Miray VURMAY GÜZEL – ZORUNLU GÖÇ/SÜRGÜN SÜRECİNDE SURİYE TÜRKMEN MİLLİ KİMLİĞİ

TÜRK YURDU DERGİSİ Eylül 2017- Yıl 106- Sayı 361

Suriye, 2011 yılından bu yana, Türkiye’yi de tüm boyutları ile etkileyen bir çatışmalar bileşkesi içerisinde savrulmaktadır. Uluslararası literatürde Suriye Devrimi, Suriye Savaşı, Suriye İç Savaşı, Suriye Krizi gibi farklı tamlamalarla ifade edilse de tüm bu kavramların ortak noktası Suriye’nin bir “çatışma laboratuvarı” haline getirilmiş olmasıdır. Söz konusu çatışma laboratuvarı, Soğuk Savaş sonrasında, Ortadoğu coğrafyasına yönelik uygulanan hakimiyet teorilerinin birincil enstrümanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreçte ülkelerin, bölgelerin, çeşitli taşeron terör örgütleri eliyle kaos ortamına çekilmesi; Suriye’de olduğu gibi haklı nedenler ile yönetime karşı başlayan barışçıl halk hareketlerinin paralize edilmesi söz konusu olmaktadır. Her savaşta olduğu gibi Suriye Savaşı’nda da siyasal, sistemsel, teritoryal sonuçların yanı sıra iç-dış göç, sürgün ve demografik yapı-bozumları meydana gelmiştir. Savaşın başından bu yana yüzbinlerce Suriyeli öldürülmüş ve yaralanmış; milyonlarca Suriyeli doğduğu ve yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. Kadim şehirler, tarihi dokularıyla birlikte büyük yıkımlara uğramıştır. Şehirlerle birlikte, binlerce yıldır bu topraklara yaşayan topluluklar da savaş ve yıkımdan sosyolojik olarak nasibini almıştır. Bu anlamda Suriye Savaşı’nın en mağdur toplumlarından biri de Suriye Türkmenleridir. Binlerce Türkmen savaş sürecinde hayatını kaybetmiş, yaralanmış; yüzbinlerce Türkmen, doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. Savaş öncesinde, Suriye’nin hemen her bölgesinde, bin yıldır “yerleşik halk” olarak yaşamakta olan Türkmenler, 6. yılını doldurmak üzere olan Suriye Savaşı’nda yaşadıkları fiziksel ve psikolojik yıkımların yanı sıra demografik yapı bakımından da harap olmuş durumdadır. Birçoğu Türkiye ve Lübnan’a zorunlu olarak göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin bir kısmı da Suriye içerisinde iç göçe maruz kalmıştır. Bu makalede, Suriye Türkmenlerinin, savaşın başından bu yana yaşadığı zorunlu göç/sürgün süreçleri, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde ele alınacaktır.

Suriye Türkmenlerinin Tarihi

Suriye’de Türk varlığı ilk kez 7. yüzyılda Oğuz boylarının Orta Asya’dan Anadolu’ya yönelen göçleri ile başlamıştır. 10. ve 11. yüzyıllarda Oğuzların Suriye’ye göçü yoğunlaşmıştır. Suriye’ye yerleşen Oğuz boyları iki koldan ilerlemiştir. Birinci kol; Halep, Hama, Humus ve Şam yöresine yerleşmiştir. Diğer kol Lazkiye ve Trablusşam istikametinde Ensariye Dağlarının batısına yerleşen Türk boylarıdır. Türklerin Suriye topraklarındaki genişlemesi 11. yüzyılda 1Selçuklular’ın bölgeye hâkim olması ile artarak devam etmiştir. Özellikle Halep, Lazkiye, Trablusşam ve Asi Irmağı vadisi boyunca Hama, Humus ve Şam bölgesinde yerleşim yoğunluk kazanmıştır. Suriye’nin kuzey bölgeleri, Antakya ve çevresi ise 11. yüzyılda yoğun bir Türk yerleşimine sahne olmuştur.2 11. yüzyılda Şam merkez olarak Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin Türk boylarının hakimiyetine girmiştir. Daha sonraki dönemde de Orta Asya, Güney Kafkasya (Azerbaycan) ve Anadolu’dan Suriye’ye Türkmen boyları göç etmeye devam etmiştir. 31078 yılında ise Sultan Melikşah’ın önderliğinde Suriye Selçuklu Devleti kurulmuştur. Suriye, 1260’tan itibaren yine bir Türk devleti olan Mumlukların hakimiyeti altına girmiştir. İdaresi ve askeri gücü Türklerden oluşan Memluklar, Suriye’ye yaklaşık 250 sene hâkim olmuştur.

Yavuz Sultan Selim’in 1516 Mercidabık Seferi ile Suriye’de Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. Böylece 1516’dan 1918 yılına kadar kesintisiz olarak 402 yıl boyunca Türklerin hakimiyeti altında olan Suriye’de Türkmen yerleşimi artarak devam etmiş̧ ve bölgede önemli bir Türk nüfusu oluşmuştur. 1918 yılında I. Dünya Savaşı ve Arap İsyanları neticesinde Suriye Osmanlı’dan ayrılmış̧ ve savaş̧ sonrasında Fransız Mandasına girmiştir. Suriye Türkmenleri ise bu süreçte Anadolu’da başlayan milli mücadeleye destek vermiş; Fransız işgaline karşı Halep’te Nüveyran Oğuz, Lazkiye’de Sohta Ağa ve Nevres Ağa komutasında Türkmen direniş̧ grupları oluşturulmuştur. Fransa ile imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ve 1939 Hatay’ın ilhakı sonrasında ise Suriye Türkmenlerinin fiziki ve siyasi olarak Türkiye ile bir bağlantısı kalmamıştır.4

Suriye’deki Türkmenler üzerine Türkiye’deki ilk akademik çalışmayı kaleme alan Prof.Dr. Mustafa Kafalı, çalışmalarında Fransız Mandası döneminde, bölgedeki Türk nüfusunun 500.000’den fazla olduğunu belirtmiştir.5 Ancak Suriye Türkmenlerinin hukuki statüleri, Hatay’ın Türkiye’ye katılması sırasında ve sonrasında, Suriye sınırları içerisinde kalan Türkmenlere ilişkin görüşme ya da anlaşma yapılmamış̧ olması nedeniyle belirsizleşmiştir. Bu belirsizlikten faydalanan Suriye yönetimleri de Türkmenlere yönelik önce baskı, ardından da asimilasyon politikalarını uygulamaya koymuştur. Suriye’nin bağımsızlığını ilan ettiği 1946 yılından sonra Türkmenlerin durumu daha sancılı bir hal almış; 1949 ve 1972 yıllarında yürürlüğe giren Suriye Anayasalarında katı bir Arap Milliyetçiliğinin hakim olması özellikle Türkmen nüfus üzerindeki yoğun baskıları arttıran uygulamaları beraberinde getirmiştir. Özellikle 30 yıl süren Hafız Esad iktidarı boyunca izlenen Arap Milliyetçiliği ve Suriye Milliyetçiliği merkezli politikalarla, Türkmen milli kimliği tahrif ve tahrip edilmeye çalışılmıştır.6 Başka bir ifade ile Hafız Esad, “Büyük Suriye Ütopyası” bağlamında oluşturmaya çalıştığı “Tek Suriyeli Kimliği” politikası çerçevesinde, Türkmenleri asimile ederek “Araplaştırma” politikası izlemiştir. 7 Araplaştırma politikası çerçevesinde Türkmen köylerinin isimleri değiştirilmiş; Türkmen bölgelerinin arasına Arap ve diğer topluluklar yerleştirilmiş; Türkmenler, özellikle dil konusunda kısıtlanmıştır. Eğitim sisteminin Arap/Suriye milliyetçiliği ile örülü olması; tarih, edebiyat, coğrafya gibi sosyal bilim dallarında Türk kimliğinin “ötekileştirilmesi”, Türkmenlerin milli ve kültürel kimliğini direk olarak hedef almıştır. Kırsalda yaşayan Türkmenler Türkçe konuşmaya devam etseler de şehir merkezlerinde yaşayan Türkmenler Türkçeyi unutmaya zorlanmışlardır.  

Suriye’deki Türkmenlerin Suriye içindeki coğrafi dağılımına bakıldığında ise Suriye’de oldukça dağınık bir Türkmen kümelenmesi göze çarpmaktadır. Savaş öncesinde Halep, Lazkiye (Bayır-Bucak), Humus, Hama, Şam, Golan, Tartus, İdlib, Rakka ve Der’a vilayetlerinde yaşayan Türkmenler neredeyse tüm Suriye’ye yayılmış durumdadır.8 (Bknz. Harita 1) Bu coğrafi dağınıklık, örgütlenme, sosyal bütünlük ve kitlesel birlik gibi kavramların Suriye Türkmenleri içerisinde güçlü bir şekilde oluşamamasına neden olmuştur. Türkmenlerin nüfusu konusunda da maalesef sağlıklı ve net veriler bulunmamakla birlikte, ORSAM’ın 2011 tarihli Suriye Türkmenleri raporuna ve Suriye Türkmen Meclisi’nin saha araştırmalarındaki tespitlerine göre, Suriye’de savaş öncesinde, dil ve kimlik açısından Araplaşmış Türkmenlerle birlikte 2,5-3,5 milyon kadar Türkmen olduğu düşünülmektedir.

Suriye Savaşı’nda Yaşanan Göçler ve Türkmenlerin Göç Hareketliliği

Mart 2011’de Suriye’nin Dera kentinde “adalet ve özgürlük” talebi ile başlayan barışçıl protestoların, Baas Rejimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra tüm ülkeye yayılan çatışmalar, Suriye’yi dünya tarihinin en kanlı savaşlarından birine sürüklemiştir. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Temmuz 2017 tarihli raporunda ifade edildiği üzere, Suriye’de 13,5 milyon kişi yardıma muhtaç durumda; 6,3 milyon kişi Suriye içinde göç etmiş durumda; 6 milyondan fazla kişi Suriye dışına göç etmiş durumda ve 4,53 milyon kişi de kuşatma altında yaşamaktadır. Birçok uluslararası raporda belirtildiği gibi Suriye’de yaşanmakta olan insanlık dramı, son yarım yüzyılın en büyük insani krizidir. 10 Söz konusu insani krizin en yoğun yansımaları ise şüphesiz ki Suriye’ye komşu olan ülkelere olmuştur. Savaştan kaçan Suriyelilerin sığındığı durakların başında Türkiye gelmektedir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 6 Temmuz 2017 tarihinde düzenlenen Göç İdaresi Genel Müdürlüğü İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de 3 milyon 177 bin 69 Suriyeli bulunduğunu ifade etmiştir.11 AFAD’ın resmi kayıtlarına göre, 08 Ağustos 2017 itibariyle barınma merkezlerindeki Suriyeli sayısı 233.064’tür.12 Yani Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların 2 milyon 784 bin 705’i kendi imkanları ile başta Suriye sınırındaki iller ve büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde, kendi imkanları ile yaşamlarını sürdürmektelerdir. Türkiye’nin dışında Lübnan, Irak, Ürdün, Mısır ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinde de Suriyeli sığınmacılar bulunmaktadır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre Suriyeli mültecilerin yarısından fazlası sadece Türkiye’de bulunmaktadır. 13Nitekim Türkiye son 6 yıldır dünyanın en fazla mülteci/sığınmacı barındıran ülkesi konumundadır.14

Suriye halkı 2011 yılından beri hem psikolojik hem de fiziki olarak çok ağır bedeller ödemektedir. Suriye’deki mevcut çatışma alanlarının çok büyük kısmı Türkmen nüfusu barındıran bölgelerdir. Halep, Bayır Bucak (Lazkiye), Humus, Şam ve Rakka bu bölgelerin başında gelmektedir. Türkmenler, savaşın başından bu yana Suriye Rejimi ve müttefikleri, PYD/YPG ve IŞİD’in Türkmen yerleşimlerini hedef alması nedeniyle göçe zorlanmıştır. Bu göçlerin büyük bir kısmının dış göç olduğu göze çarpmaktadır. Suriye Savaşı sürecinde, Türkmenlerin göçe zorlandığı “kırılma noktaları” kronolojik bir şekilde sıralandığında karşımıza Türkmenlerin mütemadiyen bir göç hareketliliği içinde olduğu gerçeği çıkmaktadır.

Hama-Humus Bölgesi:

-Hama-Humus bölgesinde yaşayan Türkmenler, yoğun saldırılara ve etnik temizlik maruz kalarak göçe zorlanmıştır. Şubat 2012’de, Humus’un Türkmen mahallesi Bab-ı Amro’da; Mart 2014’te yine Humus’un Türkmen bölgesi Zara’da; Aralık 2015’te Hama kırsalında bulunan Tıllıf, Hule, Semalil, Kale, Akreb köy ve kasabalarında yaşanan katliamlar nedeniyle Hama-Humus Türkmenleri Türkiye ve Lübnan’a zorunlu olarak göç etmişlerdir. Türkiye’ye gelen Humus Türkmenlerinin büyük çoğunluğu Malatya’da bulunan Beydağı Kampı’nda ve Lübnan’daki mülteci kamplarında yaşamaktadır. Son olarak da Mart 2017’de, uzun süredir ağır bir abluka altında bulunan Humus’un Vaer böllgesinde Rejim ile varılan anlaşma gereği tahliye edilmekte olan 15 bin kişinin 1800’ü Türkmendir. Mart ayında başlayan tahliye süreci devam etmekte olup, bölgeden zorunlu olarak göç etmekte olan Türkmenler, kafileler halinde Suriye içerisine dağıtılmaktadır. Humus’tan tahliye edilen Türkmenlerin bir kısmı Fırat Kalkanı Sahası’ndaki Türkmen bölgelerine, bir kısmı da İdlib tarafına yerleştirilmiştir. Sonuç itibari ile Suriye’nin yoğun Türkmen nüfusu barındıran Hama-Humus bölgelerindeki Türkmenler, Savaş sürecinde son derece dramatik bir şekilde göçe zorlanmışlar; başka bir deyişle sürgün edilmişlerdir.

Şam-Golan Bölgesi:

Şam-Golan Türkmenleri, savaşın başından bu yana tümüyle Rejim’in ablukası altında büyük bir yaşam mücadelesi vermektedir. 1967 yılındaki 6 Gün Savaşı neticesinde İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgal etmesi sonrası Golan’dan, Şam’a sürülmüş olan Türkmenler, bu sürgünden uzun yıllar sonra yeniden bir göç dalgası ile karşılaşmışlardır. Diğer Türkmen bölgeleri kadar büyük kitleler halinde olmasa da Şam-Golan Türkmenleri içerisinden de Türkiye’ye doğru göçler yaşanmıştır. Bugün Türkiye’de bulunan Şam-Golan Türkmenlerinin bir kısmı AFAD’a bağlı kamplarda bir kısmı da İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır

Bayır-Bucak Bölgesi:

Türkiye’ye gelen Türkmen göçleri içerisinde en geniş kitleler halinde gelenler BayırBucak Türkmenleri olmuştur. Bayır-Bucak’ın Türkiye sınırına sıfır noktada bulunması; saldırıların belli dönemlerde çok yoğun seviyelere ulaşması gibi nedenlerde Bayır-Bucak’tan gelen göç hareketleri yoğun ve kitlesel boyutta olmuştur. Bayır-Bucak bölgesindeki köylerden gelen ilk toplu göç Nisan 2012’de 250 Türkmen ailenin Hatay’ın Yayladağı ilçesinden Türkiye’ye giriş yapması ile başlamıştır. Ardından Mayıs 2013 Lazkiye’ye komşu Tartus ilinin Banyas-Beyda bölgesinde yaşanan katliam; Ekim 2015’de başlayan ağır Rus-Rejim bombardımanı Bayır-Bucak bölgesinden Türkiye’ye doğru gelen zorunlu göçler için kırılma noktaları olmuştur. Bugün bölgenin Bayır kısmındaki köyler tamamen insansızlaştırılmış durumdadır. Bucak bölgesindeki Türkmen köyleri ise savaşın başından bu yana Rejim’in kontrolündedir. Bayır-Bucak’tan Türkiye’ye zorunlu olarak göç eden Türkmenlerin büyük bir kısmı Osmaniye/Cevdetiye, Yayladağı ve Güveççi kamplarında barınmaktadır. Kamp dışında kalanlar ise yine başta Hatay-Yayladağı olmak üzere Hatay’ın Kırıkhan, Antakya, İskenderun, Dörtyol gibi ilçeleri ile Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır.

Halep Bölgesi:

Suriye’de en yoğun Türkmen nüfusunu barındıran Halep, savaş denklemi içindeki tüm yapıların aynı anda çapraz bir şekilde çatıştığı bir bölge olmuştur. Nitekim Halep kuzey kırsalındaki Türkmen yerleşimleri Ocak-Şubat 2014’te IŞİD’in saldırılarına maruz kalmaya başlamış, IŞİD’in Türkmen kasabası Çobanbey’i ele geçirilmesi ile yaşanan kırılma sonrası, bölgedeki Türkmen köy ve kasabaları birer birer IŞİD’in kontrolüne girmiştir. Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı’na kadar 2 yıl boyunca IŞİD’in hükmettiği bölgelerden Türkiye’ye doğru Türkmen göçleri yaşanmıştır. IŞİD’in katı tutumları nedeniyle göç hareketleri kitlesel değil, daha küçük ölçekli olmuştur.

Halep kırsalı dışında, Halep merkeze bağlı bölgelerden de Türkmen göçleri yaşanmıştır. Hatırlanacağı üzere Halep’in merkez mahalleleri 2016 yılında, rejim ve müttefikleri tarafından aylarca abluka ve eş zamanlı olarak bombardıman altına alınmış ve Aralık 2016’da varılan anlaşmalar gereği tahliyeler yaşanmıştır. Söz konusu tahliyeler içinde Türkmenlerin oranı ise oldukça yüksektir. Halep merkezden gelen Türkmenlerin bir kısmı önce İdlib bölgesine göç ettirilmişler; imkan bulanlar daha sonraki süreçte Fırat Kalkanı Sahası’ndaki Türkmen bölgelerine gelmişlerdir. Halep merkezdeki Türkmen mahalleleri ise, tahliye sonrasında büyük oranda PYD/YPG ve Rejim kontrolüne geçmiştir. Genel olarak bakıldığında ise, Halep’ten (gerek merkezden gerek kuzey kırsaldan) Türkiye’ye yönelen göç hareketinin en büyük durağı Gaziantep’tir. Coğrafi yakınlık ve aile bağları, Halep Türkmenlerinin hemen sınırın Türkiye tarafında olan Gaziantep’te yoğunlaşmalarına neden olmuştur. Neredeyse tamamı kamp dışında yaşayan Halep Türkmenleri içerisinde Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli gibi büyük şehirlere göç edenler de olmuştur.

Bu noktada Fırat Kalkanı Harekatı’na ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Zira, Fırat Kalkanı bölgesi olarak tabir edilen Azez-Cerablus arasındaki bölge 142 Türkmen köyünü barındıran kadim bir Türkmen yerleşimidir. Ne var ki, Harekat sonrasında IŞİD’den temizlenen bölgeye Türkmen geri dönüşleri beklendiği ölçüde olmamıştır. Bugün, Suriye’deki Türkmen varlığının ve Türkmen milli kimliğinin fiziksel ve sosyolojik olarak devam edebilmesi için tek alan olan bu bölgeye geri dönüşlerin sistematik bir hale getirilmesi; bu bağlamda teşvik edici projelerin geliştirilmesi elzemdir.

Rakka Bölgesi:

Savaşın başından bu yana büyük acılar çeken bir diğer Türkmen bölgesi de Rakka olmuştur. 2014 yılında IŞİD’in kontrolüne geçen Rakka’daki Türkmen köyleri, Mayıs 2015’te PYD/YPG’nin bölgeyi kontrol etmesiyle kitlesel anlamda zorunlu göçe maruz kalmıştır. Türkmen köylerindeki evlere PYD/YPG tarafından el konulmakta; el konulan evler yine PYD/YPG tarafından askeri, lojistik merkez olarak kullanılmaktadır. Bölgedeki Türkmenler yargısız infazlarla tutuklanmakta; tehdit edilmekte ve Türkmen gençler zorla askere alınmaktadır. Bölgenin tapu, kadastro ve nüfus kayıtları tahrib edilerek, yakılmış; böylece bölgenin demografisi ve sosyolojik yapısı değiştirilmiştir. Nitekim İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü, BM ve Suriye İnsan Hakları Örgütü gibi birçok uluslararası kuruluş, yayınladıkları raporlarda PYD/YPG’nin Rakka bölgesindeki Türkmenleri göçe zorladığını kanıtlarıyla rapor etmiş ve yayınlamıştır. 15 Rakka’da yaşanan Türkmen göç hareketinin bir kısmı Türkiye’ye yönelmiş, bir kısmı da Suriye içerisinde yer değiştirmeler şeklinde olmuştur. Türkiye’ye göç eden Rakka Türkmenleri’nin bir kısmı AFAD kamplarında bir kısmı da Şanlıurfa ve civar il/ilçelerde yaşamaktadır.

Suriye Savaşı boyunca yaşanan Türkmen göçlerinin kronolojik ve bölgesel değerlendirmesi sonrasında, Suriye Türkmen Meclisi’nin 15 Haziran 2017 tarihinde TBMM İnsan Hakları Mülteci Alt Komisyonu Toplantısı’nda sunduğu raporda yer alan verilere değinmek, güncel durumu görmek açısından yerinde olacaktır. Söz konusu rapora göre gelinen noktada Suriye’deki Türkmen bölgelerinde son durum şöyledir:16

– Şam’ın güney kırsalında, Hama ve Humus’ta halen abluka altında bulunan bölgelerde bulunan Türkmenler, Rejim’in baskısına, saldırılarına ve tutuklamalarına maruz kalmaya devam etmektedir. Aynı durum rejim kontrolündeki Bayır-Bucak köyleri için de geçerlidir. Söz konusu bölgelerde bulunan Türkmenler halen göçe zorlanmakta ve Türkmen bölgelerinin demografisi değiştirilmektedir.

– Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG kontrolünde bulunan, Rakka, Telabyad, Haseke’de ve Menbiç bölgelerindeki Türkmen köylerindeki ev ve tarlalara PYD/YPG tarafından el konulmaya devam etmektedir. Bölgede kalan az sayıdaki Türkmen yoğun baskılar nedeniyle halen göçe zorlanmaktadır.

– Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekâtı ile IŞİD’den temizlenen AzezCerablus hattındaki Türkmen köylerine dönüşler beklenen seviyede olmamıştır. Türkmenlerin dönemediği köylerine başka bölgelerden, genellikle de Türkmen olmayan unsurlar yerleşebilmekte bu durum da bölgedeki Türkmen kimliğini kısa ve uzun vadede olumsuz yönde etkileyebilecek bir tehlike arz etmektedir. 

Sonuç ve Değerlendirme

Veriler ışığında bir genel değerlendirme yapıldığında, Suriye Türkmenlerinin, savaş sürecinde maruz kaldığı zorunlu göçlerin, Suriye’deki Türkmen kimliğini erozyona uğrattığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Suriye Türkmenlerinin bin yıldır yaşadıkları kendi topraklarında, varlıklarını ve kimliklerini koruyamaz duruma geldiği açıkça görülmektedir. Türkmenler açısından güvenlik riski ve dolayısıyla zorunlu göç sonucunu doğuran en önemli faktör stratejik öneme sahip bölgelerde yaşıyor olmalarıdır. Türkmenlerin kadim toprakları, Rejim’in yanı sıra IŞİD ve PYD gibi Suriye’yi bölünmeye götürecek politikaların taşeronluğunu yapan terör örgütlerinin de hedefindedir. Bu süreçte etnik temizlik ve demografi değiştirme politikaları ile karşı karşıya kalan Türkmenler, neredeyse bir asırdır gördükleri siyasi ve sosyolojik baskılar nedeni ile savaş öncesi siyasi ve kültürel anlamda bir araya gelme ve örgütlenme şansı bulamadıkları için hem siyasi hem de askeri anlamda savaşın en zayıf halkası konumunda olmuşlardır. Bu bağlamda Türkmenler hem siyasi hem de askeri anlamda mücadeleye dezavantajlı bir konumda başlamıştır. Keza, savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan göç ve sürgünler sonrasında giderek derinleşen toplumsal sorunlar ile de karşı karşıya kalmaya başlayan Türkmenlerinin bundan sonraki en büyük mücadelesi Türkmen Milli Kimliği’nin muhafazası olacaktır.  

Suriye Türkmen Meclisi’nin saha araştırmaları sonucuna göre yaklaşık 35 bini AFAD’ın yönetim ve koordinasyonundaki kamplarda olmak üzere toplam 350-400 bine yakın Suriye Türkmeni bu süreçte Türkiye’ye sığınmıştır. 200 binden fazla Türkmen’in de Lübnan’a zorunlu olarak göç etmesiyle toplamda 600 bin kadar Türkmen bugün dış göçe maruz bırakılmış durumdadır. Suriye içerisinde iç göçe zorlanan Türkmenleri de göz önünde bulundurduğumuzda Suriye’deki Türkmen nüfusunun çok büyük bir kısmının son 6 yılda topraklarını terk etmeye zorlandığı görülmektedir. Karşımızdaki vahim tabloyu daha da derinleştiren bir diğer olgu da Türkmenlerin zorla koparıldıkları topraklara Türkmen olmayan unsurların yerleştirilmeye başlandığı gerçeğidir. Maalesef tarihsel süreçler, siyaset ve sosyolojik değişimler boşluk kabul etmez. Daha açık bir ifade ile Türkmenlerin terk etmek zorunda kaldıkları topraklar, eğer makul bir sürede geri dönülmezse artık de facto olarak başkalarının toprağı haline gelebilir. Bu durumun da Türkmen milli kimliği için ciddi anlamda bir deformasyonu beraberinde getirmesi kaçınılmaz olacaktır. Suriye’de Türkmen varlığının ve Türkmen Milli kimliğinin zayıflaması demek ise sadece Türkmenlerin bekası açısından değil Türkiye’nin milli güvenliği açısından da dramatik sonuçlar doğurabilecektir. Türkiye’nin Suriye sınır hattı boyunca bin yıldır yaşayan Türkmenler, Türkiye’nin milli güvenliğinin garantisidir. Türkmenler ayrıca, Suriye’nin demokratik geleceği için anahtar halklardan birisidir. Suriye’nin gelecekteki yönetiminde, barındırdığı tüm etnik ve mezhepsel gruplarla barış içinde ve bir arada yaşanabilecek bir ülke inşa etmek için Türkmenlerin varlığı ve temsili son derece önemlidir. Suriye Türkmenleri, yaşadıkları bölgeler ve binlerce yıllık toplumsal kültür ve geleneklerinden ötürü Suriye’nin çimentosudur. Suriye’nin hızla parçalanmaya doğru sürüklendiği bir süreçte Suriye’deki Türkmen bölgelerinde yaşanacak geri dönülmez demografik değişimler Suriye’nin geleceğine ve toprak bütünlüğüne alenen zarar verecektir. Söz konusu bölgelerin “Türkmen karakteri” ve Türkmen kimliği korunamazsa Suriye’nin idari ve siyasi bütünlüğünün asla korunamayacağı aşikardır. Parçalanmış bir Suriye ise başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’da etkilerini gösterecek sarsıcı bir deprem niteliğinde olacaktır.

Dipnotlar

1 Suriye Türkmen Meclisi Koordinatörü/Başkan Danışmanı

2 Sevim, Ali , “Suriye’de ilk Türkler” Türk Kültürü̈ Dergisi. Sayı:32. Ankara, 1976, sf.105-11

4 Şandır, Mehmet , “Suriye Türklüğü” Türk Yurdu, c.18,sayı 133 s.7-8 Ankara, 1998, sf. 77 5 Ayrıntılı bilgi için bknz. Kafalı Mustafa ,“Suriye Türkleri-I” Töre Dergisi, sayı 21-22 s.32-36.Ankara, 1973, Kafalı Mustafa, “Suriye Türkleri-II” Töre Dergisi, sayı 23 s.23-30.Ankara, 1973 6 Ayrıntılı bilgi için bknz. Vurmay, H. Miray, “Hafız Esad Suriyesinde Arap Milliyetçiliğinin Dönüşümü”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnklap Tarihi Enstitüsü, 2011 7 Ayrıntılı bilgi için bknz. Seale Patrick, Asad-Of Syria The Struggle fort he Middle East University of California Press, ABD, 1988; Nicolas van Dam, (çev: Semih İdiz,Aslı Faray Çalkıvık) Suriyede İktidar Mücadelesi İletişim Yay., İstanbul, 2000

8 Bilgili Abbas, “Hataylıların Suriye’de Kalan Kardeşleri Bayır-Bucak Türkleri”, Hatay Dergisi, Sayı:5, 1987 9ORSAM Rapor No: 83 ORSAM-ORTADOĞU TÜRKMENLERİ Rapor No: 14, Kasım 2011 Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: Suriye Türkmenleri http://www.orsam.org.tr/files/OA/35/4oytun.pdf 10 http://www.unhcr.org.tr/?content=648

11 http://www.trthaber.com/haber/gundem/icisleri-bakani-soylu-suriyeli-siginmacilarin-sayisini-acikladi323320.html 12 https://www.afad.gov.tr/upload/Node/2374/files/Barinma_Merkezlerindeki_Son_Durum+6.pdf 13 http://www.unhcr.org.tr/?content=648 14 http://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-en-fazla-suriyeli-multeci-barindiran-ulke,aDtlDsuPQE24gQsHLOBRLQ

15 İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 19 Haziran 2014 tarihli raporu https://www.hrw.org/report/2014/06/19/under-kurdish-rule/abuses-pyd-run-enclaves-syria; Uluslararası Af Örgütü’nün 7 Eylül 2015 https://www.amnesty.org/en/latest/news/2015/09/syria-abuses-mar-pyd-fightagainst-terrorism/ ve 12 Ekim 2015 https://www.amnesty.org/en/documents/mde24/2503/2015/en/ tarihli raporları.; BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu’nun 22 Eylül 2015 (11 Şubat 2016 Genişletilmiş Versiyon) tarihli raporu http://www.ohchr.org/Documents/HRBodies/HRCouncil/CoISyria/A-HRC-3168.pdf?platform=hootsuite; Suriye İnsan Hakları Örgütü’nün 28 Ekim 2015 http://sn4hr.org/wp-content/pdf/english/Violations_of_Kurdish_forces_in_Hasaka_en.pdf ve 18 Ocak 2016 tarihli raporları http://sn4hr.org/wpcontent/pdf/english/Violations_by_the_Kurdish_Self_Management_Forces_en.pdf 16Suriye Türkmen Meclisi’nin, TBMM İnsan Hakları Mülteci Alt Komisyonu 15.06.2017 tarihli Toplantısı’nda sunduğu rapor için bknz: https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=141130 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir