Arslan Yabgu Dönemi(Büyük Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu)

Selçuk beyden sonra ailenin reisliğine Yabgu unvanıyla Arslan Yabgu getirilmişti. Bu sırada Tuğrul ve Çağrı Beyler de kendilerine bağlı beyliklerin başında bulunuyorlardı. Tuğrul ve Çağrı Beyler, her ne kadar kendi tabiiyetlerinin başında bulunsalar da Arslan Yabgu’nun hakimiyetini tanımaktaydı.

Samani Devletinin yıkılmasından sonra Tuğrul ve Çağrı Beyler ilk olarak doğuya, daha sonra da batıya göç etmişlerdi. Batıya göç edip Karahanlılara sığınmalarının en önemli sebebi ise; Ali Tegin’in Buhara’da yeni bir devlet kurup Maveraünnehir hükümdarı İlighan Nasır’ın Selçukluya karşı düşmanca siyaseti olmuştu. Ancak Tuğrul ve Çağrı Beylerin sığındıkları Karahanlı Sultanı Buğra Han, Selçukilere karşı pek iyimser olmamış ve bu iki kardeşi tevkif etmek için çabalasa da yalnızca Tuğrul Beyi ele geçirebilmişti. Buğra Han, Çağrı Beyin üzerine asker sevk etse de Çağrı bey bu orduyu mağlup etmiş ve pek çok önemli esirler ele geçirmişti. Nitekim bu esirleri kullanan Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul Beyi esaretten kurtarabilmiş, iki kardeş Maveraünnehir’e dönseler de Buğra Han Selçukilere savaş ilan etmişti. Tuğrul Bey ordusunu çöle çekerken Çağrı Bey de 1016 yılında Anadolu’ya doğru bir sefere çıkmıştı.

Horasan, Rey ve Azerbaycan yolunu takip eden Çağrı Bey Van havzasında ki Vaspunken krallığı topraklarına girdi. Çağrı Beyin başarılı süren bu akınlarından sonra bolca ganimete sahip olmasının yanında Anadolu’nun yaşanılabilecek yurt olması fikri de Çağrı Beyde uyanmıştı. Bu haberi alan Tuğrul Bey de çekilmiş olduğu çölden çıkarak Çağrı Beyin yanına yöneldi. Bölgede hızlıca büyüyen Tuğrul ve Çağrı Beyler rahat hareket etmeye başlamışlardı. Ancak bu durum Arslan Yabguyu telaşlandırmış ve onlardan güçlerini dağıtmalarını istemişti. Bunun sebebi ise artan gücün bölgedeki devletlerin dikkatini çekmesiydi. Tuğrul ve Çağrı Beyler ise daha müsait bir durum gözetmek için amcalarının bu tavsiyesini yerine getirdi.

Türkistan’da bozulan dengenin yeniden kurulamaması, güçlenen Ali Tegin’in sıkıntı yaratması ve yıkılan Samaniler Devletinin bir türlü paylaşılamaması yeni sorunlar doğurmaktaydı. Nitekim Karahanlı sultanı Kadir Han ile Gazneli Mahmud hem Ali Tegin’e hem de Selçukilere karşı 1025 yılında harekete geçmişlerdi. Ali Tegin ile Arslan Yabgunun arası oldukça iyiydi. Bundan istifade ile bölgede ki nüfuzunu arttıran Arslan Yabguyu Sultan Mahmud yakından takip ediyordu. Nitekim Sultan Mahmud, ilerde Arslan Yabgunun da sultanlık peşine koşabileceğini düşünmüş olacak ki onu daha yakından tanımak için Semerkant’a davet etti. Arslan Yabgu Semerkant’a geldiğinde ise onu karşılayan Sultan Mahmud cevgan oyunu oynuyordu. Sultanın izniyle Arslan Yabgu huzura gelerek atından inip yeri öptü. Sultan Mahmud ise atını Arslan Yabgunun önüne sürerek hatırını sordu. Bu ise pek alışık olunmayan bir durumdu.

Arslan Yabgunun çok hızlı ve cevval bir atı bulunuyordu. Bu at rüzgâr gibi hızlı olması babında Arslan Yabgunun tehlike hissettiği bir anda üzerine atlayıp kaçması için adeta muazzam yeteneklere sahipti. Öyle ki bu durum Sultan Mahmud’a iletilmiş sultan ise Arslan Yabgunun huzura geldiği vakit bir bahaneyle atının alınmasını ve ona daha ağır olan bir Arap atı verilmesini emretmişti. Nitekim Arslan Yabgu huzura geldiğinde bu plan hemen uygulamaya konuldu.

Arslan Yabguya burada Sultan Mahmud tarafından hilat hediye edilmişti. Hilat giyme işlemini tamamlandıktan sonra Arslan Yabgu tekrar sultanın huzuruna gelerek saygı gösterisinde bulundu. Gazneli Sultan Mahmud, Arslan Yabgu ile söz diyaloğuna girdiği sırada sultanın adamları hemen Yabgunun atını kaçırdı. Tam bu sırada Sultan ilginç bir teklifle Arslan Yabguyu cevgan oynamaya davet etti. Lakin Arslan Yabgu cevgan oynamayı bilmediğini ancak Sultan isterse kendisi için ok atabileceğini söyleyerek karşı teklifte bulundu. Sultan bu sözlere içerlenmişti. Çünkü Gazneliler ile Selçukiler arasında geçen gerginlikler sırasında Arslan Yabgu’nun “Sultanın filleri varsa bizimde oklarımız var” diye bir söz söylediği hatırına gelmişti.

Oğlu Kutalmış ile birlikte Sultan Mahmud’un huzuruna çıkartılan Arslan Yabgu resmi törenle ikramlara ve saygıya tabi tutulmuştu. Öyle ki Sultan, Yabguyu komutanlarından daha üst kademede bir tahta oturtmuştu. Bu da, ona gösterdiği saygının bir neticesiydi. Nitekim hal böyleyken bir tarafta ziyafet sofraları kurulmuş bir tarafta da Sultan ile Arslan Yabgu muhabbete tutuşmuştu. Bir ara Sultan Mahmud, Arslan Yabgu’ya;

  • “Biz her zaman Hind tarafına, kafirlerle gazaya gitmek zorundayız. Bu yüzden de Horosan’ı ihmal ediyoruz. Sizden ümidimiz odur ki, iki taraf arasında bir akit ve yardımlaşma olsun. Zira bir taraftan kuvvetli bir düşman peydah olursa yardıma ihtiyaç olacaktır. Sizde yardımı esirgemeyesiniz.”

Arslan Yabgu ise bu söyleme cevap olarak;

  • “Bendelikle bizden yana kusur ve ihmal olmaz”

Sultan Mahmud;

  • Askere ihtiyacım olursa, bana ne kadar yardım yapabilirsiniz?

Sultanın bu sözü üzerine Arslan Yabgu silahtarından bir yay alarak o anki ortamın da verdiği gurur ve güvenle Sultana şu cevabı verdi;

  • Bu yayı kendi kavmime gönderirsem 30.000 kişi derhal atlanır.

Bu söz Sultanı ziyadesiyle meraklandırmıştı ki hemen tekrar bir soru yöneltti;

  • Daha fazlasına ihtiyacım olursa?

Arslan Yabgu, bu sözün üzerine bir oku da Sultana atarak;

            – Bu oku da kendi kabileme işaret olarak gönderdiğim her zaman 10.000 kişi daha gelecektir.

Sultan Mahmud, sürekli bu şekilde sorular yöneltiyordu. Nihayetinde Arslan Yabgu bir yay üç ok ile 100.000 atlıyı bir araya toplayabileceğini iddia etmesi üzerine Sultan Mahmud sorularına tekrar tekrar devam ediyordu. Nitekim Arslan Yabgu ise; “bu oku Balhana gönderirsen 100.000 atlı, Türkistan’a gönderirsen 200.000 atlı gelir.” demesi üzerine Sultan Mahmud; “Bir yay üç ok ile maaşsız ve ücretsiz bu kadar orduyu emre amade edebilen bir kimsenin işini hor görmemek gerekir” düşüncesine girmişti. Böylece Arslan Yabgu’yu sarhoş ve hazırlıksız yakalamak için üç gün üç gece toy devam ettirilmişti. Şenliğin haz verdiği en hazırlıksız gece ise sultanın adamları harekete geçerek Arslan Yabgu ve adamlarını tevkif etti. Zincire vurulan Arslan Yabgu ve adamları hemen Hindistan’da ki Kalincar kalesine hapsedildi. Kendine geldiğinde iş işten geçmiş olan Arslan Yabgu için tevekkülden başka yapacak bir şey kalmamıştı. Sultan Mahmud ise Selçukilerden geriye kalan, şahlığa layık gördüğü kişilere hilatlar göndererek durumu bildiren mektuplar iletti.  

Arslan Yabgu Kalincar Kalesinde 7 yıl boyunca tutsak olarak yaşamış nitekim geçen bu süre zarfında kalede Arslan Yabgu’nun kabilesinden Türkmenler de kalede görev almaya başlamışlardı. Kalede görev alan bu Türkmenler bir gün bir fırsatını bularak Arslan Yabgu’yu kaleden kaçırmayı başardı. Hemen horasan yolunu tutan Arslan Yabgu ve adamları Horasan yolu üzerinde yollarını kaybederek bir ormana girdiler. Hemen harekete geçen kale dizdarları Arslan Yabgunun izini sürmeye başladı. Askerlerin yaklaştığını gören Arslan Yabgu Türkmenlere dönerek;

  • “Benden ümidi kesiniz. Kardeşlerime selam söyleyiniz ve Horasan’ı ele geçirmek için gayret sarf etmelerini söyleyiniz. Çalışınız, zira bu padişah köle oğludur. Ve büyük bir nesebi yoktur. Bu memleket ona kalmaz. Bir şeyi kalmayıncaya ve memleketi elinize düşünceye kadar çalışınız. Zira tabiyatında merkuz olan zulüm ve cevrden dolayı beni günahsız yere yakaladı ve hapsetti.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir