Uygurlar (745-1335)

Uygurlar, Asya Hun İmparatorluğuna bağlı olarak Orhun ve Selenge nehirleri kıyısında yaşamışlardır. Asya Hun İmparatorluğunun dağılmasından sonra Orta Asya’da hakimiyeti ele alan Gök-Türk Devleti Uygurları da kısa sürede hakimiyeti altına almıştır. Bu devletin zayıflayıp Çin hakimiyetine girmeye başlaması neticesinde Uygurlar, Karluk ve Basmillerle birleşerek Gök-Türk Devletine son verdi. Böylelikle bir tarafta Gök-Türk Devleti yıkılırken diğer tarafta Ötüken merkezli Uygur Devleti kurulmaya başlamıştı. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Kutluk Bilge Kül Kağan’dı. Kutluk Kağan, devletin merkezini kısa bir süre sonra Ötüken’den Karabalgasun(Ordubalığ)’a nakletti.

Uygurlar, Türk tarihinde şehir ve kasabalar kurarak sanat, ticaret ve tarımla uğraşmaya başlamışlardı. Devletin kurucusu olan Kutluk Kağan ölünce yerine Moyen-Çur geçti. Bu dönem Uygurlar için en parlak dönem niteliğindeydi. Nitekim Moyen-Çur, Araplarla Çinliler arasında yapılan 751 tarihli Talas Savaşı’ndan sonra Orta Asya’da hakim güç olmaya başlamıştı. Lakin hükümdar Moyen-Çur bu savaş esnasında Çin’i desteklemekteydi. Çin’in kaybederek kendi coğrafyasına dönmeye başlamasını fırsata çeviren Moyen-Çur, hakimiyetini bu anlamda yaymaya başladı.

Uygur Savaşçıları

Uygurlar din değiştiren ilk Türk devleti olmuşlardı. Aynı zamanda Moğolların Türkleşmesinde de büyük oranda katkı sağlayan Uygurlar Moyen-Çur’dan sonra tahta geçen Bögü Kağan zamanında Manihaizm’i benimsedi. Kısa sürede devletin resmi dini haline gelen Manihaizm için başkent Karabalgasun’da bir de tapınak inşa ettirilmişti. Ancak her ne kadar din değiştiren kesim hükümdarın ailesi ve çevresi olsa da, bu din halk arasında hoş karşılanmamıştı. Halkın bir kısmı yine eski inancı olan Gök Tanrı inancına bağlı kalmıştı. Yine Manihaizm etkisiyle hükümdara “Ay Tengri” denilmeye başlanmıştı.

Uygurlar arasında Manihaizm ile birlikte Budizm’de etkisini göstermeye başlamıştır. Ancak Manihaizm dini et yemeyi, Budizm dini ise savaşmayı yasakladığı için bu iki din de Türk inancı ve yaşantısına ters düşmüştür. Öyle ki Uygurlar, yeni inançlarının savaşmayı yasaklamasının ardından savaşçılık yeteneklerini kaybetmeye başlamışlardır.

Uygur Okçusu

Uygurlar başkentlerini de değiştiren ilk Türk devleti olmuşlardır. Manihaizm’in etkisiyle tam anlamda yerleşik hayata geçen Uygurlar, ilk defa şehir ve köyler kurarak mimari eserler vermeye başlamışlardır. Tarım ile aktif olarak ilgilenen Uygur Devleti, bu amaçla sulama kanalları yapmış ticari alanda ise kervansaraylar inşa etmişlerdir. Yine Türk devletleri arasında hareketli harflerden yararlanarak matbaayı ve kâğıdı kullanmışlardır. Bu bağlamda basmış oldukları dini kitapları, halka kısa sürede Mani dinini anlatmak için kullanmışlardır. Neticede ortaya çıkan kütüphaneler Türk tarihindeki ilk kütüphaneler olarak tarihe geçmiştir. İlk başlarda 14 harften oluşan Soğd alfabesini kullanan Uygurlar sonraları kendilerine özgü bir alfabe geliştirmişlerdir. Kullandıkları Uygur alfabesini yazıtlarda betimlemekten geri durmayan Uygurlar için en önemli eserlerden birisi Karabalasagun Kitabesi’dir. Bu kitabe Türkçe, Çince ve Soğdca yazılmıştır.

Uygurlar ilk kez örgün eğitim kurumları oluşturan Türk devleti olmuşlardır. Bilim ve kültür bakımında son derece gelişme gösterilmiş, öyle ki Uygur örgün eğitiminden yetişen bireyler Türk ve yabancı devletlerin saraylarında üst düzey kâtiplik, danışmanlık, tercümanlık ve bürokratik görevlerde yer almışlardır. Ticari ilişkilerden dolayı yazılı hukuk sistemi oluşturan Uygurlar, Töreyi yazılı hale getiren ilk Türk devleti olmuşlardır.

Uygurlar Bögü Kağan döneminde Manihaizm’i benimsemiş ve hükümdar Ay Tengri unvanını almıştı. Din değiştirmenin sonucunda halk, daha yerleşik bir yaşam düzenine geçmiş et yememe ve savaşmama gibi özellikler Uygur Türklerinin savaşçılık özelliklerini derinden etkilemiştir. Ticaret, sanat ve bilimle uğraşan Uygurlar, edebiyata da büyük önem vermişlerdi. Bu bağlamda Orta Oyunu sergileyen Uygurlar, ilk Türk tiyatrosunun temellerini atmışlardı. Yine Türk Edebiyatında ilk örneği olan Maitrsimit Uygurlar tarafından ortaya konulmuştur.

Uygur Sanatı

Uygurlar, Manihaizm inancında geçen terimleri Türkçeye çevirerek milli benliklerini korumaya çalışmışlardır. Manihaizm inancına yönelik en önemli tapınaklarından biri olan Koço Tapınağı’nı inşa etmişlerdir.  

Tankut-Tang-Kızıl (Uygur Sanatına Dair)

Bögü Kağan’ın ölümünden sonra devletin başına Alp Kutluk Bilge Kağan unvanıyla Baga Tarkan geçmiştir. Baga Tarkan döneminde baş gösteren kıtlık ve salgın hastalık devletin iyice zayıflamasına yol açmış nitekim kendisinden sonra gelen hakanlar da bu duruma çözüm üretememişlerdir. Uygur Devleti, 840  yılında artan Kırgız saldırılarına daha fazla dayanamayarak  Kansu Uygur Devleti (Sarı Uygurlar) ve Doğu Türkistan Uygur Devleti (Turhan Uygurları) şeklinde ikiye ayrılmıştır.

İdikut, Turfan, Karahoça, Ordubalığ ve Beşbalığ gibi önemli şehirler kuran Uygurlar Pers İmparatoru Mani tarafından kurulan Hristiyan-İrani-Zerdüşt unsurları içinde barındıran ve dünyada ki iki zıt unsurun sürekli mücadele halinde olduğu Manihaizm’i benimsemişlerdi. Orhon Kitabesinde “Türk memleketlerinin yüreği,  toprak ana” şeklinde geçen, Türklerin kutsal saydığı yer olan Ötüken Uygurlar döneminde bırakılmış ve Karabalgasun başkent ilan edilmiştir. Günümüzde Uygur Türklerinin çoğunlukla yaşadığı yer Doğu Türkistan’dır.

Uygur Devletinin ayakta kalan kısmı ise 1335 yılında Moğol Hakimiyetine girmiştir.

Doğu Türkistan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir