeze ileten bir casusluk veya istihbarat dairesi olarak da görev yapmıştır.

Yukarıdaki divanlar dışında, Emeviler ve Abbasiler döneminde yargı işlerini uygulayan Divanü’l-Mezalim; yine devlet gelir ve giderleriyle uğraşan Divanü’l-Beytü’l-Mal; halifelerin özel gelirleriyle ilgilenen Beytü’l-Mali’l-Hassa; devlet gelirlerinin, mali işlerinin teftişi ve muhasebesi ile ilgilenen Divan’üz-Ezimme (zimam); halifelerin yazışmalarıyla ilgili bir görev üstlenmiş olan ve halifenin yazılarına tevki yazan Divanü’t-Tevki gibi birçok divan tesis edilmiş ve devlet teşkilatında yer almıştır.

SAMANİLER ve GAZNELİLER DÖNEMİNDE DİVANLAR

Samaniler, Abbasiler’den ayrılarak kurulmuş bir devlettir. Bu sebeple devlet teşkilatı ve bu cümleden olarak divan teşkilatı hususunda da Abbasiler’i örnek almışlardır. Gazneliler ise Samaniler’den ayrılarak kurulmuş bir Türk devletidir ve genel olarak devlet teşkilatı, divanlar vs. hususlarda onları, dolayısıyla da Abbasileri taklit etmişlerdir.

Samaniler döneminde oldukça geliştirilmiş olan divanlar için, Samani hükümdarlarından Nasr b. Ahmed b. İsmail’in emriyle özel bir mekan tesis edilmiştir. Samani divanlarının asıl geliştiricisi ise, bu hükümdar döneminde vezirlik yapmış olan el-Ceyhani’dir. Bu dönemde bütün kalem erbabının, yani idare teşkilatının başında bulunan vezirin başkanlığındaki Divan-ı Vezir’e bağlı olarak birçok divan tesis edilmiştir.

Bunlara, devletin mali işleri, gelir ve giderleriyle ilgilenen Divan-ı Müstevfi; Emeviler ve Abbasiler döneminde Divanü’l-Risalet veya Divan’l-İnşa olarak adlandırılan dairenin görevini, yani yazışmalar ve dış işleriyle ilgili görevleri üstlenmiş olan Divan-ı Amidü’l-mülk; Belediye işleri ile ilgilenen, sosyal ve ticari düzenin sağlanmasından sorumlu Divan-ı Muhtesib; saray harcamalarının kontrolünden sorumlu ve bir nevi müfettişlik görevi de üstlenmiş olan Divan-ı Şeref (İşraf); Emeviler ve Abbasiler döneminde Divanü’l-Cünd olarak gösterdiğimiz dairenin görevini, yani askerlere, onların rütbe ve maaşlarına dair her şeyin kaydını tutmak gibi görevler üstlenen Divanü’l-Ceyş vs. divanlar örnek gösterilebilir.

Gazneliler dönemine gelindiğinde de benzer divanların var olduğu ve hükümdarın sarayında hücreler (odalar) halinde yerleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. Divan-ı Vezaret ve buna ek olarak devletin mali işleriyle ilgilenen Divan-ı İstifa; devletin yazışmalarından sorumlu Divan-ı Risalet; askerlere dair hemen her türlü kayıttan sorumlu Divan-ı Arz; posta işlerinden sorumlu Divan-ı Berid gibi divanlar o dönemdeki divan örneklerindendir.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ’NDE DİVAN-I ALA

Genellikle divan toplantılarına Sultan başkanlık eder.Sultan olmadığı zaman ise Vezir başkanlık eder.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu hükümet teşkilatı, esasen Divan-ı Ala ve ona bağlı olan Divan-ı Vezaret, Divan-ı İstifa, Divan-ı Tuğra, Divan-ı İşraf, Divan-ı Arz’dan meydana gelmiştir. Bu hükümet teşkilatı sadece merkezde (payitahtta=başkentte) değil aynı zamanda, küçük bir örneği ile merkeze bağlı eyaletlerde, Selçuklu şehzadelerinin hakim olduğu bölgelerde de tesis edilmiştir. Bununla birlikte Selçuklu İmparatorluğu’nda Divan-ı Ala’ya bağlı olmayan, bugünkü anlamda posta ve istihbarat dairesi olarak nitelendirebileceğimiz Divan-ı Berid, yargı mahkemesi olarak tanımlayabileceğimiz Divan-ı Mezalim, vakıflar genel müdürlüğü olarak telakki edebileceğimiz Divan-ı Evkaf gibi birçok divan müessesesi oluşturulmuştur.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda her konuda birinci derecede yetkili olan kişi; Sultan, Şahinşah gibi unvanlar  ile genellikle halife tarafından kendilerine verilmiş bazı İslami lakapları kullanan, dünya işlerini yoluna koyup idare etmesi ve insanları barış içinde yaşatması için kendisine tanrı tarafından kudret verilmiş olduğuna inanılan hükümdardır. Hükümdar, İmparatorluk dahilindeki askeri, sivil vs. teşkilatın da başıdır. Ayrıca imparatorluk dahilinde, vasıtalı veya vasıtasız olarak idare edilen bölgelerin hakimleri de hükümdara tabi olup ülkelerinde okuttukları hutbelerde, bastırdıkları paralarda onun adına ve lakaplarına yer vermişlerdir.

Bugünkü İran, Irak ve Suriye gibi yerlerin de dahil olduğu geniş Selçuklu İmparatorluğu’nda sultandan sonraki en yetkili kişi ise sadece sultana karşı sorumlu olan vezirdir. Vezir; birincisi dergah veya bargah olarak da isimlendirilmiş olan, en büyük görevlisinin hacib, hacib-i bozorg, hacib-i emir gibi unvanlar taşıdığı ve çeşitli görevlilerin bulunduğu saray ile ikincisi ülkeyi idarede en önemli organ olan Divan-ı Ala (Büyük Divan=Hükümet) olmak üzere iki kısma ayırabileceğimiz Selçuklu merkez teşkilatında ikinci kısmın, yani Divan-ı Ala’nın başkanıdır.

Ülkeyi idarede en büyük organ olan Divan-ı Ala’ya bağlı olmak üzere de başta sultana ve sonrasında vezire karşı sorumlu olan, muhtelif görevlerle donatılmış bakanlar ve bu bakanların başlarında bulunduğu çeşitli divanlar mevcut olmuştur. Hatta onlara karşı sorumlu olarak, başlarında bulundukları alt divanlarda çeşitli katipler ve memurlar olmuştur. Kısacası Büyük Selçuklu İmparatorluğu; içinde, belirli bir hiyerarşik düzende birbirlerine bağlı olan birçok mansıp (meslek) sahibini barındıran, mükemmel olarak telakki edebileceğimiz bir devlet/imparatorluk teşkilatına sahip olmuştur.

Bahsini ettiğimiz Selçuklu teşkilatlanması; bu teşkilatlanma içerisindeki vezirler, divanlar, divan görevlileri vs. aynı zamanda Büyük Selçuklu İmparatorluğu haricindeki, başlarında daha çok Büyük Selçuklu İmparatorluğu’ndaki büyük sultana bağlı bulunan sultanların veya meliklerin yer aldığı Selçuklu devletlerinde (Irak, Kirman, Suriye ve Anadolu Selçukluları’nda) de geçerli olmuştur. Hatta yine aynı teşkilat ve bu teşkilat mensupları, küçük bir örneği ile henüz herhangi bir Selçuklu şubesinin başına geçmemiş olan Selçuklu şehzadelerinin ve Selçuklu sultanlarının eşlerinin emrinde de mevcut olmuştur.

Selçuklu imparatorluk teşkilatı ve dolayısıyla divan müesseseleri, umumiyetle eski Sasani devlet teşkilatının bir taklidi şeklinde oluşturulmuş olan Abbasi devlet teşkilatını devam ettiren Samaniler ile özellikle Samaniler içerisinden çıkarak kurulmuş ve Samani devlet teşkilatını kendi devletlerinde uygulamış olan Gazneli devlet teşkilatı örnek alınarak oluşturulmuştur.

   Sasanilerden Gazneliler’e kadar süregelen ve çağın gereklerine uygun olarak zaman zaman bazı değişiklikler geçiren, İslami geleneklerin de içinde yer aldığı söz konusu devlet teşkilatı ve bu teşkilat içerisindeki divanların Selçuklu İmparatorluğu’ndaki uygulayıcıları özellikle Pers asıllı vezirler ve devlet adamları olmuştur.

Selçuklular döneminde, bu divan için Divan-Ala (Divan-ı Ali), Divan-ı Hazret, Divan-ı Sultan veya Divan-ı Saltanat isimleri kullanılmıştır. Bununla birlikte yine bu divanı ifade etmek üzere büyük divandan çıkmış olan vesikalarda Meclis-i Ali (Yüce Divan), Divan-ı Ma (divanımız), Meclis-i Ma (meclisimiz) gibi ifadeler kullanılmıştır. Divan-ı Ala, Selçuklu İmparatorluğu’nun ilk sultanı olan Tuğrul b. Mikail b. Selçuk’tan itibaren tesis edilmiştir. Bu durum, dönemle ilgili bilgi veren temel kaynaklardan rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Mesela Sultan Tuğrul b. Mikail döneminde (1040-1063), bizzat Selçuklu Divan-ı Ala’sında görev almış olan İbni Hassül, ilk dönem Selçuklu divanından bahsederken, Sultan Tuğrul’un yüce meclisinde (Divan-ı Ala’sında) vezirlerin, katiplerin, kadıların ve daha birçok görevlinin bulunduğunu kaydetmiştir.   

DİVAN-I ALA’NIN GÖREVLERİ

Haftada muntazaman olarak genellikle sabahları toplanan Divan-ı Ala’da devlete dair hemen bütün işlerin görüşülüp karara bağlandığı ve kararların yer aldığı resmi evrakların divan üyeleri tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır. Bu divanın görevleri ve bu divanda görüşülen konuları ana hatlarıyla, maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

A. Herhangi bir göreve tayin edilen bir devlet adamının, tayinine veya azline dair karar burada alınmış, ve bu husustaki evraklar, bu divandan sadır olmuştur.

B. Vergi tahsildarlarının, vergi toplamaya yetkili olduğunu gösteren divan havaleleri (bir tür yetkilendirme belgesi), yüksek ihtimalle büyük divandan verilmiştir. Zira Necmü’d-Din lakabını kullanan bir devlet adamının Serahs reisliğine tayin edildiğini gösteren bir tayin belgesinde (tefviz-i riyaset-i Serahs), kendisine, elinde divan havalesi olan herkesin, halktan vergi toplamasına izin verilmemesi öğütlenmiştir.

C. Halkın, esnafın şikayet ve istekleri hakkındaki kararlar bu divanda alınmıştır.

D. Bu divanda yer alan azalar, gerektiğinde vezir tayininde bile Sultana fikir beyan edebilmişlerdir. Mesela Sultan Muhammed Tapar, veziri Sa’dü’l-Mülk el-Abi’yi astırdıktan sonra, O’nun yerine tayin edeceği kişiyi tesbit için büyük divan üyeleri ile bir istişare yapmış ve onların görüşlerini almıştır. Aynı Sultan, veziri Hatirü’l-Mülk’ü, vezaretten azlettikten sonra da divan erbablarını toplamış ve bir meşveret meclisinde, yeni tayin edilecek olan vezirin kim olması gerektiği hususunda onların görüşüne başvurmuştur.

E. Bu divanda veya bu divan dahilindeki diğer divanlarda, devlet işlerine dair tutulmuş olan hemen her tür defter muhafaza edilmiştir.

F. Divan-ı Ala’nın üyeleri, herhangi bir savaş sırasında sultanların yanında yer almıştır. Mesela Sultan Alp Arslan, Malazgirt Zaferi (1071) ardından, Romanos Diogenes ile barış yapar yapmaz, o sırada yanında bulunan Divan-ı Ali münşilerini huzuruna çağırtmış ve etrafa gönderilmek üzere fetihnameler yazdırmıştır.

G. İkta ile ilgili kararlar bu divanda ele alınıp görüşülmüş ve alınan karara göre yazılan beratlar (resmi evraklar) da bu divandan çıkmıştır.

Şüphesiz, bu divanda devletin askeri, mali, idari vs. hususlardaki birçok işleri ele alınmış ve karara bağlanmıştır. Zira bu divan, söz konusu alanlarda sultandan sonra devlet idaresindeki en yetkili müessesedir. Ancak söz konusu hususlarda çok fazla örnek bulunmamaktadır. Bununla birlikte herhangi bir savaşa karar vermek, imparatorluğun içerde ve dışarıda nasıl bir politika izleyeceğini belirlemek gibi birçok konunun bu divanda tartışılıp karara bağlandığı hususunda bir sav oldukça makul gözükmektedir.

DİVAN-I ALA’NIN ÜYELERİ

Sultan ve Vezir

Vezir Naibi

Devatdar

Alt Divanların Başkanları ve Naibleri

Diğer Bazı Divan Üyeleri

DİVAN-I ALA’NIN ŞUBELERİ

DİVAN-I İSTİFA: İslam dünyasında mali işlerle ilgilenen ilk divanlar, Hz. Ömer döneminde (634-644) Sasaniler ile Rumlar örnek alınarak tesis edilmiş ve Emeviler ile Abbasiler devrinde de geliştirilerek devam ettirilen bu divanlara Divanü’l-Harac veya Kitabü’l-Harac gibi isimler verilmiştir. Samaniler ve Gazneliler döneminde ise Divan-ı Müstevfi veya Divan-ı istifa isimlerini alan söz konusu divan, Büyük Selçuklular ve Irak Selçukluları dönemlerine gelindiğinde de genellikle Divan-ı İstifa adıyla adıyla anılmıştır. Bununla birlikte bu dönemlerde, mezkur divan için bazen Divan-ı İstifa-yı Memalik ve Divanü’z-Zimam ve’l-İstifa isimleri kullanılmıştır. İsimlerine uygun olarak da, bu divan başkanlarına Müstevfi, Müstevfi-yi Memalik, Reis-i Mstevfi, Sahib-i Divan-ı İstifa, veya Reis-i Müstevfi-yi Küllü Memalik denilmiştir. Büyük Selçuklular ve Irak Selçukluları döneminde böyle isimler almış olan söz konusu divan ve bu divanın başkanları için, diğer Selçuklu devletlerinde de aynı veya benzer isimler kullanılmıştır. Divan-ı İstifa, Selçuklularda, imparatorluğun ilk sultanı olan Sultan Tuğrul b. Mikail döneminde (1040-1063) ortaya çıkmıştır.

Bu divan Selçuklu Devleti’nin gelir giderlerinin (mali işlerinin) değerlendirildiği, defterlere kaydedildiği divandır. Ancak Köymen’e göre ise Sultan Tuğrul Bey Dönemi Veziri olan Amidü’l-Mülk ve daha sonra vezir olan Nizamü’l-Mülk dönemlerinde çokça kayıtlara (tayin, vesika belgelerine) rastlanılamamasının sebebi bu iki vezir döneminde devlet otoritesinde nüfuz sahibi olmaları ve birçok fonksiyonlara (devlet işlerine) sahip olmalarındandır.

DİVAN-I İNŞA VE TUĞRA: Bu divan, İslam dünyasında Divanü’l-İnşa, Divanü’r-Resail, Kitabu’d-Dest, Kitabu’d-Derc, bazen sır katipleri bu divanın başkanlığını yaptığı için Kitabü’s-Sır ve bazen de yine aynı divana vezirler başkanlık etmiş olduğundan Divanü’l-Aziz adlarıyla anılmıştır. Büyük Selçuklular ve Irak Selçukluları dönemine gelindiğinde ise, mezkur divan için Divan-ı Resail, Divan-ı İnşa, Mansıb-ı Divan-ı İnşa ve Tuğra, Divan-ı İnşa ve Tuğra veya da sadece Divan-ı Tuğra isimleri kullanılmıştır.

Divan-ı İnşa ve Tuğra, divanlar arasındaki hiyerarşik düzende, Divan-ı Vezaret ve Divan-ı İstifa’dan sonra üçüncü sırada yer almıştır. İmparatorluğu ilgilendiren dış yazışmalar, tayin ve azl belgeleri, ikta tevcihleri vs. kayıtlar Divan-ı Tuğra’nn bir alt dairesi olan Divan-ı İnşa’daki katipler veya daha çok baş münşiler (düz yazı yazmakta usta olanlar, katiplerden farklıdırlar) tarafından tutulmuştur. Divan-ı İnşa’da münşiler ve katipler tarafından yazılan belgeler sultan adına, genellikle Divan-ı Tuğra reisi tarafından tuğralanmış ve onaylanmıştır

DİVAN-I İŞRAF: Bu divan, Büyük Selçuklular ve Irak Selçukluları dönemlerinde, Divan-ı İşraf, Divan-ı İşraf-ı Memalik veya Divan-ı Müşrif olarak adlandırılmıştır. İsmine uygun olarak ise, başkanlarına Sahip-i Divan-ı İşraf, Müşrif-i Memalik veya sadece Müşrif denilmiştir. Divan-ı İşraf ve başkanlarının görevlerine, görevlilerine ve görevlilerinde bulunması gerekli özelliklere dair bilgiler oldukça azdır. Bununla birlikte uzmanlar tarafından, devletin mali işlerini, gelir ve giderlerine ilişkin belgeleri kontrol eden bir nevi müfettişlik bakanlığı/ teftiş dairesi/ yüksek denetleme kurumu olarak tarif edilebilmektedir.

Divan-ı İşraf’ın reisi olan müşriflerin, imparatorluk dahilindeki en önemli görevi mali denetçilik, diğer bir ifadeyle müfettişlik olmuştur. Görevi bakımından vezire karşı sorumlu olduğu anlaşılan müşriflerin, asıl teftiş alanları, ülkenin genel mali işlerinden sorumlu olan Divan-ı İstifa olmuştur. Bu divanda tutulan mali kayıtları inceleme ve teftiş yetkisine sahip olan müşrifler, ayrıca kendi tayin ettikleri naibleri vasıtasıyla vilayetlerdeki mali işlerin teftişini de yapabilmişlerdir. Müşrifler, yine naibleri vasıtasıyla, sultana ait has arazilerin teftişlerini yapmakla da yükümlü olmuşlardır.

DİVAN-I ARZ: Bu divan, kaynaklarda Divan-ı Arz, Divan-ı Arzü’l-Ceyş, Divan-ı Arız gibi isimlerle geçmiştir. Bu ismine uygun olarak da divanın başında bulunan kişiye Emir-i Ceyş, Arzü’l-Ceyş, Sahib-i Divan-ı Arz, Emir-i Arız-ı Leşker ya da sadece Arız denilmiştir. Birçok bilim adamının, bugünkü anlamda Milli Savunma Bakanlığı veya bir tür savaş bakanlığı’na tekabül ettiğini bildirdiği bu divanda, diğer divanlar gibi, kalem ehli kişiler tarafından idare edilmiştir. Bu divanın, derecesi/ konumu bakımından diğer divan şubeleri arasında en son sırada gösterilmiş olmasına rağmen, bazen önemini/ mevkiini arttırmış olduğu anlaşılmaktadır.

Başta divanın reisi olan arız olmak üzere, arız naiblerinin ve divandaki katiplerin asli görevi; orduda bulunan askerlerin isimleri, mevkileri, levazımatları, maaşları (mevacib) ve ıktalarını, Defter-i arız-ı haşem adındaki defeterlere kaydetmek olmuştur. Askerlere ve emirlere ait böyle kayıtların Divan-ı Arz’da kaydedildiği çok açıktır. Askerin maaşının verilmesinden de söz konusu divan sorumlu olmuştur. Bununla birlikte, askerlerin maaşları bazı özel durumlarda vezir ile müstevfi veya da bizzat sultan tarafından verilmiştir.

Nizamüü’l-Mülk’ün bildirdiğine göre; bu asker maaşları amiller (vergi tahsildarları) tarafından toplanan para (altın) veya mal cinsinden ödenmiştir. Bu divanın reisleri, bu göreve tayin edildiklerinde, divandaki kayıtlarla ilgili olan evrakı ve defterleri, önceki arızdan mühürlemiş olarak teslim alıp gerektiğinde askerlere dair hemen her şeyin kaydedildiği bu defterleri sultanlara sunmuşlardır. Oldukça büyük olan Selçuklu ordusuna dahil askerlerin rütbelerine, maaşlarına, menşelerine ve teçhizatlarına dair kayıtları tutmak, bunların kontrolünü yapmak için bu divanda, arız ve naibleri haricinde, yüksek ihtimalle birçok katip yer almıştır.

SONUÇ: Büyük Selçuklular Dönemi (1040-1157) Divan-ı Ala’sı; devletin mali işlerinin sorumluluğunu üstlenen Divan-ı İstifa, dış işleri ve içişlerine dair birçok sorumluluğu olan Divan-ı İnşa ve Tuğra, özellikle mali müesseselerin teftişinden sorumlu bir nevi müfettişlik olan Divan-ı İşraf, hemen her türlü askeri işle sorumlu tutulan Divan-ı Arz ve bugünkü anlamda başbakan olarak nitelendirebileceğimiz vezirlerin başında bulunduğu, ismini zikrettiğimiz divan dairelerinin en üstünde yer alan Divan-ı Vezaretten meydana gelmiştir.

Divan-ı Ala’ya söz konusu dönemlerde bazen devletin başında bulunan ve her husuta birinci derecede söz sahibi olan sultanlar başkanlık yapmıştır; ancak aynı müessesenin başkanlığını, zamanla, daha çok, devlet dahilinde sultanlardan sonra en yetkili kişiler olan vezirler yapmışlardır.

   Büyük Selçuklular ve Irak Selçukluları zamanında oldukça geliştirilen Divan-ı Ala, yine Kınık boyuna mensup kişiler liderliğinde kurulmuş olan Suriye Selçukluları, Kirman Selçukluları ve Anadolu Selçukluları’nda da varlığını muhafaza etmiştir.

Günümüz devlet kurumları göz önüne alınırsa, aslında mali, askeri vs. sahalardaki teşkilatlanmaların, geçmişte hüküm sürmüş devletlerin teşkilatlarından bazı tecrübeler edinilerek, şekillendirildikleri görülmektedir. Ancak bu kurumlar çağın gerekleri ve devletlerin muhtelif yapıları gereği oldukça değiştirilmiş ve geliştirilmiştir. Bir anda tesis edilmiş olduğunu savunamayacağımız bu kurumların oluşmasında, geçmiş tarihlerden günümüze birçok devletin veya siyasi kuruluşun rolü olmuştur. Bu cümleden olarak, geçmiş devlet teşkilatlarına ait bazı tecrübelerin günümüze kadar aktarılmasında, söz konusu devletleri ve siyasi kuruluşları bir zinciri oluşturan halkalar olarak kabul edersek, diyebiliriz ki; Büyük Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti ve diğer Selçuklu şubeleri de bu zincirin önemli halkalarındandır.

Bu Selçuklu devletleri, Orta Asya’da kurulmuş olan en eski imparatorlukları, devletleri temsil eden Türkler’in, İran coğrafyası dahil birçok sahaya hakim olmuş devletleri, imparatorlukları temsil eden Perslerin ve bu milletlerin devlet teşkilatlarını kendilerinden de bazı unsurlar ilave etmek suretiyle Selçuklular dönemine kadar intikal ettirmiş siyasi unsurların devlet teşkilatı hususundaki tecrübelerini geniş coğrafyalara yaymış, bilhassa Anadolu’ya girmesine vesile olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir