Köy Enstitüleri

Ayetullah OKAN

KÖY ENSTİTÜLERİ ÖNCESİ EĞİTİM SİSTEMİ

  1. Cumhuriyet Dönemi Eğitimi (1920-1923)

       23 Nisan 1920 tarihinde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnızca bir “meşru müdafaa meclisi” olmadığını ilan eder:

 “Efendiler, biz burada esas itibariyle bir meşru müdafaa için toplandık. Fakat toplandıktan sonra gördük ki bu memleketi zaafa sürükleyen yalnız dıştaki fenalıklar değildir… Gözümüzün önünden akan kanların, yıkılmış yuvaların, köylülerin feryatlarının etkisi ile düzeltme ve devrim gerekliliğini anladık. Bundan ötürü bugün Yüksek Meclisiniz savunma için toplanmış olmakla beraber, bu memleketi, bu milleti yaşatmak için en iyi temel nerede ise onu bulmağa ve gerektikçe her şeyde devrim yapmaya karar vermiştir. İşte hükümetimizin HALKÇILIK adı altında Meclisimize getirdiği program bu fikirlerin ürünüdür[1].”

     25 Kasım 1920 günü yapılan oturumda Antalya Mebusu Rasih (Kaplan) Bey’in önerisi benimsenerek “muallimlerin ve muallim mektebi talebelerinin askeri yükümlülüklerinin ertelenmesi” kabul edilmiştir.

         Hükümetin eğitimle ilgili programı şöyledir:

  • Çocuklarımıza verilecek eğitim dini-ulusal olmalıdır.
  • Çocuklarımızı üretici duruma, kendilerine güvenen, iş kurabilen kişiler haline getirmeliyiz.
  • Ulusal yapımıza, tarihi, coğrafi, toplumsal özelliklerimize uygun yeni ve bilimsel ders kitapları hazırlamalı, halk dilinden Türkçe sözcükleri toplayarak dilimizin bir sözlüğünü yapmalıyız.
  • Eski eserlerimizi saptamak, korumak, şimdilik elimizdeki okulları iyi korumak, doğu-batı klasiklerini dilimize çevirmek gereklidir.

     1920’lerde Mustafa Kemal’in çizdiği eğitim politikası, sisteme ve mesleğe dayandırılır: “Mektep genç dimağlara insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, şerefli istiklali öğretmelidir. En mühim vazife maarif işleri olmalıdır.

Öğretme işleri güvenilir ellere teslim edilmeli, muallimlik diğer yüksek meslekler gibi refah teminine müsait bir meslek haline konmalıdır[1].”

  1. Cumhuriyet Dönemi Eğitimi (1923-1930)

Bu dönemde ki gelişmeleri maddeler halinde şöyle açıklarsak;

  • Dinsel eğitim veren okullar kapatılmıştır.
  • Okul programlarında din dersi çıkarılmıştır.
  • Laik eğitim dizgesi yaşama geçirilmiştir.
  • Karma eğitim Türk eğitiminin vazgeçilmez ilkesi olmuştur.
  • İlköğretim zorunlu ve parasız olmuştur.
  • Türkiye, nüfusuna göre dünyanın en büyük parasız eğitim dizgesini kuran ülkelerden biri olmuştur.
  • Tüm okullar devlet kontrolü altına alınmış, ayrıcalıklı eğitim kurumu kalmamıştır.
  • Yeni Türk abecesinin kabulü ile okuma-yazma kolaylığı sağlanmıştır
  • Eğitimde ciddi bir örgütlenme sağlanmıştır.

Bunların yanı sıra eğitimde başarılmamış işleri de şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Okur-yazarlığın köy ve illerdeki oranları arasında büyük bir uçurum vardır. 1927 sayıbilim sonuçlarına göre okur-yazar oranı kentlerde %32 iken köylerde %6 dolayındadır.
  • Köy çocuklarının eğitime devam etme olanakları yok denecek kadar azdır.
  • Okur-yazar oranı çeşitli illerin köylerinde de çok farklıdır. Örneğin İstanbul iline bağlı köylerde bu oran %22 iken başkent Ankara’nın köylerinde %5 dir.

Bu sayısal verilerden görüldüğü üzere Türkiye Cumhuriyeti, köy çocuklarının pek küçük bir bölümüne eğitim verilmiştir. Üstelik bu eğitimin niteliğinden kuşku duymak gereklidir. Üç yıllık köy ilkokullarını bitirip askere gelen gençlere, askerde yeniden okuma yazma öğretilmesi bu olguyu doğrulamaktadır.

  1. Köylünün Eğitimi

                Cumhuriyet ilan edilmeden önce de Türk eğitimcileri köylerde uygulanacak eğitim

konusunda ve oralara gönderilecek öğretmenler için öneriler getirirler. Örneğin:

İ. Hakkı Baltacıoğlu 1916 yılında yayınlanan Maarifte Bir Siyaset adlı kitabında öğretmen okullarının nasıl düzeltileceği konusu nu işler ve şöyle der:

  “Şehir dârülmuallimleri bütün azamet ve faikıyetleriyle(üstünlük) birer memur mektebi gibi yaşar dururken; mezunlarını fakir, cahil köylere sevk etmek pek yalnıştır. Darulmuallimler, malumatı şişkin ukala ve enayi muallimler yetiştirmekten uzaklaşmadıkça mahsulleri eksik olacaktır.[1]

  1920-1935 döneminde zaman zaman eğitim alanında ileri atılımlara kalkışılmıştır. İlerici bazı eğitim bakanlarının kısa süren görev sürelerine rastlayan bu dönemler siyasal açıdan CHP iktidarı içindeki ilerici aydınların ağır bastığı dönemlerdir. Bu dönemlerde aydın eğitimcilerin zaman zaman milletvekili seçilerek bir bakıma ödüllendirildiği de gözlenir. Tonguç un köylünün eğitimi konusundaki görüşlerinin özeti şudur:  Köy, memleket demektir. Köy kalkınmadıkça memlekette kalkınamaz, köy gerçeğini olduğu gibi kabul etmek, ondan sonra gerekenleri yılmadan bıkmadan yapmak şarttır. Köylü bilinçlendirilecek biçimde okutulamazsa, köylülerin arasına yeni kıymetler yayılmazsa, devrimler şehirlerin dışına çıkamaz ve kökleşemez. Meseleyi basit bir köy okulu işi olarak ele almamak, köyü canlandırmak davası biçiminde kurumlaştırmak ve bunu belli yıllarda gerçekleştirecek planları yasalaştırmak gereklidir.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULMASI

I. KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GEREKÇELERİ

Cumhuriyetin kuruluşu ile hedeflenen, kısa süre zarfında eğitim öğretimi yaygınlaştırmak mümkün olmadığı gibi, yıllar geçmesine rağmen birçok yerleşim yerine okul götürülemedi ve dolayısıyla eğitim hizmeti verilemedi. Zaten okulsuz ve öğretmensiz köyün kalmayacağı iddiası pek de şartlara uygun değildi. Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı’nın enkazının ortadan kalkması ile toplumun rahatlamasından sonra nüfus artışında yükselme başladı. Bu yükselme aynı zamanda teşvik edildi. Dolayısıyla okula başlama yaşına geldiği halde eğitim imkânından mahrum kalan çocukların sayısı hızla arttı. Zorunlu eğitim sekiz yıl olarak hedeflenmesine rağmen, henüz beş yıllık ilköğretim dahi gerçekleştirilememekteydi. 1935 yılı rakamlarına göre nüfusun okuma yazma oranı %15 iken köy nüfusunun %89,5’i 309 Abdulnasır YİNER okuma yazma bilmemekteydi. Diğer taraftan bu sıralarda nüfusumuzun sadece % 23,5’i şehir ve kasabalarda yaşarken, geriye kalan % 76,5’i ise köylerde yaşamaktaydı.

 1930’lu yıllarda özellikle okulsuz-öğretmensiz köylerin üzerinde durularak çözüm yolları arandı. Ücretlerin yetersizliği, aylıkların düzenli ödenememesi birçok öğretmenin meslekten ayrılmasına sebep oldu. Yapılan atamalarla ayrılanların boşluğu dahi doldurulamadı. Yani öğretmen açığı azalacağı yerde artmaktaydı. 1928-33 yılları arasında çeşitli sebeplerden dolayı mesleklerinden ayrılanların sayısı 4.565’e ulaşmıştır. Ancak yapılan atamalarla bu sayı dahi yakalanamamıştır. Açığı kapatmak için köye re’sen öğretmen yollanmış ancak, bu uygulamadan da bir netice alınamamıştır.

Devletin eğitim-öğretim için ayırdığı bütçe hiçbir zaman ihtiyaca cevap veremedi. Eğitime ayrılan bütçe yeterli seviyeye çıkarılamadığı için başka çareler arandı. Bundan hareketle en azından kırsal kesimlere yönelik yürütülen projelerde devletin yükünü asgari düzeye çekecek arayışlar başladı. 1935 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımı durumun ciddiyetini ortaya koydu. Bazı köy ve kasabalarda okul binası dahi yoktu. Yapılan tespitlere göre 31 bin köyün okulsuz olduğu görüldü. Binlerce okul binasına ihtiyaç duyulduğu gibi 80-90 bin civarında eğitmene ihtiyaç vardı. İşte köy enstitüleri projesi bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırmaya yönelik bir çözüm önerisi olarak sunulmuştur.

17 Nisan 1940 yılında 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Yasası TBMM’de onaylandı. Yasada yer alan maddelerden bazıları aşağıda verilmiştir

Md.1. Köy öğretmeni, köye yarayışlı meslek elemanı yetiştirilmek üzere tarıma elverişli toprağı bulunan yerlerde, Milli Eğitim Bakanlığınca “Köy Enstitüleri” açılır.

Md.2. Bu Enstitülerin aylıklı öğretmen ve memurlarının ücretleri Milli Eğitim Bakanlığınca ödenir.

Md.3.  Enstitülere, tam devreli köy ilkokulunu bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları seçilerek alınır. Öğretim süresi en az beş yıl olur. Öğretmen olamayacağı kanısına varılan öğrenciler başka mesleklere ayrılır, bunların öğrenim süresi Bakanlıkça saptanır.

Md.4. Öğrenciler, sağlık nedeni dışında bir nedenle kurumdan ayrılırlarsa, kaldıkları sürenin bedeli kendinden ya da kefilinden alınır.

Md.5. Bu kurumlarda öğrenimlerini bitirerek öğretmen olanlar, 20 yıl çalışmak zorundadır. Ayrılanlar devlet kurumlarına ve memurluğuna alınamazlar.

Md.6.  Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler atandıkları köylerin her türlü eğitim öğretim işlerini görürler. Örnek bağ-bahçe, atölye gibi tesisler kurarak köylüye önderlik eder, bunlardan yararlanmalarına yardımcı olurlar.

Md.11. Öğretmenlere üretim için ve öğrencilerin uygulama yapacağı araçlar, tohum, çiftlik, fidan, vb. araç-gereçler okul demirbaşına geçirilerek, devletçe verilir.

Md.12. Köy öğretmeninin atandığı okula, köy sınırı içinde ve tarım işlerine yarayacak topraklardan, köy kanununa göre satın alınarak öğretmen ve ailesinin geçimine, okul öğrencilerinin uygulama derslerine yetecek kadar toprak verilir. Köyde devlet toprağı varsa bu amaçla okula devredilir.

Md.13. Köy okulu işletmesinde, kuraklık, sel, yangın, hastalık vb. nedenlerle ortaya çıkacak zarar için işletmenin yeniden kurulması amacıyla, bakanlık bütçesinden yardım edilir.

Md. 15. Köy öğretmenlerinin işleri, gezici başöğretmenler ve ilköğretim müfettiş lerince  denetlenir ve yardımcı olunur.

Md.17. Köy Enstitülerine şu kurumları bitirenler atanır:

  • Yüksek okullar ve üniversite fakülteleri
  • Gazi Eğitim Enstitüsü
  • Öğretmen okulu
  • Ticaret lisesi ve orta ziraat okulu
  • Erkek sanat okulu, kız enstitüsü
  • Köy Enstitüleri
  • İnşaat usta okulu
  • Bunlar dışında her türlü teknik meslek okulu çıkışlılar.

Md.21. Köylerde çalışan öğretmenlerin ve ailesinin sağlık işlerine bakılması için Milli Eğitim Bakanlığınca sağlık müfettişleri atanır. Bakanlık sanatoryumundan köy öğretmenleri parasız yararlanır.

    Bu sırada ortaya çıkan önemli zorluklardan biri de köye gönderilen şehirli öğretmenlerin yaşadığı uyum sorunu olmuştur. Bu durum da göz önüne alınarak köy kökenli öğretmenlerin yetiştirilmesine ağırlık verilmiştir. 17 Nisan 1940 yılında yürürlüğe konan Köy Enstitüleri Yasası ile aşağıdaki görüş ve tespitlere yer verilmiştir:

    1. şehirden gelip köye uyum sağlamada problem yaşayan eğitimcilere karşılık, uyum problemi olmayan, köyün şartlarına aşina öğretmenlerin yetiştirilmesine imkân sağlayacak ortam ve program gerekmektedir. Bir taraftan öğretmenin köyden uzaklaşmasına engel olunmalı diğer taraftan yeterli bilgi ile donatılmalıdır. Bu yeni eğitimciler hem başarılı bir öğretmen hem de iyi bir pratik tecrübeye sahip çiftçi olarak yetişmesi sağlanmalıdır.

    2. Erkek öğretmenler köy hayatı için lazım olan demircilik, yapıcılık, dülgerlik, kooperatifçilik dallarında; bayan öğretmenler de çocuk bakımı, dikiş, ev idaresi, tarım işleri, hasta bakımı gibi alanlarda öğretici olacaklar.

    3. Öğretmen olamayanlar ise edindikleri bilgilerle köylerine dönecekler ve diğer işlerde çalışacaklar.

Böylece kurulacak köy enstitüleri, köyün ihtiyaç duyduğu üretimi gerçekleştirirken, öğrencilerin ihtiyaçlarını da karşılamak amacıyla üretim yapan, arazisi olan kurumlar olacak, devlete yük olan okullar olmayacaklardı.

   Sıralanan bu tespit ve planlamadan sonra uygulamaya geçilmiştir. Dönemin ilköğretim genel müdürü İ. Hakkı Tonguç, teşkilata gönderdiği genelgede köylerin kültürel ve genel hayatlarında ilerlemenin sağlanabilmesinin klasik öğretmen anlayışıyla mümkün olmadığını, köy hayatının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, uygulanmak istenen yeni sistemin yalnız klasik kültür sistemiyle işlenmesinin ilerlemeyi sağlayamayacağını ve bundan olumlu bir sonucun alınamayacağını da bildirmiştir. Bu yeni sistemle köye gönderilecek öğretmenler tarafından eğitilecek öğrenciler, devlete uzun yıllar yük olmamalı ve yeni külfet Köy Enstitüleri Üzerine Bir Deneme 310 yüklememelidir. Üreten okullar olarak yaşayabilmeleri için gerekli olan tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılamalı, sadece kuruluşlarında devletten yardım görmeleri, sonrasında ise kendi ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması gerektiği üzerinde durmuştur. Bu okullarda, köyün genel hayatının gelişmesine yarayacak şekilde öğrenciye birden fazla mesleğin öğretilmesi hedeflenmiştir. 

       Köy Enstitüleri ile bir milletin yeniden doğuşu gerçekleşecekti. Bu okulların kurucuları böyle inanıyorlardı. Bu okullar aracılığıyla okur-yazarlık tüm topluma ve özellikle köylere kadar ulaştırılacaktı. “Her türlü eğitim ve öğretim işine, çevrenin en kötü şartları içinde başlamaktı. Sulak, uğrak, yumuşak, yerlerden özellikle kaçıp enstitüleri en olmayacak sayılan yerlerde kuruyorlardı. Böylece iş ve masraf artıyor, zaman kaybediliyor ama öğrencinin gideceği yeri yadırgamaması, her çeşit zorluğu yenmeye alışması gibi paha biçilmez bir insan değeri, bir öncülük gücü kazanılmış oluyordu. Üstelik okul, hazıra konan, verilenle yetinen bir kurum olmaktan çıkıp yaratıcı, yeşertici bir çehre kazanıyordu”. Böylece çağdaş, aydın bir toplum yetiştirilmiş olacaktı.

      A. Köy Enstitülerinin Kuruluş Yerleri ve Özellikleri

Daha önceki uygulamalar göstermişti ki kentte yetişmiş ve kent yaşamına alışmış öğretmenlerle bir kırsal eğitim programına girişemezdi. Bu öğretmenler bilmedikleri. Köy yaşamına uyum sağlayamayıp, dönmeyi yeğlerlerdi aynı şey köy kökenli öğretmenler için de geçerli idi. Onlar da bir kez köylerinden çıkıp kent yaşamına alıştıklarında dönmek istemiyorlardı. Onun için köy enstitülerine alınacak köy çocuklarını köyde kalmaya özendirecek şekilde yetiştirmek gerekliydi öte taraftan köylüler kentten gelen ve farklı bir dille konuşan öğretmenlere de pek alışamıyorlardı. Bu nedenlerden dolayı, enstitülerin kentin ilçelerine uzak olmayan köylerde kurulması uygun görülmüştü.[1]

  Enstitülerin açıldığı yerler tam bir “fırsat eşitliğinin haritası “ ydı. Tonguç eğitmen kursu ve öğretmen okulu yöneticileri, yeni müdür adayları, tarım bakanlığı uzmanı ve yerel yöneticilerle birlikte Anadolu’yu dolaşarak kimi yerlere de tek başına giderek; uygun illerde uygun köylerin kenarında, yol üstünde, enstitü kurmaya uygun, verimsiz toprak arıyordu. Belirlenen yerler, doğanın, kentlerin, köylerin ortasında, işe yaramaz sanılan bataklık, kurak susuz, verimsiz yerlerdi. Enstitülerden birinin, Beşikdüzü köy enstitüsü’nün kuruluş yeri şöyle tasvir ediliyor:

  ” Beşikdüzü köyünün deniz kıyıcığında bulunduğu halde bataklık, dikenlik, kumluk, susuz çöl bir yerdi. Beşikdüzü deresi düzenlenerek, yollardan, tarlalardan toprak taşınarak bataklık sivrisinek yuvası derenin çevresine okaliptüs ağaçları dikilerek enstitü ile birlikte Beşikdüzü bucağı da bataklıktan, sıtmadan, kimi hastalıklardan kurtuldu”

  görüldüğü gibi daha kuruluş aşamasında bile köy enstitüleri toplum kalkınması aracı niteliğindedir.

  1940 döneminde açılan köy enstitüleri ve bu enstitülerde görev yapan müdürlerin ismi aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Ad/Bulunduğu İl Kuruluş Tarihi 1946’ya Kadar Çalışan Müdürlerin Adı
Akçadağ / Malatya 1940 Şinasi Tamer, Şerif Tekben
Akpınar-Ladik/ Samsun 1940 Nurettin Biriz, Enver Kartekin
Aksu / Antalya 1940 Talat Ersoy, Halil Öztürk
Arifiye / Sakarya 1940 Süleyman Edip Balkır
Beşikdüzü / Trabzon 1940 Hürrem Arman, Osman Ülküman
Cılavuz / Kars 1940 Halit Ağanoğlu
Çifteler / Eskişehir 1939 Remzi Özyürek, M. Rauf İnan, Osman Ülkümen
Dicle / Diyarbakır 1944 Nazif Evren
Düziçi / Adana 1940 Lütfi Dağlar
Erciş / Van 1948 İbrahim Oymak
Gölköy / Kastamonu 1939 Ali Doğan Toran
Gönen / Isparta 1940 Ömer Uzgil
Hasanoğlan / Ankara 1941 Lütfi Engin, Hürrem Arman, M. Rauf İnan
İvriz / Konya 1941 Recep Gürel, İ. Safa Güner
Kepirtepe / Kırklareli 1939 Nejat İdil, İhsan Kalabay
Kızılçullu / İzmir 1939 Emin Soysal, Hamdi Akman, Talat Ersoy
Ortaklar / Aydın 1944 Hayri Çakaloz
Pamukpınar / Sivas 1941 Şinasi Tamer, Hüseyin Civanoğlu
Pazarören / Kayseri 1940 Sabri Kolçak, Şevket Gedikoğlu
Pulur / Erzurum 1942 Ahmet Korkut, Aydın Arıkök
Savaştepe / Balıkesir 1940 Sıtkı Akkay

[2]

B. Köy Enstitüleri’nin Yakın Çevreye Etkileri

Köy enstitüleri fikri oluncaya kadar köye yönelik gerçek ilgiden kaynaklanan bir yaklaşım yoktu. Her ne kadar yeni kurulan cumhuriyet halkçılık ilkesine dayanmış olsa da bunun pratik hayata geçirilmesi tamamıyla başarılmamıştır. Köy çocuklarına eğitim olanağı sağlanarak fırsat eşitliği yaratmış olmalıdır. Görüştüğümüz enstitü mezunlarını çoğu köy enstitüleri olmasaydı ilkokuldan sonra eğitimlerine devam edemeyecek durumda bulunduklarını söylemişlerdir. Hasan Ersoy aynı şeyleri belirtmiştir. Kendisine eğitim olanağı tanımasıyla müfettişlik ve milli eğitim müdürü yardımcılığı yapmış.

 Rauf inan çoğunlukla bozkırlarda kurulan enstitülerin çevresinde bulunan ve tahıldan başka hiçbir şeyin yetişmeyeceğini düşünüldüğü köylerin yeşilliklerle, bağlar be bahçelerle donatıldığını söyler. Enstitüler sayesinde modern tarım teknik ve yöntemleri, kimyevi gübrenin tarımdaki değeri anlaşıldı ve kullanılmaya başlandı. Köylerin çoğu tahta delmek için matkap, düz duvar yapmak için çekülün unutulduğu ve kullanılmaz hale geldiği yerler olmuşlardı. Bu aletleri kullanılmayı bilen enstitü mezunlarının, bunları kullanılmayı öğretebilecek yetenekte yetiştirilmiş olarak köylere gönderildikleri belirtir.

Enstitüler yakın çevreleri ile olan ilişkilerini her zaman sıcak tutmaya çalışmışlardır. Birbirlerine yaptıkları yardımın aynısını köyler için de yapmışlar, gruplar halinden köylere dağılarak okul, yol yapımı, hasat işlerine yardım etmişler, doğal felaketlerde köylülerin yanında olmuşlardır. Enstitülerde kurulmuş kooperatiflere köylülerin de ortak ederek örnek olmaya çalışmışlardır. Çevreye karşı oluşturdukları bu etki ile toplumsal yapıda ve ekonomik anlamdan bazı değişiklerin yaşanması mümkün olmuştur.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

  1. Köy Enstitülerine Yönelik Şüphelere Yol Açan Gelişmeler
  1. Komünizm Tehlikesi

Köy enstitüleri’ne yönelik suçlamalarda ya da soruşturmalarda, hatta o dönemlerde sıradan yaşantısı olan sade köylünün dilinde bilen komünizmle ilgili iddialar önemli bir yer tutmaktadır. Köylülerin çoğu bu sözcüğü anlamını bile bilmemektedirler. Bazıları bu kurumlara yönelik komünistlik iddialarına çok rahat ve bir nevi karalama faaliyeti biçiminde iddia etmekte bazıları da olaylara ve belgelere dayandırmaktadır. Burada bizim için önemli olan ve en fazla dikkate alınması gerektiği düşündüğümüz bilgiler, resim makamların; özellikle 1946-1947 yıllarında enstitülerde soruşturmalar yapan Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri tarafından verilen rapordan ortaya çıkartılanlardır. Komünizm iddialarının bir kısmının çok partili siyasal rejime geçiş sürecinde yeni kurulan Demokrat Parti tarafından ortaya atıldığı abartıldığı, seçim propagandalarına malzeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Bu yüzden bu çevrelerden gelen iddiaları çok fazla ciddiye almak niyetinde değiliz fakat belirttiğimiz gibi enstitülere komünist sistemi yerleştirme çabaları doğrultusunda çok açık iddialar ve eylemler ortaya atıldığından bunları görmezden gelmek de mümkün değildir. Bu alandan belli bir merkezden geldiği açık olan çabalar sonucu bu sistem benimseyen enstitü öğrencileri olduğu gibi bundan kaçınan, nefret eden hatta ne olduğunu bilmeyenler de bulunmaktadır. Hatta enstitülerdeki özellikle hasanoğlan yüksek köy enstitüsü’ndeki soruşturmalara bu öğrencilerin isteği ve şikayetleriyle başladığı söylenebilir.

   Köy enstitüleri’ne yönelik kuşkular ve soruşturmalar 1943’lerden itibaren başlamış 1945’den sonra da özellikle hasanoğlan’da incelemelerde bulunduğu görülür. Özellikle Meclis Başkanı Kazım Karabekir’in yaptığı inceleme ve araştırmaların sonunda oluşan kanaatin, sürecinin Çifteler köy enstitüsü’ndeki soruşturmayla başlatıldığı görüşü hakimdir.

        2.   Köy Enstitüleri’nin Islahı

      Hasan- Âli Yücel’in Maarif Vekaleti’nden ayrılmasından sonraki dönem Köy Enstitülerinde yeni bir dönem olarak görülür. Reşat Şemsettin Sirer ve Tahsin Banguoğlu dönemlerinde gerçekleştirilen çalışmalarla ve İlköğretim Genel Müdürü yapılan Yunus Kâzım Köni’nin dikkatli takipleriyle bir taraftan enstitülerde kültürlü öğretmen yetiştirme çalışmalarına hız verilmiş, ancak partilere yakışan olumsuzlukların enstitülerden çıkarılarak bu kurumların bir okul olarak eğitim öğretim faaliyetlerine devamı sağlanmıştır.[3]

 Bu amaçla 27 Ocak 1954 tarih ve 6234 sayılı “ Köy enstitüleri ile ilk öğretmen okullarının birleştirilmesi hakkında Kanun ” çıkarılmıştır. Buna göre;

 Madde 1: Köy enstitüleri ile ilk öğretmen okulları, “ ilk öğretmen okulları ” adı altında birleştirilmiştir.

Madde 2: İlk öğretmen okullarının tahsil müddeti, ilkokul mezunları için (6), ortaokul mezunları için (3) yıldır. İlk öğretmen okullarında, gerekirse hazırlık sınıfları da açılabilir.

 Madde 3: İlk öğretmen okullarına alınacak öğrenciler imtihanla seçilir. Bu okullara her yıl alınacak öğrencilerin % 75 inin köy ilkokulları mezunlarından olması arttır.

Madde 11: İlk öğretmen okullarının idare, eğitim ve öğretimleri ilk öğretim Genel Müdürlüğünün görevleri arasına alınmıştır.

Geçici madde 1: Köy enstitülerinden mezun öğretmenler, bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, ilk öğretmen okullarından mezun öğretmenler hakkındaki hükümlere tabi olurlar. ” 

   Böylece Köy Enstitülerinde uygulanan öğretim programlarında geniş ölçüde değişiklikler yapılmıştır. Yapılan ıslahat, İlköğretim Umum Müdürü Yunus Kâzım Köni’nin tarifiyle; 1947-48’den beri uygulanan yönetmelik ve müfredat çerçevesindedir ve enstitülerin kuruluşundaki ana fikir doğrultusunda gelişmektedir. Yapılanların özünü şöyle belirtir: “ Müfredatın ruhu şudur: Layıkıyla sindirilmiş bir orta okul bilgisi. Buna pratik tarım ve sanat bilgi ve maharetlerini de katmalıyız. Bu konularda büyük iddialarımız yoktur. Tarım derslerine ait son değişiklik bunu gösterir. Böyle bir bilgi ile donatılan gençlere meslek bilgi ve maharetlerini de kazandıracak derslere ve uygulamalara da yeter zaman ayrılmıştır.

     Köy Enstitülerinin ıslahı sürecinde en önemli eğitim sorunlarından biri olarak görülen öğretmen atamalarında da yüksekokul mezunlarına öncelik verildiği görülür. 1950-51 Öğretim Yılında Köy Enstitülerinde; orta ve orta dereceli meslek okulları mezunu 147, meslek veya teknik öğretmen okulu mezunu 20, öğretmen okulu 56, lise ve muadil mezunu 20, fakülte ve yüksekokul mezunu ise tam 354 öretmen görevlendirilmiştir.

KÖY ENSİTÜLERİNİN KAPATILMASI

  I.   1946-1950 Dönemi Köy Enstitüleri

   Partisinin içindeki tutucu kanatla işbirliği yapan İnönü, uzun yıllar, özellikle Köy Enstitülerinin kapatılmasına kadar uzanacak yozlaşma döneminde suskun kaldı. Bu arada CHP’nin tutucu kanadının baskısıyla Partinin ana ilkelerinde bazı değişiklikler yapılmaya başlanır. 1946’daki Olağanüstü Genel Kurultayın programı önceki parti programlarından üç ana noktada ayrılmıştır.

  • Özellikle girişimciliğe daha geniş ödünler verilmeye başlanmıştır.  
  • Tarım yatırımlarına öncelik verilmiş, sanayi yatırımlarından devlet elini çekmiştir.
  • Dış yardımlara o güne kadar hiç görülmemiş ölçüde dayanılmıştır.

      Özelikle bu son ilke Kemalizmin ana felsefesiyle tam bir çelişki göstermektedir. Böylece CHP,1923’ten beri uyguladığı –uygulamaya çalıştığı- ana ilkelerden 1946 yılında vazgeçmiş oluyordu. Ekonomide özel girişimcilik devletçiliğin önüne geçiliyor ve özel girişimin başarmasına olanak olmayan –ya da kazançlı bulmadığı için girişmediği- işler devletin üstüne yıkılıyordu. Bu durum, artık CHP’ye de devrimci karakterini kaybetmiş, kar peşinde koşan büyük şehir burjuvazisiyle gerici toprak ağalarının egemen olduğunu gösteriyordu. Aynı ödüncü politika 1950 yılına kadar sürecek ve 1950’deki seçim bildirgesinde CHP şu vaadleri sıralayacaktır:

  • Yurdumuzun ekonomik kalkınmasında özel sermayenin ve girişimciliğin daha fazla faaliyet gösterip gelişmesini isteyeceğiz.
  • Sermaye sahibi girişimcileri yeni iş sahaları açmaları için teşvik edeceğiz.
  • Türkiye’de iş yapmak isteyen ve uygar ülkelerce kabul edilmiş şartlara uyacak yabancı sermaye için kapılarımızı açık tutacağız.
  1. Rauf İnan Görevden Alınıyor 

1946 yılının ilk değişik rüzgârı, devletin en üst kademesi olan Çankaya Köşkü tarafından esmeye başladı. Çankaya Köşkünde yemeğe davetli üç kişi vardı o gece. M.E.Bakanı Hasan Ali Yücel yemeğe Başbakan Şükrü Saracoğlu, İlköğretim Genel Müdürü İ.Hakkı Tonguç. Yemekte bir ara sözü Rauf İnan’a getiren İnönü, onun tanıdığı en çalışkan müdürlerden biri olduğunu bu nedenle de ödül olarak Başkanlık Müfettişliğine atanmasının uygun olacağını söyledi. İşin ilginç tarafı Yücel ve Saracoğlu da bu görüşe hemen katıldılar. Demek ki daha öne bu konuyu aralarında görüşmüşlerdi. Tonguç açısından İnan’ın böyle bir göreve atanması olumlu bir çözüm bile sayılabilirdi, Arman ile İnan arasındaki anlaşmazlık, İnan’ın bazılarınca “kırıcı” olarak tanımlanan sertliği böyle bir çözüme sıcak bakılmasını gerektirebilirdi. Arman’a kalırsa; İnan yapısı gereği en küçük ayrıntılarda bile yetkiyi kendinde bulundurmak istiyor, bazan sinirlerine de hâkim egemen olamıyordu. İnan bazı ayrıntılarda Ferit Oğuz Bayır’a da ters düşmüş onu bile kırmıştı. Asiye Elçin’e kalırsa İnan beş vakit namazlı, oruç tutan bu arada Almanya’da yayınlanan Nazizm yanlısı Signal adlı bir dergiye aboneliği olan çapraşık bir kişiliktir. Kuşkusuz Eliçin’in bu yaklaşımının kısa bir zaman birlikte çalıştıkları Çifteler Köy Enstitüsünde yaşanan ve Asiye Eliçin’in tutuklanmasına neden olan olayların etkisiyle yazıldığını varsayacağız ve Köy Enstitülerinin kuruluşunda, işleyişinde çokça emeği geçen bu değerli eğitimciye karaçalanlara karşı çıkacağız.

Çifteler ’de yaşayan solculuk olayında Eskişehir Valisi ile ters düşen Rauf İnan’a Yücel sahip çıkarken, Saracoğlu Vali’den yana tavır almış bu nedenle ikisinin arasına soğukluk girmişti. Bu soğukluğun gerçek nedeninin bu olay olmayıp daha çok politik çekişmelerden kaynaklandığı, Saracoğlu’nun yeni dönemde Yücel’in Başbakanlık için kulis yaptığını sanmasından kaynaklandığını yıllar sonra öğreneceğiz.

    II. Eğitim Süresi

  1. Tonguç ve Arkadaşlarının Zor Günleri

Sağ baskınlar ve düşünce terörü artıkça Tonguç’un çevresindekiler giderek azalmaya başlamıştır. Yıllarca birlikte çalıştıkları coşku dolu mektuplar yazan bazı dostları (!) ondan uzak durmaya dikkat ediyorlardı. Yakın çevresinde en sık bir araya geldiği kişiler aynı yerde çalıştıkları Ferit Bayır, Hamdi Keskin, Hürrem Arman’dı. Her hafta cuma akşamı iş çıkışı bir iki saatliğine Ulus’taki İmren lokantasında buluşuyorlardı. Bazı haftalar onlara Ankara’ya geçici olarak gelmiş eski arkadaşları, Enver Kartekin, S.Edip Balkır, Şinasi Tamer bazen de Nafi Atuf Kansu katılıyordu. Cuma toplantıları uzun yıllar yapılacak hatta Tonguç öldükten sonra da sürdürülecektir. Bir tür soluk alma, birbirine destek olama olanağı ve gereksinimiydi bu. Ama ortalıktan kaybolanlar, onları görünce kaldırım değiştirenle giderek artıyordu. Yıllarca birlikte çalışırken en ufak bir eleştiri yöneltmemiş bu kişilerin Köy Enstitülerine en ağır ve haksız saldırıların yapıldığı günlerde eleştiriye kalkışmalarının yakışıksızlığı ortadaydı. Cuma toplantılarında bu tür suçlamalara karşı tutulacak yol tartışılıyor, etkin ve güncel bir savaşıma girişilmemesi eleştiriliyordu. Bu konuda Tonguç kararlıydı, koşullar çok elverişsizdi. Eğer etkin bir eyleme kalkışılırsa bu durum Köy Enstitüsü çıkışlıların zararına yol açardı. Yapılacak en akılcı iş, Köy Enstitülerinin bu ilk vuruşu atlatıp derlenip toparlanmalarını beklemekti. Asıl güç onlardaydı. Daha da güçlenip örgütlenmeleri, bir baskı gücü oluşturmaları yıllarca verdikleri emekleri, eğitim yöntemlerinin başarısını gösteren ölçüt olacaktı. O çocuklar bu başarıyı eninde sonunda göreceklerdi, hem de arkalarında paşa maşa olmadan. İlerdeki yıllardaki gelişmeler bu konuda Tonguç’u haklı çıkaracaktır.

  • Fontamara Soruşturması 

     Fontamara, İtalya’da Marsika havalisinin en fakir, en geri köyüdür. Olaylar İtalya’nın faşizmle yönetildiği dönemde geçmekte. Açık, akıcı, tüm çıplaklığı ile müthiş bir gözleme dayanan hüzünlü bir roman. Ancak, Köy Enstitülüler ve dostları için bu romanın önemi ne anlatım gücünden ne de içeriğinden kaynaklanıyor. İ.Hakkı Tonguç 1943 yılında İlk Öğretim Genel Müdürü bulunduğu sırada Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğretmenlerinden Tarımbaşı İzzet Palamar’a Fontamara adlı bu romanı hediye etmiş ve bu nedenle 1950 yılında hakkında soruşturma açılmış, sonucu bile beklenmeden Talim ve Terbiye Heyeti üyeliğinden alınarak, Ankara Atatürk Lisesi öğretmenliğine tayin edilmiştir.

       1950 yılında Bakanlık Disiplin Komisyonu toplanarak “Bu olayda adli bakımdan işlem yapılmasını gerektirebilecek bir cihet görmemekte, yalnız disiplin bakımından bir karar ittihazı için, evrakı Danıştay’a göndermeyi uygun bulduğunu “ açıklamıştır. Diğer bir deyişle bir öğretmene kitap hediye etmek suç değilmiş ama kitap seçiminde gerekli titizliği göstermemesi ve böyle bir kitabın enstitü çevresinde yapabileceği olumsuz etkileri göz önünde bulundurmaması ve dolayısıyla da bu kitabı iyi niyetle vermediği için soruşturma açılmış. İ.Hakkı Tonguç, kitabın İzzet Palamar’dan çalınışından devlet tarafından bastırılıp, kütüphanelere gönderilmesinden, kitabın çirkin politikalarına alet edilmesinden tutun, soruşturma açan kişilerin özel nedenlerine kadar uzanan geniş bir savunma yapmak zorunda kalmıştır.

  III. Köy Enstitüleri Kapatıldı

  1. Köy Enstitüleri Neden Kapatıldı   

   1946 seçimlerinin ardından CHP yine iktidarda idi ama Kurtuluş Savaşı’ndan gelen devrimci kanat bir tarafa itilerek, yerini sağ kanat aldı. Meclis Başkanı Kazım Karabekir, Başbakan Recep Peker, Milli Eğitim Bakanı ise Reşat Şemsettin Sirer’di.

  Yeni hükümet başkanı Recep Peker “Enstitüleri millileştireceğiz”, Reşat Şemsettin Sirer ise “ Enstitüleri islah edeceğiz” diyordu. Yeni hükümetin bu görüşleri, 14.04.1946’da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne gelerek, Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümünde kutlama programına katılan İsmet İnönü’yü de baskı altına almış olacak ki, İsmet İnönü O tarihten sonra bir daha Hasanoğlan’a gidememiştir.

  İsmail Hakkı Tonguç ise seçimlerden sonra yeni bakanla çalışamayacağını anlamış, genel müdürlükten ayrılmış, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine getirilmiştir. 07.08.1946’da genel müdürlükten ayrılmak isteyen İ.H.Tonguç’a Bakan R.Şemsettin Sirer “senin ve senin gibilerin çoluk çocuklarıyla beraber bellerinizi kıracağım” tehdidini savurmuştur.

  Köy Enstitüleri 1947’de sadece 3 dönem mezun verdikten sonra Bakan Reşat Şemsettin Sirer tarafından “sol fikirlerin yayılmasını önlemek” için kapatıldı. Enstitülerde çalışmakta olan yüksek bölüm mezunları toptan askere çağırıldılar sonra da köy öğretmenliklerine ve gezici başöğretmenliklere atandılar. Enstitülerin yöneticileri değiştirildi, öğrenciler sınıfta bırakılarak 2 yıllık durumuna düşürüldüler ve okuldan uzaklaştırıldılar. 1946’dan önce öğretmen olanlar “yetiştirme” bahanesi ile beyin yıkama kursundan geçirildiler. 09.04.1947 tarihli yönetmelikle öğrencilerin ders dışı faaliyetleri sınırlandı, yönetime katılmaları engellendi. 09.05.1947 tarihli genelge ile kız ve erkek öğrenciler ayrıldı.[4]   

  20.05.1947 tarihli genelge ile serbest okumalar güdüme alındı, zararlı sayılan kitaplar yakıldı ve 1950 sonrasında Enstitüler klasik öğretmen okuluna dönüştürüldü.

  • Köy Enstitülerinin Kapatılması Üzerine Gerekçeler 

         a) Siyasal nedenler: 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası Mecliste kabul edilmişti ama 151 milletvekili oylamaya katılmamıştı. Daha da dikkat çekici olanı şuydu: Aynı gün, 17 Nisan 1940 günü, Köy Enstitüleri Yasası’ndan önce 2 tasarı daha oylanıp kabul edilmişti. Bu iki tasarının oylamasına katılıp olumlu oy veren milletvekili sayısı 316 idi. Köy Enstitüleri Yasası oylamasında bu sayı 278’e düştü. Oylamada bulunmayanlar arasında Demokrat Parti kurucuları Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü gibi etkili milletvekillerinin de olduğu bilinmelidir.

         b) Toplumsal nedenler: Köye yeni okulun girmesiyle çıkarı bozulacaklar vardı. Bazı köylerde bir ağa, bir bey, bir din adamı, bir tarikat lideri köy yaşamını etkiliyor, çıkarının korunması için yenileşmeye, gelişmeye karşı geliyordu. Köye gelecek öğretmen bunların çıkarlarına engel olabilirdi.

         c) Ekonomik nedenler: Özellikle bazı bölgelerde köy hatta köyler sahibi toprak ağaları vardı. Bu köylerde oturanlar da sanki o ağaların mülküydü; kötü koşullarda çalışıyorlar, emeklerinin tam karşılığını alamıyorlardı. Bunlar aydınlanırsa başlarına gelmiş olanı yazgı kabul etmezler, razı olmazlardı; değişik isteklerde bulunabilirlerdi. Bu istekler toprak ağalarının işine gelmezdi.

         d) Yönetsel nedenler: Yeni sistem sadece Milli Eğitim Bakanlığında çalışanlara değil, başka bakanlıklardaki ilgililere de (özellikle bucak müdürü, kaymakam, valilere de) ek görevler veriyordu. Bu yeni görevler hem hızlı, hem çok sıkı çalışmayı gerektiriyordu. Böyle çalışma, ona ayak uyduramayanların işine gelmiyordu; çalışmak yerine olumsuz eleştiri yeğleniyordu. Bir de köy enstitülerinde yetişenlerin demokratik davranışları tartışma yaratabiliyordu.

         e) Eğitsel nedenler: Köy enstitülerinde eğitime yüklenen yeni görevlerin bütününe veya bölümlerine karşı olanlar vardı. Üretim için iş eğitimini, çok sesliliği uygun görmüyorlardı; klasik eğitim düzeninde değişikliğe yanaşmıyorlardı

         Yukarıda belirtilen nedenlerden başka, karşı olanların işlerini kolaylaştıracak, sistemin başarılı olmasını zorlaştıracak bazı olumsuz koşullar da vardı. İstenirse bu koşullar öne sürülerek işler aksatılabilir, geciktirilebilirdi. Bu olumsuz koşulların bazıları şunlardı:

1.   Savaş yıllarıydı, devlet bütçesinden eğitime yeterli kaynak ayrılamıyordu.

  • Ne köylerde okul vardı, ne de enstitülerin kurulacağı yerlerde uygun ve yeterli bina. Ama bunlar acele gerekliydi.
  • Halk alışkanlıklarına, geleneklerine çok bağlıydı. Bunlardan değişmesi gerekenler sorun yaratabilirdi.
  • Sorunun sürüncemede kalmadan, kısa sürede çözüme kavuşturulması isteniyordu ama, zaman kısıtlıydı.
  • Enstitülerde çalışacak yeterli sayı ve nitelikte elemen bulmak zordu, bulunamıyordu.

   KAYNAKÇA

1. Türkoğlu, Pakize. Tonguç ve Enstitüleri, Mart 2000. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

2. Arayıcı, Ali. Kemalist Dönem Türkiyesi’nde Eğitim Politikaları ve Köy Enstitüleri, Ağustos, 1999, Ceylan Yayınları.

3.   Gedikoğlu, Şevket,  Niçin Eğitmen kursları ve Köy Enstitüleri, Ankara 1949 İdeal Matbaa ve Cilt evi

4.   Aydın, Mutlu. Köy Enstitüleri ve Toplum Kalkınması, Ekim 2007, Ankara, Anı Yayıncılık.

          5. Eyüboğlu, Sabahattin. Köy Enstitüleri Üzerine. 1999, Cumhuriyet Yayınları

6. Koç, Nurgün, Türk Kültür Tarihi İçerisinde Köy Enstitüleri. İstanbul 2013, İdeal Kültür Yayıncılık.

7. Kaya, Yalçın, Bozkırdan Doğan Uygarlık Köy Enstitüleri “Antigone’den Mızraklı İlmihal’e”, Cilt 1, İstanbul, 2001, Tiglat Matbaacılık.

   8. Başaran Mehmet, Devrimci Eğitim Köy Enstitüleri, İstanbul, 1999, Papirüs Yayınevi.


[1] Ali Arayıcı, “ Kemalist Dönem Türkiyesi’nde Eğitim Politikaları ve Köy Enstitüleri’’ sayfa 225

[2] Baha Mutlu Aydın “Köy Enstitüleri ve Toplum Kalkınması’’ 2007, Ankara, Sayfa 80

[3] Hasan Ali Yücel, “ Davam’’, Ankara, 1947 Sayfa 144-145

[4] Mehmet Başaran “ Devrimci Eğitim Köy Enstitüleri’’ Sayfa 78, İstanbul, 1999


[1] İ.Hakkı Tonguç “Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy’’ sayfa 280


[1] Yalçın Kaya, Bozkırdan Doğan Uygarlık Köy Enstitüleri “Antigone’den Mızraklı İlmihal’ e’’, Cilt I, İstanbul, 2001, sayfa 34


[1] Kemal Arıburnu, “Milli Mücadele ve İnkilaplarla İlgili Kanunlar, Esbab-ı Mucibeleri ve Meclis Görüşmeleriyle’’ Cilt I, Ankara, 1957, sayfa 19

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir