HİYANET-İ VATANİYE KANUNU’NUN CIKARILIŞI

İnkılap üç aşamada gerçekleşmekteydi. İlk aşama fikri hazırlık dönemidir. Bu dönem arkadaşımın anlattığı dönemlerin sonucu olarak ve daha öncesinden ortaya çıkmaya başlamıştı. İkinci aşama ise ihtilaldir. İhtilâl, inkılâbın eylem safhasıdır. İhtilâlin başarısı, sonucunda ortaya konan inkılâpların başarısıyla doğru orantılıdır. İşte şimdi sıra o İnkılapları gerçekleştirmek için alt yapı hazırlığındadır.   

Toplum varlığını toptan tehlikeye düşüren, güvenliğini ve geleceğini sarsan savaş, isyan, ekonomik buhran gibi olağanüstü durumlarda, yürütme organına normal durumlar dışında geniş yetkiler verilir.

Kişisel hak ve hürriyetlerin toplum yararına kısıtlanması zorunlu olur. Böyle durumlarda mahkemeler de yürütme organının yetkilerine uygun şekilde çalışırlar.

B.M.M yasama ve yürütme kuvvetlerini halktan aldığı yetkiyle kendinde topladığından, uygulamayı da yine halk adına yürütmek zorundaydı. Bu düşüncenin sonucu olarak Meclis, ihtilal döneminin yargı yetkisini de, kurduğu olağanüstü mahkemelerle eline aldı. Osmanlıda yönetme yetkisi padişahta olduğu için olağanüstü durum ayrımı yapmak pek de kolay değildi.

 Bu dönemde düşman cepheden saldırıya geçmekle yetinmiyor, içeriden de kendi çıkarlarına hizmet edecek hainlerle çeşitli faaliyetler yürütüyordu. Düşmanla savaşırken, içte ihanet cephesini yıkmak için bir kanun çıkarmak artık zorunlu hale gelmişti.

Bu tehlikeler yüzünden M. Kemal 23 Mart 1920’de, düşman lehinde propaganda yapanların, düşmanla ilişki kuranların, casusluk gibi suç işleyenlerin bölgesel hükûmetlerce cezalandırılmalarını istedi.

23 Nisan 1920’de acılan T.B.M.M.’nin üzerinde önemle durduğu ve uzun tartışmalardan sonra kabul ettiği kanun Hıyanet-i Vataniye Kanunu idi.

25 Nisan’da ise Karahisar Mebusu Mehmet Şükrü Bey, Milli Meclis’in kararları aleyhinde bulunanlar veya uymayanlar ancak vatan haini olabilirler ve bu gibilerin de vatana ihanetle sulandırılmaları gerektiği gerekçesiyle, iki maddelik bir önergeyi Meclis Başkanı’na verdi.

Meclis içinde bir kısım, böyle bir kanunun çıkmasını istemiyordu. Mecliste hala ihtilalin kavramını anlamayanlarla birlikte Osmanlı düşüncesi bir hayli çoktu.

24 Nisanda Yabanabad(Ankara’nın Kızılcahamam bölgesi) Kaymakamlığından gelen Koç Bey namındaki birinin padişah adına halkı ayaklandırdığını bildiren telgraf ve M. Kemal’in buna yazdığı cevap, 25 Nisanda Mecliste okundu. Bu davranış kanunun kabulünde çok etkili oldu.

Neticede görüşmeler günlerce devam etti. Meclise sunulan önergeler önemsiz gerekçelerle yokuşa sürülüyordu. Nitekim yargılamanın, mahkemenin bulunduğu yerde mi, yoksa sucun işlendiği yerde mi yapılacağı bile bir soruna dönüşmüştü.

29 Nisanda kanun tasarısı baştan madde madde yeniden okundu. Gerekli olan ekler ve düzeltmeler yapılıp, kanunun tümü 14 madde halinde hayırlı olsun sesleri ve alkışlarla kabul edildi. İhtilal koşullarının meclisi olan T.B.B.M. ilk ihtilal kanununu çıkarmış oldu.

Olağanüstü durumların gereklerine göre çıkartılmaya çalışılan bu kanun, memlekette birliğin sağlanmasında önemli bir etken oldu. Kanunun kabulüyle T.B.M.M. meşruluğunu belirleyip, ulusun yüksek çıkarlarına karşı yapılacak davranışları mahkemeler yoluyla cezalandırmayı saptadı. Böyle bir kanun kabul edilmemiş olsaydı, ayaklanma ve karşıt çıkmanın sonucu kestirilemeyecekti.

Bu devirde kanunu uygulayacak yalnız iki yargı organı vardı. Sivil mahkemeler ve harp divanları. Her iki kuruluş da ihtilal ve savaş zamanlarının olağanüstü koşullarına uymayan usullerle çalışıyorlardı. Bu sebep, İstiklal Mahkemelerinin kuruluşunda en büyük gerekçe olarak görülmekteydi. Davaları kısa zamanda sonuca bağlayacak ve ihtilal gereklerini yerine getirebilecek bir organın olmayışı İstiklal Mahkemeleri gibi olağanüstü durumlarda hızlı karar almayı sağlayacak bir yargı organının kurulmasına yöneltti. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından vatan hainlerinin asla affedilmeyeceği bildirildi. Kastamonu ve Yozgat’ta çıkan ayaklanmalarda kanunun uygulanması emredildi. Aznavur ayaklanmasında parmağı olanlar Harp Divanında yargılandı. Konya’da halkı galeyana getiren 36 asker kaçağı harp divanına verilse de Mustafa Kemal tarafından affedildi.  Yapılan bu uygulamalarda meclisin otoritesi birçok kez çiğnenmeye başlanmıştı. İdam kararlarının mecliste onaylanması gerekirken hiç sorulmadan bile yapılıyordu. Ayrıca yargılamanın askeri mahkemelerde olması sıkıntı yaratıyordu. T.B.M.M. Anadolu İhtilali’nin eseri olup, halkın meşru temsilcileri tarafından kurulmuştu. Bu sebeple cezaların Meclis otoritesine bağlı kuruluşlarca verilmesi gerekiyordu. Bu düşüncenin sonucu harp divanlarının bir kısmı kaldırıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir