İSTİKLAL MAHKEMELERİNİN KURULUŞ SEBEPLERİ

B.M.M.nin acılışı ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun uygulanmaya başlanmasından sonra dört ay geçmesine rağmen, beklenen sonuç alınamamıştı. Saltanatçıların isyanları, ekonominin, çökmesi, soygunculuk, eşkıyalık, asker kaçakları azalacağı yerde artmaya devam ediyordu. Bunun yüzünden Anadolu’da bir türlü asayiş ve otorite kurulamıyordu.

1920 Haziranında eli silahlı 30-40’ar kişilik asker kacağı gruplan dolaşıyor, çeteler koy ve kazaları soyuyor, bölge güvenliğini sarsıyorlardı. Ayrıca bazı bölgelerde Milli Mücadeleye karşı ayaklandırma propagandası devam ediyordu.

T.B.M.M. nin olağanüstü tehlike ortamı içinde ihtilal kanunu olarak çıkardığı Hıyanet-i Vataniye Kanunu, savaşın gereklerine çare olmadığı gibi, kanunu uygulayacak mahkemelerin yokluğu da büyük eksiklikti. Ulus büyük bir tehlike içindeyken, tedbir almakla görevli olanların ilgisizliği, hainliği, idaresizliği cezasız kalamazdı.

Ayrıca mahkemeler o kadar dengesiz çalışıyordu ki idamı gereken kişi bir zaman sonra serbest bile bırakılıyorlardı. Üstelik mahkemelerin verdiği sert cezaları uygulama yetisi de yoktu.

Mahkemelerde görev yapan yargıçların hemen hepsi medrese mezunu hatta alaydan yetişme kişilerdi. Hukuk mezunu çok azdı. Büyük bir kısmı memleketin içinde bulunduğu olağanüstü durumu kavrayamayacak derecede halife-padişahçı kimselerdi.

Harp divanı üyeleri bağlı bulundukları bölgelerde askeri ve sivil idarecilerle ilişkideydiler. Mevki ve rütbece de onlardan küçük idiler. Bu nedenle idarecilerle ilgili kararlarında, bağımsız karar verebilecek yargıçlar gerekliydi. Bu görevi ancak, ihtilal kanunlarını yürütecek, ihtilalci düşünceye sahip kimselerden kurulu mahkemeler yapabilirdi ki onlar da ne kadar objektif olabilirdi.

Mahkemelerde görev yapan yargıçların hemen hepsi medrese mezunu hatta alaydan yetişme kişilerdi. Hukuk mezunu çok azdı. Büyük bir kısmı memleketin içinde bulunduğu olağanüstü durumu kavrayamayacak derecede halife-padişahçı kimselerdi.

Burada önemli bir noktayı belirtmek gerekir: İstanbul’un atadığı ve Erzurum’a gelmekte olan Vali Reşit Paşa’nın Milli Mücadele’ye zararlı olacağı düşünülüyordu. M. Kemal’e, valinin yolda öldürtülmesi teklif edildiği zaman ne diyorsunuz? Eşkıya gibi dağda, komiteci gibi sokakta adam mı vuracağız. Bizim devlet anlayışımızda bu yoktur. Bundan sonra bu memlekette vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır demiştir. C. Dursunoğlu, Erzurum Kongresi Sırasında Ataturk’un Duşunceleri> Belleten, c. 32, No: 108, s. 637.

Bursa’nın Yunanlılar tafrandan işgali ve yapılan zulüm T.B.M.M. ni çok etkiledi. 10.7.1920’de Hamid Bey ve arkadaşlarının teklifi ile Meclis kursusu siyah örtü ile Örtüldü davranış büyük heyecan yarattı. Düşman ordularına karşı, ordu toplanamaması, ayaklanmalar ve asker kaçakları bu heyecanın artmasının en büyük etkeni idi. Mebuslar, işgali bütün halka duyurup. ulusal heyecanı yaratmak ve halkı Milli Mücadeleye ortak etmek görüsündeydiler.

Bu olaydan sonra savunmaya önem verilmeye başlandı. Bunun için ülkenin dört tarafında halk bilinçlendirilmeye ve gönüllü orduların Milli Mücadeleyi desteklemesi istendi. Meclis, işgalin sebeplerini hararetle tartışmaya başlamıştı. Mecliste seferberlik çıkartılarak subaylardan kurulu bir ordu meydana getirilmesi konuşulmaya başladı.

Bazı mebuslar yenilginin sebebi gördükleri kişilerin cezalandırılmasını istiyorlardı. Meclis, cephedeki bu çekilişin bütün sebeplerini aramakta ve halkı da bu konuda sorumlu görmekteydi.

Meclis bu tehlikeye karşı çare bulunamamasından büyük endişe duyuyordu. 18.8.1920’de Dr. Tevfik Rüştü ve Mustafa Necati Beyler Telkin ve Tedhiş Kanunu adiyle bir kanun teklifinde bulundular. Üye sayısı yediyi geçmeyen ve T.B.M.M. üyeleri arasından seçilecek bir kurulun, asker-sivil memurları yargılama ve idam yetkisine sahip olmasını istediler.

Bazı mebuslar kanun teklifinin aleyhinde bulunup, bu konuda konuşmayı zevzeklik olarak nitelediler. Şartlar olağanüstü mahkemeler kurulmasını gerektiriyor, fakat sistemli bir kuruluş bulunamıyordu. Yine aynı gün Reşit Bey ve arkadaşlarının verdiği, asker kacaklarının cezalandırılmasına ait kanun teklifi, sert tedbirlerin uygulanması konusunda verilen tekliflerin en önemlisiydi. Bu teklif reddedilse de ileride kurulacak İstiklal Mahkemelerinin kuruluşunun başlangıcı olmuş ayrıca sunulan önergedeki maddeler ise daha sonra bu mahkemeler tarafından uygulanmıştır.

Meclis olağanüstü durum karşısında aylardan beri çare bulamıyordu. Fakat çabuk ve caydırıcı kararlar almak zorundaydı. Yapılan teklifler mebuslar tarafından sert tepkilerle karşılanıyor bu tepkiler yüzünden önergeler kabul edilemiyordu. Ayrıca bu tekliflerde ki sertlik kullanılması talebi halkı isyana sürükleyeceği düşüncesinden dolayı da şiddete başvurmak pek iç açıcı gelmemekteydi. 

Kurulacak mahkemelerden amaç ceza vermek, korku yaratmak değil, kacak olaylarım önlemek, güvenliği sağlamak olmalıydı. Bu sebeple her kacak olayını ölümle cezalandırmak yerine sebeplerini araştırmak, kacağa az bir ceza vererek, ona vatanı için çarpışmak üzere yeni bir şans tanımak ve benliğini terbiye etmesine yardımcı olup, bu yolla kazanılan her askeri cepheye gönderip, Milli Mücadele’yi güçlendirme olanağı yaratılmalıydı. Peki, bu söylenenler bu kadar kolay mıydı? Kaçaklar tekrar Milli Mücadele kapsamında orduya katılabilir miydi?

Sözde bu görevi, Milli Mücadele’nin önemini anlamış, toplumun koşullarım bilen, kararlarında bağımsız ve sorumsuz üyelerden kurulu ihtilal mahkemeleri yapabilirdi.

Dr. Tevfik Rüştü Bey, çetelerin yarattığı tehlike ve kacaklar konusunda çare olmak üzere M. Kemal’e,  ihtilal Mahkemeleri kurulmasını teklif etti. M. Kemal, Meclis’te bu yolda deneme yapması için onu serbest bıraktı. Nitekim ilk kanun teklifi ihtilal Mahkemeleri adiyle yapıldı. Refik Şevki Bey’in de Tevfik Rüştü Bey’e katılmasıyla, kurulacak mahkemelerin adı İstiklal

Mahkemeleri olarak saptandı.

Teklif 2 Eylül 1920’de Milli Savunma Bakanlığınca hazırlanıp Milli Savunma Encümenliğine gönderildi.  Fakat bu da diğer önergeler gibi sonuç vermedi. Bu yüzden hükûmet olağanüstü tehlike karşısında kendisi tedbir almak zorunda kaldı. Milli Savunma Bakanlığının hazırladığı tasarı 8 Eylülde Encümen’den geldikten sonra, M. Kemal’in önergesiyle öncelikle gündeme alındı.

Hükümetin verdiği önergede oldukça sert tedbirler alınmış af hükümlerinin yerine daha caydırıcı cezalar eklenmiştir. Özellikle asker kaçaklarına bu önergede müsemma gösterilmemiştir. Kanunlara uymayanların ise Hıyanet-i Harbiye kanunu ile cezalandırılacağı gibi hükümler veriliyordu.

Tasarı maddeleri oldukça eksikti. Bunları yargılayacak mahkeme de bu şartlarda bulunmuyordu. Ayrıca Ne şekilde ceza alacakları da belirtilmemişti. Neticede Fevzi Paşa’nın katılımıyla bir önerge daha hazırlatılıp eksiklikler tamamlanmaya çalışıldı.

Kanuna ek olarak kacak ve bakayalara verilen cezalar gerek şiddet ve gerekse cezalandırılacak kişiler yönünden

Önemi olması sebebiyle Meclis’in kudret ve otoritesini halk gözünde gerçekleştirmek için geniş yetkilere sahip ve Meclis’ten seçilen uç üyeli olağanüstü mahkemeler kurulması uygun görüldü. Bu mahkemelere de İstiklal Mahkemeleri denildi.

Kanun teklifi ile Meclis’te iki fikir doğdu. Birincisi kanunun bir zaruret olduğu ve cephe gerisinin tutulabileceği, İkincisi memleketi ve halkı büyük korkuya düşürüp, Milli Mücadele’yi arkadan vuracak kuvvetleri çoğaltacağı ve halkı paniğe götüreceği idi. Bu görüşleri destekleyen gruplar da vardı. Meclis, hükûmetin getirdiği bu kanunun genel prensip yönünden lehindeydi.

Kanuna karşı çıkan grup ve özellikle bu grubun öncülüğünü yapan Hamdullah Suphi Bey’di. O, iş başına kuvvetli kimselerin getirilmesini istiyor yani Çerkez Ethem’den bahsediyor kaçakların mallarına el konulmasını da doğru bulmuyordu. Bu da meclis içindeki kararsızları olumsuz etkiliyordu.

Hamdullah Bey’e cevap fazla gecikmedi. Kanunun lehinde olan Mustafa Necati Bey, kacaklar için daha önce uygulanan askeri ceza kanununun esaslarının hafif cezalar vererek, askeri kaçmaya kışkırttığını, bu yönden son aylarda kacak olaylarının çoğaldığını, taburlarda asker kalmadığını belirtti.

Bunun üzere de Silahlı olarak kaçan ve soygun yapanların idamını, silahsız kaçanların malına el konmasını, kacak olaylarında hatası ve yolsuzluğu görülenlerin idamını, istedi.

Ali Şükrü Bey Meclis’in normal bir meclis olmayıp, olağanüstü durumların meclisi, yani ihtilal meclisi olduğunu belirtip, kanuna karşı çekingenliği yenmeğe çalıştı.

Meclis’in bir kısmı, kurulması istenilen İstiklal Mahkemeleri’nin ihtilalci karakterinden, sahip olacağı büyük yetkilerin kötüye kullanılmasından korkuyordu. Bu yüzden duruşmaların acık olması, mahkemelerin denetlenmesi ve hatta kanuna ve vicdana aykırı ceza veren mahkemelerin, Meclis kararı ile aynı cezaya çarptırılmaları gibi mahkemelerin korkusuz ve bağımsız olarak, ihtilal koşullarına göre çalışmasını engelleyecek önergeler veriliyordu. Bu ne kadar sağlıklı bir şekilde uygulanabilirdi?

9 Eylülde kanun tasarısının görüşülmesine yeniden başlandı. Mebusların bir kısmı tebliğ usulünün düzgün olmadığından, kacak ailesinin cezalandırılmasını istemiyorlardı. Özellikle el koyma yönteminin İslamiyet’e uygun olmadığım ileri suren hocaların itirazları yüzünden, bu konuda taviz verildi. Peki, bu el koyma müsadere usulü Osmanlı da ki ile aynımaydı?

Bu konular hakkında meclise 11 önerge verildi. 11 Eylülde encümenlerden gelen tasarı üzerine konuşmalar tekrar başladı. Tunalı Hilmi Bey mahkemelere İstiklal Mahkemesi yerine Millet Mahkemesi, Tahsin Bey Jüri Denilmesini istedilerse de, reddedildi. Sonunda Mahkemelerinin ve harp divanlarının yöntemlerinin bozuk oluşunun ve olağanüstü yetkilere sahip mahkemeler gerektiğini belirten öneriler kabul edildi.

Mahkemelerin sahip olacağı idam yetkisi Meclis’i korkuttuğundan Ömer Lutfi ve Refik Şevket Beyler cephedeki komutanların bu yetkiye zaten sahip olduğunu belirttiler. Bağımsızlık ve yetki üzerinde ısrarla duruldu.

Tasarıda beş olan üye sayısı üçe indirildi. Üyelerin içlerinden birinin başkan olması uygun görüldü.

Görüşmelerin uzaması ve Hamdullah Suphi Bey’in olumsuz etkisi üzerine, Refik Şevket Bey içinde bulunulan tehlikenin önemini belirtti ve acil olarak çare bulunmasını istedi. Bu hususu belirten önergesi encümen tarafından okundu ve kanunun tümü yarım saat içinde kabul edildi.

Kanunun Firariler Hakkında Kanun adiyle T.B.M.M.nin 21 nolu kanunu olarak yürürlüğe girdi.

KANUNUN ONEMİ

Milli Mücadele’nin kazanılmasında büyük etkileri olan İstiklal Mahkemeleri, zamanına göre ulusal inançtan veya ihtiyaçtan doğan devrim ve ihtilal mahkemeleridir.

Bu mahkemelerin kurulması ile Milli Mücadele’yi tehlikeye düşürenler burada yargılanacaklardır. Mahkeme üyelerinin Meclis içinden seçilmesi, bölgelerin Meclis tarafından saptanması ve kanlımı yürütme yetkisi doğrudan doğruya Meclis’e ait oldu.

 Meclis İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla olağanüstü yargıya da sahip çıktı. Kuvvetler birliği esasını ortaya koymasıyla, bu konuda meclis otoritesine örnek olan tek meclistir.

İstiklal Mahkemeleri’ne örnek olan Fransız İhtilal Mahkemeleri üyelerinin meclis dışından seçilmesinin doğurduğu sakıncalar göz önüne alındı. Aynı yanlışlığa düşülmemesi için mahkeme üyeleri mebuslardan seçilip Meclis kontrolü sağlandı.

İSTİKLAL MAHKEMELERİ BOLGELERİNİN ve UYELERİNİN SECİMİ

Kanun kabul edilmiş, fakat sorun çözülmüş değildi. Karşıt propagandalar devam ediyordu. Karşıtların başında yine Hamdullah Suphi Bey bulunuyordu. Mahkemelere çok yetki verildiği, ordu işlerine karışacağı, idare memurlarının asker kacağı olduğu gerekçesiyle yargılanacağı ve genellikle mahkemelerin idama kadar varan kesin ve sert kararlarıyla şiddetli çalışacağı korkusu hâkimdi. Aslında haksız da sayılmazdı.

16 Eylül 1920’de Selahattin Bey ile arkadaşlarının İstiklal Mahkemeleri üyelerinin seçilmesi için verdikleri önerge mahkemelerin nerelerde açılacağının, kuruluşunun ne şekilde olacağının ve kaç mahkemeye ihtiyaç olduğunun belirtilmesi için Bakanlar Kurulu’na gönderildi.

18 Eylülde M. Kemal, Genelkurmay Başkanı İsmet Bey’in imzasını taşıyan ve istiklal Mahkemelerinin kurulması gerekli bölgeleri gösteren bildiriyi B.M.M. Başkanlığına verdi.

Çok geniş bir bölgede, çok sayıda mahkeme kurulmasını öngören bu teklifin görüşülmesi, Bakanlar Kurulu Meclis’te bulunmadığı için ertelendi. İsmet Bey’in Meclis’e gelmesi ile görüşmeler başladı.

Bu teklifteki bölgeler, ordunun desteklenmesi amacıyla seçilmişlerdi. Hükümet bölgeleri, kolordu kuruluşlarının yurt içindeki dağılışlarını göz önüne alarak saptamıştı. Mustafa Necati Bey, mahkemelerin askerden kaçmayı, yolsuzluğu önlemesi için ve ordunun güçlenmesi amacı ile yurdun her yerinde kurulmasını teklif etti.

İsmet Bey 14 İstiklal Mahkemesinden yedisinin (1. Kastamonu, 2. Eskişehir, 3. Konya, 4. Isparta, 5. Ankara, 6. Kayseri, 7. Sivas) acele olarak ve diğer yedisinin gerektiğinde kurulmasını istiyordu.

Mahkeme sayısının çokluğu dolayısıyla Melis’te mebus sayısının azalacağından Konya, Eskişehir, Isparta, Bolu olmak üzere dört, hatta üç mahkeme kurulmasını isteyenler de vardı. Sonuçta, memleketin her yerinde emniyeti kurmak, asker kacağını önlemek için İsmet Bey’in önerdiği yedi bölgede İstiklal Mahkemesi kurulması kararlaştı. Bu sayı sonradan sekize çıktı.

20 eylül tarihli oturumda Refik Şevket Bey Müslüman olanlardan bedel alınmamasını, zengin, fakir herkesin askerlikle yükümlü olmasını, yoksa İstiklal Mahkemeleri’nin lüzumu kalmayacağını belirtti.

Mecliste yapılan oylamada bir karara bağlanılamayınca İstiklal Mahkemelerinin Kuruluşu bir sonraki oturuma kaldı. Bakanlar Kurulu’nun isteği üzerine görüşmeler 25 Eylüle ertelendi.

Tartışmaların uzaması ve mahkeme üyelerinin seçilmesinin gecikmesi üzerine 26 Eylüldeki oturuma

M. Kemal de katıldı. Onun katılışı ile Rasih Efendi’nin teklif ettiği İstiklal Mahkemeleri Kanunu’nun kabul edildi.

M. Kemal’in gelişiyle tartışmaların kesilip, üye seçiminin hemen sonuçlanması karşıtların Etkilendiğini gösteriyordu. M. Kemal bu davranışı ile mahkemelerin en kısa zamanda çalışmaya başlaması gerektiğini belirtiyordu.

Bu kanunla, İstiklal Mahkemeleri’nin yalnız asker kacaklarına ait olan yetkisi, vatan hainliği, memleketin maddi-manevi kuvvetlerini kurmaya çalışmak, casusluk suçlarını da kapsamına alarak çok genişledi. Böylece bu mahkemelerin bakamayacağı dava konusu kalmadı. Ayrıca komutanların endişesi giderildi. Meclis’teki çekingenlik de yok oldu. Üye seçimleri sonucunda İstiklal Mahkemeleri bölgelerine göre dağıldılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir