TARİH FELSEFESİ’NİN SÜREÇLERİ

Philosophie, Philosophy gibi literatürde bulunan Felsefe kelimesinin kökeni “Philia(Sevgi) ve Sophia(Bilgi)” kısaca “Bilgelik Sevgisi” şeklinde meydana gelmiştir. Felsefe, var olanların varlığı, anlamı ve nedeni ile sorular üzerine ortaya çıkmıştır. Önceleri dinin ve söylencelerin yanıtladığı bu sorular, eleştirel bir düşüncenin ve gözlemenin konusu yapılınca Felsefe doğmuştur. Philosophos sözcüğü ilk olarak Herakleitos’da görülür.  Ancak Philosophia terimi kesin anlamını Platon ve Aristoteles felsefesinde kazanmıştır.

Herakleitos

Felsefi görüşe göre Tarih, Yunanca Historia, Historein “ “Bilmeye Çalışmak” “Bilmek, Anlatmak” şeklinde ifade edilmiştir. Tarih Felsefesi,  konusu tarih ve tarihsel bilgi içeren bir felsefe dalı olarak 18. Yy da Voltaire ile kimlik kazanmıştır. Ancak Antik Çağlardan beri bu alanla ilgili çeşitli görüşler aktarıla gelmiştir.

Voltaire

Tarih Felsefesi üzerine yapılan tartışmalar Tarihi, bir felsefi görüş çerçevesinde değerlendirme olanağı sunmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla çeşitli tarih anlayışları meydana gelmiştir.

1.Döngüsel Tarih Anlayışı

Ibn Haldun

Tarihin kendi içerisinde yenilenip durduğu düşüncesinden meydana gelmiştir. Doğadaki düzenlilik toplum ortamında da döngüsel biçimdeki bir düzenliliğin olabileceği düşüncesine götürmüştür. Tarihin döngüsel yorumunun arkasında birçok mitolojik unsurlar da mevcuttur. Örneğin, bitmeyen zamanın sembolü olan yılan simgesi bu mitolojik anlatımlardan sadece biridir. Yılan, derisini dökerek yaşamını yeniler ve ölümsüzlüğe ulaşır. Bu düşüncede uygarlıklar birer organizmaya benzetilmişlerdir. Bu bakış açısının en önemli temsilcilerinden birisi İbn-i Haldun ve Giambattista Vico’dur. Ayrıca görüşün XX. Yüzyılda ki temsilcisi ise Spengler’dir.

Giambattista vico

2.İlerlemeci Tarih Anlayışı

Augustinus

Yeryüzünde gelişen bilimsel gelişmelerden dolayı toplumsal alanda da bir ilerlemenin olduğu savunulmuştur. Özellikle XVI ve XVII. Yüzyılda yaşanan gelişmeler bu inancı pekiştiren etkenlerdendir. İlerleme, insanın bir hedefe doğru yol almasını ifade etmektedir. Belli bir zaman diliminde ki dönemlerde meydana gelen gelişmeler ilerleme olarak nitelendirilir. İlerleme düşüncesinin tanrı ile ilgili olduğu görüşü de sürekli savunulmaktadır. Bu görüşün kökeni Yahudilik ve Hristiyanlıkta da vardır. Düşünceye göre, insan ahlaki anlamda aşamalar kat ederek olgunlaşır ve bunun sonucunda tanrı katına geri döner. Tarihin bu teolojik döneminde asıl olan insanın günah yüzünden tarihsel süreçte arınmasıdır. Bu görüşü savunan en önemli düşünür ise Augustinius’tur. Tarihte amaçsallığın ilk temellerini atan Leibniz’e göre “Tarih, aklın git gide olgunlaşmasıdır. Karanlıktan aydınlığa doğru adım adım yükselişidir. Bu devrim süreklidir. Gerilemeler ve duraksamalar yeni başarılar için güç kazanmaktan başka bir şey değildir” ifadesini kullanmıştır. Kant’a göre ise ilerleme kavramı ahlaksal bir değer taşımakta ve daha özgür bir insanlık özlemine dayalı hedefe ilerleme olarak değerlendirmiştir. İlerlemeci tarih, Hristiyanlık kaynaklı çizgisel tarih anlayışının modernist kavranışı veya ifadesidir. İnsanlığın bu güne kadar biriktirdiği kazanımlar aklın rehberliği ışığında geleceğe doğru ilerleyerek devam edecektir. Onlara göre biricik değer olan özgürlük bir önceki yüzyıla göre daha da fazla artacaktır. Ayrıca Alman idealist geleneğinin tinsel ilerleme yaklaşımlarıyla Comte ve Marx’ın maddeci ilerleme anlayışları da bu düşüncenin sınıflandırılmasına yakındır. İlerlemeyi en makul şekilde temellendirebilmek için doğaya yüklenen ilerleme ile evrimsel değişim sonucu kabul edilen ilerleme arasında ki farklılığa ve birikim olarak kuşaktan kuşağa aktarılan ilerlemeyi birbirinden ayırmak gerekir. Biyolojik olarak insanoğlunun gerçekleştirdiği değişimlerin hiçbiri bilinmemektedir. Edinimler de kuşaktan kuşağa ölçülebilir bir özellik taşır. Zira toplumsal ve tarihsel alanda ilerleme Carr’ın ifadesiyle Edinilmiş becerilerin aktarılmasıyla oluşur.


Edward Hallett Carr

Tarihi düz bir çizgi gibi düşünmek, ondaki en keskin dönüşlerin bile olduğunu görmemek yanılgıdır. Zira tarihsel süreçte ilerlemeler olduğu kadar gerilemeler de mevcuttur.

3.Anlamacı Tarih Anlayışı


Johann Gottfried Herder

Bilinen yaklaşımlardan tamamen farklı bir yaklaşımda, eleştirel bir tutumu temele alan bu yaklaşım tarihin, yanlış yorumlandığı düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Anlamacı Tarih anlayışına göre, tarihsel süreçte inceleme yaparken yapılan en büyük yanlış tarihin arka planında olan bir genel yasacılığın olduğu düşüncesidir. Bizler araştırmalar sonucu bu yasaya ulaşamayız. Bu yüzden de bütün insanlık tarihinde genelleme yapamayız. Bu yaklaşıma göre her dönemi kendi özellikleriyle ele almalıyız. Bu yüzden de ilerleyen bir biçimde genel ve bir defa gerçekleşen, genel tarih dönemleri olduğunu kabul etmektedir.


Wilhelm Dilthey

Anlamacı tarih, özellikle ilerlemeci düşünceye zıt bir tavır sergilemiştir. Onlara göre tarihe bir açıklama getirilecekse tarih içindeki bireyin ve bireylerden oluşan toplumların özgürlüklerine, öznelliklerine uygun bir açıklama getirilmelidir. Anlamacı Tarih Anlayışına göre, her tarihsel dönemin kendi içinde bir amacı, hedefi ve değeri bulunmaktadır. Tarihsel süreç içinde bireysel yaşam ve bu yaşamın oluşturduğu toplumsal yaşam kendi dönemlerinde ele alınmalıdır. Anlamacı Tarih, özellikle Herder’in öncülüğünde ve daha sonra da Dilthey ve Alman Tarih Okulu’nun katkılarıyla sistematik hale getirilerek “Hermeneutik” tarih anlayışı ortaya çıkmıştır. Hermeneutik anlayışta, anlama temel bir yöntemdir. Bu sayede bireyler, toplumlar ve dönemler arasında bir düzenlilik sağlanabilir. Burada bir genelleme yasallığı bulunmadığı için anlama ve yorumlama esastır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir