CENGİZ HAN DÖNEMİ MOĞOL-HARZEMŞAH MÜNASEBETLERİ

Moğol- Harzemşah Münasebetleri

1172 Yılında Selçuklu devletinden koparak kurulan Harzemşahlar devletininin kurucusu Türk asıllı Anuş Tekin (Tigin) olup, halkının büyük çoğunluğu sunni Müslümanlarda oluşmuştur. Anuş Tegin 1172-1200 yılları arasında devleti yönetmiş ve bu devlet Türkistan’ın ekonomik, kültürel ve siyasi hayatına etki etmiştir. Selçuklu devletinin yıkılması ve Kara Hitay devletinin iç karışıklar sebebi ile eski gücünü kaybetmesi 1205 yılında Alaaddin Muhammed’in kendisini şah ilan etmesine sebep olmuştur. 1212 yılında Kara Hitay hanını yenerek, devletin sınırlarını Sir Derya’ya kadar uzatmıştır. Böylece Aral Gölünden Hazar Denizine oradan da Bağdat’a ve Hindistan’daki İndus Nehrine kadar çok büyük bir coğrafyanın tek hâkimi olmuştur. İdareyi ele geçirirken kan dökmekten çekinmediği gibi Semerkant’taki ayaklanmayı çok kanlı bir şekilde bastırmış ve Abbasi halifesi ile silahlı çatışmaya bile girmiştir.

Kara Hitay devletinin mağlup edilmesinden sonra Türkistan’da iki önemli güç kalmıştı Moğolllar ve Harzemşahlar. Cengiz başta rakibini sınamak istemiş ve onunla bir ticaret ilişkisine girmek istemiştir. Ayrıca böyle yaparak kendi ekonomik durumunu da sağlamlaştırmayı düşünmüştür çünkü İpek Yolunun önemli bir bölümü kendi kontrolü altında olsa da Harzemşah ülkesi de çok önemli ticaret yollarının geçtiği bir bölgeyi kontrol ediyordu ve batıdan ticaretini geliştirmek için Harezmiahlar ile işbirliği yapması gerekiyordu.

1216 yılında bir Harzemşah birliği Sir Derya (Seyhun)’nın ötesinde bulunan Kıpçaklar üzerine bir akın düzenlemiş ve o sırada Merkitleri takip etmekte olan bir Moğol askeri birliği ile karşılaşmışlardır. Moğol askerleri tanımadıkları bu gücü sınamak için var güçleri ile saldırmamışlar ve aralarında hafif bir çatışma yaşanmıştır. Bu hadiseyi duyan Harzemşah hükümdarı Alaaddin Muhammed bir elçilik heyeti göndermiştir. Cengiz Han, elçileri iyi bir şekilde kabul ederek, “Ben doğunun hükümdarıyım, sen de batının hükümdarı; sağlam dost ve arkadaş olalım, barış antlaşması yapalım. Her iki tarafın kervanları gidip gelsin” demiştir. Harzemşah’ın bu elçilik heyetine karşılık olarak Cengiz Han’da bir elçilik heyeti ve ticaret kervanı göndermiştir. Moğolların Gizli Tarihi aslı eserde elçilik heyetinin 100 kişiden oluştuğu kaytılıdır. Bu kervan Otrar, Semerkant ve Buharalı Müslüman tüccarlara aitti. Toplam 500 deve yükü kıymetli mallar, ipek dokumalar, samur ve kunduz kürkleri, Çin sanat eserleri bulunuyordu. 1218 baharında bu elçilik heyetini kabul eden Harzemşah Muhammed, Cengiz’e güvenemediği için onları çok soğuk karşılamış ve elçiler arasında bulunan Harezmli Mahmud Yalavaç’ı gizlice yanına çağırarak, Cengiz’in ordusu hakkında bilgi almış ve ona büyük paralar vererek kendisi için casusluk yapmasını istemiştir. Mahmud Yalavaç onun bu isteğini kabul ederek, Harezm ordusunun Moğol ordusundan güçlü olduğu bilgisini vermiştir. Bunun üzerine Harzemşah Muhammed anlaşma yoluna gitmiştir.

Harzemşah Alaeddin Muhammed de Cengiz Han gibi Çin’i fethederek cihan hâkimiyetini gerçekleştirme amacında olduğundan Cengiz Han’a iki defa elçi göndermiştir. Ancak Cengiz Han’ın bu elçilik kervanları karşılık olarak gönderdiği ticaret kervanları yağmalanmış bunun üzerine de iki devlet arasında başlayacak bir savaşın temelleri atılmıştır.

Otrar Hadisesi

Harezm ülkesine giden elçilik ve tüccar heyeti, bir netice elde edemeden dönmek üzere yola çıkmış ve 1217 yılında Sir Derya üzerinde bugünkü Kazakistan’ın Otrar şehrine vardıklarında şehrin yöneticisi olan Harezm valisi İnalcık (bazı kaynaklarda Kadir Han diye de geçmektedir) heyeti durduraraki mallarını yağmalatmış ve heyettekileri de tutuklatmıştır. Ayrıca kervanda bulunan malları Buhara ve Semerkant tüccarlarına satarak elde edilen geliri sultana göndermiştir. Harezm ülkesine giden kervanın başında bulunan tüccarların adlarının Ömer Hoca Otrari, Hammal Meragi, Fahreddin Dizeki Buhari ve Emineddin Herevi olduğu kaynaklarda geçmektedir. Tüccarları casuslukla suçlayarak zindana attırmış daha sonra da onlar öldürtmüştür. Moğolların Gizli Tarihine göre de 100 elçiyi de onlarla birlikte öldürtmüştür. Ner nekada o anne tarafından Muhammed’in akrabası olas da bir valinin böyle bir şeye cesaret etmesi mümkün değildi. Burada gaye Cengiz’in tahrik edilmesi ve aşağılanması olmuştur. Alaaddin Muhammed de çok iyi biliyordu ki tek bir elçinin bile öldürülmesi savaş sebebi idi. Ayrıca İnalcık’ın öldürttüğü tüccarların hepsi de kendisi gibi Müslümanlardı. Cengiz bu hadiseyi duyduğunda oldukça fazla hiddetlenmiş ve kendisini sakinleştirmek için Burhan Haldun’a çıkarak inzivaya çekilmiştir. Rakibini acımasızca cezalandırmak istiyordu ama bunu yapabilecek güce de sahip değildi. Ordu yeni seferden dönmüş ve çok da yorulmuştu. İtidalini ve nefsine hâkimiyetini kaybetmeden, zaman kazanmak taktiğini kullanarak tazminat ve valinin cezalandırılması talebiyle yeni bir elçilik heyeti göndermiştir. Harzemşah hükümdarı Muhammed bu isteği reddettiği gibi, elçilik heyetini başkanını idam ettmiş ve diğerlerine ağır hakaretler yaparak geri göndermiştir. Muhammad, bu hareketi ile Cengiz’i hiç tanımadığını göstermiştir.

Cezgin Han hemen savaş hazırlıklarına başlamış ve bu kararını ailesine açıklayınca da Yesui adlı hanımı kendisine kimsenin ebediyete kadar yaşayamayacağını hatırlatınca kendisine bir varis seçmenin zamanının geldiğini anlamış ve çocuklarını çağırarak onlara sormuştur. Önce büyük oğlu Cuci’yi çağırmış ve “sen benim oğullarımın en büyüğüsün ne dersin?” diye sormuş daha o cevap vermeden ikinci oğlu Çağatay “Biz Merkit esiri olan bir halefe nasıl itaat ederiz” deyince kavga çıkmış ve sonunda üçüncü oğlu Ögedey’in, Cengiz’in halefi olmasını kararlaştırmışlardır.

Cengiz bu varis işini de bitirdikten sonra Harzemşahlara karşı sefer açmak üzere bütün boyların ve vassalların liderleri ile belli başlı komutanlarını toplantıya çağırmıştır. 1219’da küçük kardeşi Otçigin’i büyük ordugâh komutanı olarak bıraktıktan sonra, öncü olarak Cebe ardından da Subidey ile Tohoçar’ı göndermiştir. Bu arada hâkimiyeti altındaki kabilelerden istediği askeler gelirken Tangut Krallığına da elçi yollamış ancak Tangut Kralının kendisi değilde askeri gücün lideri konumundaki Aşa adındaki kişiden “Cengiz mademki bu kadar zayıf, neden Han olmak için bu kadar sıkıntı çekiyor” şeklinde aşağılayıcı bir cevap göndermiştir. Cengiz o anda Harzemşahlar üzerine gitmeyi düşündüğü için Tangurtları cezalandırmak için bir hareket yapabilecek durumda değildi ama bun da hiç bir zaman unutmayacaktı. Cebe, Subidey ve Tohoçar’ın öncü güçlerinin sayası 100 binden fazla idi. Bu seferde ayrıca Karluk hükümdarı Arslan Han kendisine katılmıştır. Cengiz’in orduları Aral Gölünün güneyinde Amu derya üzerinden Harezm sınırlarına yaklaştığında Harzemşah Muhammed, hazılıklarına askerî bir şura toplayarak başlamış, ordusunu Sır-Derya ile Maverraünnehir’in müstahkem mevkilerine dağıtarak Moğol ordusunu karşılamaya karar vermiştir. Güçlerini belli başlı şehirlere dağıtmış bu da sayı üstünlüğüne rağmen kuvvetlerinin azalmasına yol açmıştır. Cengiz Müslüman tüccarların kendisini beklediklerini ve kendi elçilerini öldüren valiyi ibreti aliem için cezalandırması gerektiğini çok iyi biliyordu. Kuşatma

Cengiz Han Otrar’a geldiğinde Harzemşah’ın savaş planını öğrenerek şehirlerin arasına girecek şekilde ordusunu düzenlemiş, böylece Harezm şehirlerinin birbirlerine yardım etmesini önlemiştir. Yaptığı plana göre oğulları Çağatay ve Ögedey, Otrar önlerinde kalarak şehri alacaklar. Çuçi Sır- Derya boylarına ilerleyerek Sığnak ve Cend’i alacak, Cengiz Han küçük oğlu Tuluy ile birlikte Buhara’ya yürüyecekti. Böylece Harzemşah ordusunun birbirleriyle teması önlenecekti. Çağatay ve Ögedey’in komutasındaki ordu Otrar’ı kuşatmış beş aylık bir muhasaradan sonra Hacip Karaca teslim olmaya karar vererek, askerleriyle ve halkı ile birlikte şehirden çıkmıştır.

Moğollar şehirlerin yüksek surlar ile çevrili olduğunu bildiklerinden kuşatmanın uzun süreceğini hesaplamışlar ve ona göre levazım tedbirlerini almışlardır. 1220 yılının ocak ayında Kzıl Kum Çölü aşılarak Otrar’a ikinci bir güç yollanmıştır. Yol üzerindek küçük Zarnuk kalesine “ya direnir ölürsün ya da teslim olur yaşarsın” denildi ve halkı teslim oldu. Bir grup gençte askere alındı ve kalanları evlerine dönemelerine izin verildi.

1220 yılının Şubat veya Mart aylarında Amu derya kıyısında bulunan Buhara şehrine doğru yaklaşırlarken Muhammed tarafından gönderilen 20.000 civarındaki Harezm askeri gücü kısa süre içerisnde yol edilmişler, sağ kalanlar hızla etraftaki Ark kalesine çakilmişlerdir. Kale halkı nefret ettikleri Muhammed için ölmek istemediklerinden kapıları Cengiz’in askerlerine açmıştır. Cengiz atının sırtında iki tarafta sıra sıra evler, tuğla duvarlı sarayları ve şehrin iç kısımlarındaki en büyük binayı ve bütün zenginlikleri görünce şaşkınlığa uğramıştır.

1220 yılının baharında Cebe noyan 20.000 kişilik bir ordu ile kaşgar’dan Fergana vadisine geçmiş, oradan Sir Derya nehrinin güney ucundaki Hokant kalesine yürümüştür. Böylece iki önemli merkez olan Buhara ve Hokant sağ ctaraftan tehdit edilir hale gelmiştir. Cebe’nin bu harekâtı hileli bir hücumdu. Esas güçler üç orduya bölünmüştü. Üçer 100.000 lik aseri olan iki ordu bizzat Cengiz Han, en küçük oğlu Tuluy ve en önemli komutanlarından Subidey komuta ediyordu.

Sır Derya üzerindeki iki ordu Hokant’ı zapt eden Cebe’nin kuvetleri ile birleşerek Semerkant’a gitmek üzere güneye inmişlerdir. Cengiz’in kuvvetleri de Otrar’ı geçip Karakurum’a gelmişlerdir. Aslında bu bir aldatmaca idi. Çölü yerli Türkmenlerin rehberliğinde geçmişler ve böylece Harzemşah güçlerinin arkasına, Buhara’nın tam tepesine asker çıkarmış oldular. Muhammed geri çekilme hattının kesildiğini ve Horasan’dan beklediği kuvvetlerin gelmediğini görünce paniğe kapılarak kaçmıştır. Cengiz 1 Nisan 1220’de Buhara’ya girmiştir. Muhafız birliği kılıçtan geçirilmiş, bütün zahire ambarlarının açılması emrini vermiş, şehir vergiye bağlanmış, zenginler ve tüccarlar gönderdikleri servetlerinin bir kısmını vermek zorunda kalmışlardır. Bundan sonraki hedef olan Semerkant’a doğru yola çıkılmıştır. Ögedey’de babasının kuvvetlerine katılmıştır.

Semerkant, Muhammed’in başkneti idi ve şehirde Hindistan’dan getirilmiş 20 tane fil vardı. Harzemşahlar bu filleri kullanarak kuşatmayı yarmak istediler ancak hayvanlar paniğe kapılınca kendi adamlarını da ezerek gözden kaboldular. Moğollar böylece ilk defa fil görmüşlerdir. Muhammed burada da iyi bir asker ve yönetici olmadığını da göstererek kaçmıştır. Kaçarken de yolda karşılaştığı herkese değerli eşyalarını alarak kaçmalarını tavsiye etmiştir. Cengiz Han’ın orduları şehrin surlarına yaklaşınca ulema şehrin kapılarını aç ve iç kalede olanlar kahramanca dövüşmüşlerse de Moğol kuvvetlerine daha fazla dayanamamışlardır. Ayrıca Moğollar kuşatma sırasında, Semerkant’ı müdafaa edenleri aldatmak için esirleri kullanmış, onlara Moğol elbisesi giydirerek on kişiye bir sancak vermişlerdir. Şehir halkı Moğolların çok büyük bir ordu olduğunu zannederek korkmuştur. Bu Moğolların çok sık olarak kullandıkları bir savaş hilesi idi. Semerkant’ın tüccarları ve din adamları barış istemek zorunda kalmışlardır. Mallarına, kadınlarına ve zanaatkârlarına el konulmuştur. Direniş gösterdikleri için de pek çoğu katledilmişlerdir. Sağ bırakılan tüccarlar Doğu Türkistan ve Moğolistan’a sevk edilerek burada kurulan kasabalarda Moğol ordusu için silah, cephane ve Moğol soyluları için lüks eşya yapmakla görevlendirildiler. Nihayetinde Cengiz Han dört günlük bir kuşatmadan sonra şehri almıştır. Bu arada şunuda ifade etmemiz gerekir ki Harzemşah Muhammed, Moğolların Amu Derya’yı (Ceyhun) geçmelerine engel olmak isteyerek Semerkant muhasarasında müdafilere iki defa yardımcı birlik göndermiş, Fakat bu birlikler şehre ulaşamamışlardır.

Cengiz Han, Cebe ve Subidey’i kaçan Muhammed’in takip etmeleri için göndermiştir. Bu arada alınması gereken şehrilerden bir de Harzemşah’ın eski başkenti olan Ürgenç (Gürgenç)’ti. 1220 yılının sonlarına doğru Cucu kuzeyden gelmiş, Cengiz’in özel ordusunun başında Borçu olmak üzere Çağatay ve Öğedey güney doğudan gelerek bu orduya katılmışlardır. Sayıları 100 bini aşmıştı. Ancak şheir beş aylık kuşatma altında idi ve bu orduda bu kuşatmayı yaracak güçte görünmüordu. Bu Moğolların en zor savaşlarından biri oldu. Amu Deryanın taşkın ovasında mancınıkla atacak bir taş bile yoktu. Hendekleri doldurmak için esirler kullanıdı. Duvarlar koçbaşları ile yıkıldı, evlere içinde neft yağı bulunan şişeler atılmış, sokak sokak çarpışılmıştır. Ancak Moğollar yine de bekledikleri neticeyi alamayınca şehre gidennehrin yatağını değiştirmeye karar verdiler. Moğolların büyük bir kısmının baraj yapımında çalıştığını fark eden Ürgençliler onlara süpriz bir saldırı düzenldiler ve üç bin Moğolu öldürdüler. Kuşatma bir süre daha devam etti ve zafer 1221 yılının ikl aylarında geldi. Bu sefer Moğollar hiç de bağışlayıcı olmadılar. 100 bin kişiyi esir aldılar ve çoğunu kılıçtan geçirdiler. Arap yazarı Cuveyni’ye göre 50 bin askerin her biri 24 asker öldürmüştür ki bu 1 milyon iki yüz bin insan eder ki nerede ise Harzemşah’ın dörtte bir nüfusu demektir.

Amu derya’nın öteki tarafındaki önemli üç şehri ele geçirme görevi Tuluy’a verilmişti. O çok daha fazla başarılı olmuştur. Üç ay gibi kısa bir sürede Merv, Horasan, Nişabur ve Herat’ı ele geçirmiştir. Bu şehirlerin arasında Nişapur direnmiş ve halkı kılıçtan geçirilmiştir. Bunun üzerine Herat halkı direnmemiş ve şehri teslim etmiştir. Ancak yine de 12.000 askerinin katledilmesini önlememiştir.

Merv Türkistan’ın en önemli kültür merkezi idi. Ocak 1221’de Moğollar Merv surları önüne geldiler. Merv’in komutanı Mucir el-Mülk kendisini beğenmiş birisi idi. Surlara yaklaşan Moğol askerlerinden 60 tanesini yakalayarak idam etti ve şehirde halka teşhir etti. Tuluy bunu çok kızdı. Askerlerinin saysı zıhlı 7000 kişi idi. Şehirde ise 12.000 kişilik askeri bir güç ile 100000 den fazla insan vardı. Mucir, kuşatmadan kurtulamayacağını anlayınca barış teklif etti. Moğollar hiç bir direnişle karşılaşmadan şehriden içeri girdiler ve insanların çoğunu geniş ovaya ve çöle sürdüler. Zanaatkârlar ile bir miktar kız ve oğlan çocuğunu ayırdıktan sonra diğerlerini katlettiler.

Bu arada şunuda ilave edelim ki Cengiz Han, Türkistan seferinde kullanmak üzere ordusunun teçhizatını en iyi şekilde tamamlamış, askeri nakliyat için pek çok deve getirmiştir. Cengiz Han’ın bu sefer sonucunda yaptığı yeniliklerden birisi de harita kullanmak olmuştur. Harita işini de oğlu Cuci’ye vermiştir.

Celaleddin Harzemşah’ın Moğollar ile Mücadelesi 

Merv zapt edildikten sonra geriye Harzemşah hükümdarı Alaeddin Muhammed ile oğlu Celaleddin’in yakalanmaları kalmıştı. Babasından çok daha iyi hem bir yönetici hemde asker olan Celaleddin’in yeni güçler bularak saldırması ihtimali Cengiz Han’ın hep aklında idi. Buhara’yı aldıktan sonra sultanın yazlık sarayının bulunduğu yere geçmeye karar verdi ve oğullarını yanına çağırttı. Tuluy’da bazı şehirlerin ele geçirdikten sonra babasının yanına geldi. Cuci, Çağatay ve Öğedey’in, Ürgenç şehrini aldıktan sonra şehrin ahalisini kendi aralarında paylaştırmalarına çok kızmış ve üç gün boyunca onları huzuruna kabul etmemiştir. Bunun üzerine Borçu, Muhali ve adaletten sorumlu Şigi-hututu Cengiz’in huzurun çıkarak “Her şey senin, neden kızıyorsun? Çocular bir hata yaptılar, bu onlara ders olsun, ancak çocukları niradeleri zayıflamasın, huzuruna kabul et!” diyerek ricade bulunmuşlar ve böylece Çocukları ile barışmasını sağlamışlardır. Muhammed, Rey’den Ürgenç’e kadar kadar takip edilmiş, her defasında kaçmayı başarmış ve 1221 yılında vefat etmiştir.

Alaeddin Muhammed ölmeden kısa bir süre önce yanında bulunan oğulları Celaleddin, Ak-şah ve Uzlağ-şah’ı çağırarak, kendisinin intikamını alacak ve sarsılan devlet düzenini yeniden kurabilecek kişinin Celaleddin olacağını söyleyerek, kılıcını Celaleddinin beline takmıştır. Babasının ölümünden sonra sultan olan Celaleddin ile kardeşleri, babalarını defnettikten sonra Mankışlak’a gelmişler ve sonrasında Celaleddin’in sultanlığını açıklamışlardır.

Celaleddin Harzemşah’ın, kendi tımarında bulunan Afganistan’da ordu kurmaya çalıştığını haber alan Cengiz Han, oğlu Tuluy’u da yanına alarak Horasan üzerinden Afganistan’a doğru yola çıkmıştır. Cengiz Han 1221’de Ceyhun’u geçerek Belh’i işgal etmiştir. Moğollar ilerlemelerine mani olan son kaleyi de 1221’inin sonbaharında ele geçirmişler ve Celaleddin’e son darbeyi vurmak için Afganistan’a girmişlerdir. Afganistan çok dağlık bir bölge olmasına rağmen Cengiz’in kuvvetleri bu topraklarda hızlı bir şekilde ilerleyebilmişlerdir. Celaleddin, Gurlular ile Türkler arasındaki mücadele sebebiyle ordusunda tam bir birlik sağlayamayarak Emin’ül Mülk’ün daveti üzerine Gazne’ye gitmiştir. Cengiz yol üzerindeki kaleleri büyük bir dirneç olmasına rağmen yine de bir bir ele geçirmiştir. Moğolların esas güçleri büyük şehirleri ele geçirmekle uğraşırken Şigi-hututu da Celaleddin’in peşinden gitmiştir. Celaleddin’in çeşitli unsurlardan kurduğu ordusu ile Kabil’in kuzeyinde bulunan Pervan’da iki gün süren bir muharebe yaşanmıştır. Ancak iyi bir komutan olmayan Şigi-hututu’nun askerleri büyük bir mağlubiyet yaşamışlardır. Moğol askerlerinin pek çoğu işkence ile öldürülürken, birçoğu da esir alınmıştır. Pervan savaşında alınan mağlubiyet o güne kadar Moğolların uğradıkları en büyük başarısızlık olmuştur. Ayrıca bu savaş Moğollarında yenileciceğini bütün dünayaya göstermiştir.

Celalleddin’in galip gelmesi üzerine Moğolların eline geçmiş olan şehirler isyan ederek Moğol valileri öldürmüşlerdir. Savaştan sonra Celaleddin’in yanındaki komutanlar da aralarında ganimet yüzünden kavga etmeye başlamışlar ve Celaleddin’de onları durduramayınca anlayarak ordusunu dağıtıp, Hindistan ve Afganistan arasındaki sınırı teşkil eden İndus Nehri kıyılarına gitmek için hazırlıklara başlamıştır.

Kasım 1221’de Moğol işgali altında bulunan Herat şehri halkı Moğol garizonuna karşı isyan ederek burada bulunan Moğol askerlerini öldürmeyi başarmıştır ancak Herat şehri, yeni bir ordu ile gelen Moğol komutanı Elçigidey noyan’ın 6 ay süren bir kuşatmasından sonra 14 Haziran’da tekrar Moğolların eline geçmiştir.

Pervan muharebesinin sonucuna çok kızan ve mağlup olan ordusunun intikamını almak isteyen Cengiz Han Moğol ordularının komutanlığını şahsen üzerine alıp güçlü bir ordu ile Celaleddin Harzemșah üzerine yürümeye başlamıştır. Celaleddin’i yakalamak için Gazne’ye gitmiştir. Gazne’yi ele geçirmiş ancak Celaleddin’i burada yakalayamamıştır. Harzem Sultanı Celaleddin, İndus Nehrine çekilmiş ve 24 Kasım 1221’de bu haber Cengiz’e gelir gelmez o ordusunu gece de yürüterek, sabahleyin Celaleddin’in ordusunun uyandığında etraflarının bir yay gibi kuşatıldığını görmelerini sağlamıştır. Ancak burada yapılan savaşta Celaleddin Moğol ordusunun merkez kuvvetini dağıtmayı başarmıştır. Cengiz Han tam kaçmaya hazırlanırken o ana kadar beklemede kalan hassa ordusu savaşın sonucunu belirlemiştir. Tarihe İndus Savaşı olarak geçen bu savaşta Celaleddin 50.000 kadar askeri ile Moğol ordusuna karşı saldırıya geçmişse de hiç başarı sağlayamamıştır. Moğollar nehri geçmeye hazır olan Harzemşah ordusu ile sivil insanlara karşı önü alınamayan bir dalga halinde yüklenip büyük bir katliam yapmışlardır. Celaleddin’i sağ olarak yakalamak isteyen Cengiz, hassa birliklerine onun bulunduğu tarafa ok atmamalarını emretmiştir. Celaleddin’in yedi yaşındaki oğlu esir edilerek öldürülmüştür. Bunun üzerine annesi, karısı ve diğer kadınları Moğolların eline düşmesine izin vermeyerek nehre attırmış ve hepsinin boğularak ölmesini sağlamıştır. Moğol çemberinin gittikçe daraldığını görünce de hazinelerini ve ağırlıklarını bırakarak atını nehre sürüp karşı kıyıya geçmiştir. Askerlerinden 4000 kişi de onu takip ederek karşı kıyıya geçmişştir. Celaleddin’in cesaretini ve kahramanlıklarını gören Cengiz Han “Bir babanın işte böyle bir oğlu olmalıdır” diyerek ona karşı olan hislerini dile getirmiştir.

Cengiz Han Celaleddin’in arkasından İndus Nehrini geçmeye lüzum görmeyerek geri dönmüştür. Bu sırada Harezm’de kargaşa artmış ve Celaleddin’in diğer kardeşi Gıyaseddin idareyi ele geçirmek istemiş ise de pek başarılı olamamıştır. Celaleddin, 1224’de Hindistan’dan İran’a gelerek kardeşi Gıyaseddin ile mücadele etmiştir. Gıyaseddin muhtemelen Moğollar tarafından öldürülmüştür. 1229’da Moğol Büyük Kağanı olan Ögedey, 1231 yılının kışında Çormagan Noyan komutasında 3 tümeni (30.000 kişi) Celaleddin’in üzerine göndermiştir. Moğol tümenleri hızla Horasan’dan geçerek Azerbaycan’da bulunan Celaleddin üzerine gitmişlerdir. Anadolu Selçuklularıyla yapılan savaşda çok zayıf düşmüş olan Celaleddin 1231 ilkbaharında bu Moğol ordusuna karşı koyamamış ve Celaleddin bir Moğol baskınında, kalan askerlerinin çoğunu kaybetmiştir. Bunun üzerine yeni merkez edindiği Tebriz’i bırakıp kuzeye çekilmiştir. Kendisini takip eden Moğol tümenlerinden kaçarak önce Kura Nehri’nin ağzına; Aras Nehri vadisi üzerinden doğu Anadolu’ya ve sonra da Diyarbakır’a kaçmıştır. Moğol tümenleri Kura Nehri ağzı ile Aras Nehri vadisine yerleşmişler ve Çormağan Noyan’ın 1241’deki ölümüne kadar orada kalmışlardır. Celaleddin Harzemşah ise 10 Ağustos 1231’de bir kürt tarafından öldürülmüştür.

Harzemşah ülkesinin en önemli ticaret şehri Semerkant, Hindistan’dan Afganistan’a kadar, Belh, Türkmenistan’dan Merv yolu ile İran ve Irak’a kadar, Türk ülkelerinden gelen ticaret yollarının üzerinde önemli bir merkez konumunda idi. Buhara ise dini bir merkez olarak büyük önem taşıyordu. Bütün bu şehirlerin Moğolların eline geçmesi hem madden hem de manen daha fazla zenginleşmelerine yol açmış ve dünyanın o dönemdeki hâkimi olmalarını da sağlamıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir