CENGİZ HAN’IN DOĞUMU VE GENÇLİK DÖNEMİ

Cengiz Han’ın Soyu

Cengiz Han’ın cedleri yani soyu ile ilgili oldukça ilginç bilgiler zamanımıza kadar ulaşmıştır. Bunlardan bir tanesi atalarından bazılarının Tibet lakâpları aldıkları ve bu yüzden de Tibet coğrafyasında gösterilmek istenmiştir. Aybek-ed Devvaddari, Cengiz‟in atalarına ait mufassal hikâyeler nakletmiştir. O bunları Baycu devrinde Azerbaycan taraflarına gelen Moğollardan öğrenmiştir. Onun anlattıklarına göre Cengiz’in büyük atasının adı Karaaslan’dır ve o bir Tibetli kadından dünyaya gelmiştir. Tibetli kadın bir gün ormanda ağaç toplamaya gitmiş ve orada bir erkek çocuk dünyaya getirmiş ancak bu çocuk demir gibi ağır olduğundan eve getirememiş. Bu yüzden o çocuk ormanda vahşi hayvanlar arasında büyümüş. Bu soy efsanesinde dikkatimizi çeken annenin Tibetli gösterilmiş olmasıdır. Bu rivayet aslında Börçegin sülalesinin Budizm’i kabul ettikten sonra Tibetli rahiplerin uydurduğu şeylerdir.

Diğer bir rivayette ise Cengiz’in 9 kuşaktan atası Alangua adında efsanevi bir kadına bağlanmaktadır. Çin kaynakları Kuke-non bölgesinde kadınların hâkim olduğu bir ülke olduğunu ve buranın hükümdarının adını da Alangua olarak kaydetmişlerdir. Cengiz’in atası ise bu Alangu’nın çocuklarından biri olan Budan-çardan’dır. Budun-cur, “milletin hizmetinde olan” anlamına gelmektedir. Bu rivayette ismi geçen Alangua adı Timur’un mezar kitabesinde de geçmekte ve ondan hürmetle bahsedilmektedir.

Cengiz’in ecdadına ait efsanelerden birisi de Ergenekon destanıdır. Cengiz’in atası olarak bir kurt gösterilmiştir. Kurt, Cengiz’in atasını bir mağaraya kaçırır ve daha sonra oradan bir kahraman olarak çıkar. 1240 yılında yazılmış olan Moğolların Gizli Tarihi adlı eserde bu hadise şu şekilde nakledilmektedir: “Çinggiz Kağanın ceddi, Yüksek Tanrının takdiri İle yaratılmış bir bozkurt idi. Eşi beyaz bir maral idi. Denizi geçerek geldiler. Onan Nehrinin membaında Burkan Haldun dağı civarında yerleştiklerinde Bataçi Han adlı bir oğulları oldu”.

Bundan sonra eserde Bataçi Han neslinden gelenler teker teker sayılarak, Temuçin’in babası Yesügey Bağatur’a kadar 20 kişinin adı verilmektedir.

Bozkurt ve beyaz bir geyikten doğan Bataçi Han’ın oğlu Tamaça, onun oğlu Moriçor Mergen, onun oğlu A’ucan Baraul onun oğlu Karçu, onun oğlu Borcigiday Mergen, onun oğlu Torokolçin Bayan, onun oğlu Dobun Mergen, onun eşi Alangua’dan olağanüstü bir hadise neticesinde doğan Budun çur Munggak, onun oğlu Kabaçi Bahadır, onun oğlu Menen Tudun, onun oğlu Kaçi Külük, onun oğlu Kaydu, onun oğlu BayŞingon TokŞin, onun oğlu Tumbinay Seçen, onun oğlu Kabul Kağan, onun oğlu Bartan Bahadır, onun oğlu Yesügey Bahadır, onun oğlu Temuçin (Cenggis-han).

Temuçin’in Doğması, Büyümesi ve Kağan Seçilmesi

Moğol Devleti’nin kurucusu Cengiz Han (Temuçin)’in doğum tarihi hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bunlardan kabul görenler 21 Ocak 1155 veya 1162 yıllardır. Bugün Doğu Sibirya topraklarından geçen Onon Nehrinin sağ kıyısında Deli-ün Boldok adlı yerde doğmuştur. Babası Moğol topluluklarının reisi Yesügay Bahadır, annesi ise Houlen Ece’dir. Babası Yesügey, Türk veya Moğol olduğu net olarak bilinmeyen Merkitlerin soyundan gelen Houlen Ece’yi kendisine eş olarak almıştır. Yesügay Bahadır oğlu doğduğu sırada Tatar kavimnden Temuçin-uge adlı bir komutanı esir almış ve geleneklere göre de doğan çocuğuna düşmanının adını vermiştir. Temuçin “demirci” anlamına gelmektedir.

Temuçin doğarken elinde büyükçe bir kan pıhtısı ile doğmuş bu o da onun ileride çok kan dökeceğine yorumlanmıştır. Temuçin’in kendisinden sonrr Kasar, Haçiun, Temuge adlı üç erkek kardeşi ile Temulun adlı bir kız kardeşi olmuştur.

Yesügey Bahadır, oğlu Temuçin için eşi Hoelun’un akrabalarından kız istemek, evlilik anlaşması yapmak üzere onunla beraber yola çıkmıştır. Rivayete göre Temuçin bu sırada 8 yaşlarında idi ama Moğol geleneklerine göre evlilik antlaşmasının erken yaşlarda yapılması gerekiyordu. Baba-oğul otlaklar boyunca yola çıkmışlar ve yolda Bilge Dei-seçen’i görmüşlerdir. Dei-seçen onlara gördüğü rüyayı anlatmıştır:

Eskiden beri yiğitlerimiz yakışıklı, kızlarımız güzeldir
Bu konuda rakibimiz yoktur
Güzel yanaklı kızlarımızı
Sizden Han olan kimselere verdik…..

Görüldüğü gibi Dei-seçen, Temuçin’in bir gün han olacağını söylemiştir. Yesügey’de bu sırada onun kızı Börte’yi görmüş, beğenmiş ve oğlundan bir yaş büyük olmasına ragmen istemiştir. Anlaşma gereği damat Temuçin orada kalmıştır. Bu aslında Temuçin’in hayatında en büyük deneyimlerinden biri idi. Çünkü çocuk yaşta yabancı bir yerde, yabancı bir ailede kalmak, onlar için çalışmak ve dediklerini yapmak zorunda kalmıştı.

Yesügey geri dönerken, yolda bir Tatar topluluğuna rastlamış ve atından inerek onlarla bir toplantı yapmak istemiştir. Bu Tatarlar oun kendi düşmanlarını olduğunu anlamışlar ve eskieden yapmış olduğu yağmanın intikamını almak için onu öldürmeye karar verip içkisine zehir atmışlardır. Yesügey üç gün sonra evine geldiğinde fenalaşmış ve öleceğini anlayınca da oğlu Temuçin’i çağırtmak için adam yollamıştır. Dei-seçen “Kaynım çocuğunu özlemiş gitsin, görsün ama görüştükten sonar hemen gelsin” diyerek izin vermiş anca Temuçin babasını sağ olarak görememiştir. Temuçin için babasının ölümü onun hayatında aldığı ilk darbelerden biri olmuştur zira bu kadar küçük yaşta babasız, hamisiz, desteksiz kalması acı tecrübeler yaşamasına sebep olmuştur.

İlk darbeyi babasının ölümünden hemen sonra yemiş ve babasına tâbi olan ve onun önderliğinde bulunan kabilesi Onon’dan ayrılmaya karar vererek, Temuçin ile ailesini yanlarına almak istememişlerdir. Bu duruma şahit olan Temuçin hiç bir şey yapamadığı için hırsından ağlamış, annesi Hoelun, elinde bayrakla ata binerek halkın arasına girip onları geri döndürmeye ikna etmişse de bir müddet sonra kabile bir kadının emir altında kalmak istmeeyerek göç etmiştir. Hoellun dördü kendisinin, ikisi de kumasından olan üç ile dokuz yaşlarındaki altı çocuk ile korumasız kalmıştır. Yesügey’in erkek kardeşleri de onlara yardım etmemişlerdir. Temuçin bundan sonra ailenin en büyük erkeği olarak omuzlarına çok büyük bir sorumluluk almıştır.

Houlen, Kiyat kabilesinin sürülerinden hiç bir hak iddia etmeyerek Onon’dan uzak olmayan Burhan Haldun Dağının eteklerindeki ormanlık yamaçlara ailesi ile birikte yerleşmiştir. Irmakta balıkçılık yaparak, ormanda yabani meyveler ve kökler toplayarak geçimlerini sağlamaktan başka çareleri kalmamıştır. Çok zor geçen üç-dört yılın sonunda Temuçin, toplumun en alt kısmında olmanın, koruyucu aile ve arkadaşlık bağlarından yoksun kalmanın, sürü sahibi olamadıkları için et yiyememenin, süt içememenin, yarı aç yarı tok yaşamnın, deri, post ve yüne sahip olmadıkları için soğuk kış günlerinde iliklerine kadar donmanın acı deneyimlerini yaşamıştır. İşte bu zor şartlar içerisinde büyüyen Temuçin o yüzden ileride hiç kimseye acımamış ve intikamın almıştır.

On-onbir yaşlarında iken Cacırat boyundan Camuka adlı kendi yaşıtında birisi ile dost olmuştur. Camuka kardeşlerinden sonra sırlarını paylaştığı bir kişi idi. Soğuk kış günlerinde aşık oynamışlar, birbirlerine doğada bulduklarını nadir şeyleri hediye etmişlerdir. Camuka ona geyik avlamaya yarayan ıslık sesi çıkaran bir ok başı hediye etmiş ve dostlukları o derece ilerlemiştir ki sonunda kan kardeşi olmak için iki kere ant içmişlerdir. Günler ve aylar bu şekilde geçerken, Temuçin ile Yesügey’in diğer hanımından doğan üvey kardeşi Bekter arasında rekabet artmıştır. Temuçin 13 yaşında iken aralarında Bekter’in de bulunduğu kardeşleri ile balığa çıkmış ve Temuçin’in oltasına büyük bir balık takılmıştır ancak üveykardeşleri bir olarak balığı ondan aldıkları gibi annelerine de şikâyet etmişlerdir. Bunun üzerine annleri “niye geçinemiyorsunuz” diyerek hepsini azarlamıştır. Bu olay Temuçin için bardağı taşıran son damla olmuş, hırsla annesinin yanından uzaklaşarak kardeşi Kasar’ı da yanına alarak hayvan otlatmakta olan Berker’i öldürmüştür. Annesi her ikisine de çok kızmıştı haklı da idi. Çünkü babalarından sonra aile güçsüz kalmış ve düşman kabileler fırsat kollar hale gelmişlerdi. Akraba topluluklardan Tayçiutlar bundan hemen istifade ederek bahar yaklaşırken bulundukları ordugâha saldrımışlardır. Bu saldırının ardında Temuçin’in daha küçükken başını ezmek fikri yatmıştır.

Tayçiutlar, ordugâhı kuşatınca Temuçin ve ailesi gizlice kaçarak ormanda saklanmışlardır. Ancak onlar Temuçin’in kendilerine verilmesini ve diğerlerine dokunmacaklarını söyleyinde annesi Haelun, Temuçin’in kendilerinden ayrılarak hem onların hemde kendisinin canını kurtarmasını istemiştir. 13 yaşında iken bu şekilde ilk defa ölüm korkusunu tatmış ve 9 gün boyunca ormanda gizlenerek canını zor kurtarmıştır. Ancak bir süre sonra açıktan yorgun düşmüş ve ormandan çıkmaya karar vermiştir. Tayçiutlar onu sabırla beklemişler ve ortaya çıkar çıkmazda yakalamışlardır. Ancak Temuçin’in düşündüğü gibi onu öldürmemişler, hemen boynuna bir boyunduruk bağlayarak kaçmasını engellemişlerdir. Günler birbirini kovalamış ve boynundaki bu boyundurk canını çok acıtır hale gelmiştir. Kaçmayı planlamış ve sonunda kaçmak için fırsatı Tayçiut kabilesinin düzenlediği bir törende bulmuştur. Onların oldukça fazla içki içmelerinden istifade ederek kaçmaya başarmıştır. Temuçin’i gözetlemekle görevli olan kişi kendine gelir gelmez onun olmadığını söyleyerek aramaya başlamışlardır. Boynundaki ağır boyunduruk ile daha fazla ileri gitmesi mümkün olamamış ve nehir kıyısına saklanmıştır. Bu sırada daha önce onu gözetleyen ancak ona çok iyi davranan Sohan-şira onu görerek yanına gelmiş ve kaçmasını isteyerek onu gördüğünü söylemeyeceğini söylemiştir. Onu arayanları farklı yere doğru yönlendirerek oradan uzaklaşmıştır. Ancak Temuçin nereye gideceğini bilemediği gibi yorgunluktan bitap düşmüş ve sonunda kendisine yardım eden Sohan-şira’nın evine giderek yardım istemiştir. Sohan-şira onu görünce telaşlanmış ve takip edilmediğinden emin olunca çocuklarının baskılarına dayanamayıp onu boyunduruktan kurtarmıştır. Ancak Tayçiutlar, öyle bir boyunduruk ile onun çok fazla uzaklaşamayacağını iyi bildiklerinden bir müddet sonra “aramızda bir hain var onu saklıyor diyerek” bütün obanın aranmasını istemişlerdir. Sohan-şira onu yün arabasının içerisinde saklamıştır. Bütün evler ve arabalar aranmış sıra yün arabasına geldiğinde bu sıcakta kimse yün arabasında saklanamaz diyerek arabayı aramamışlar ve böylece Temuçin ölümden kurtulmuştur. Sohan-şira Temuçin’in daha fazla başına bela açmasını istememiş ve ona bir at vererek annesinin ve kardeşlerinin yanına dönmesini sağlamıştır. Temuçin ileri de Cengiz Han olduğunda kendisine yardım edenleri hiç unutmamıştır ki bunlar arasında kendisini esaretten kurtaran Sohan-şira’nın çocukları da vardır. Bir tanesine general rütbesi vermiştir.

1206 yılına gelindiğine Temuçin, Kerayit, Nayman ve Merkitleri tarih sahnesinden çıkardıktan sonra bu yılın ilkbaharında bütün tabi topluluklar ile birlikte büyük bir kurultay toplamıştır. Aslında 1196 yılında han seçilen Temuçin, toplanan bu kurultayda büyük han olarak seçilmiştir. Bu kurultaydan sonra Temuçin, deniz anlamına gelen Cengiz unvanını almıştır. Bu yıl, büyük hanlığın nişanesi olan dokuz tuğ dikilmiştir.

1206 yılında toplanan kurultay Moğollar için bir dönüm noktası olmuştur. Cengiz Han’dan once teşkilatsız olan Moğollar Cengiz Han ile birlikte ordu, içtimai teşkilat ve memleket yönetiminin belirlenmiş olmasıdır. Bunların en önemlisi Cengiz Han yasası adı ile yasakların konulmasıdır.

Konumuzun sonunda değinilmesi gereken bir diğer konu da Cengiz Han’ın şahsî özellikleridir. Kaynaklarda geçen bilgilere göre Cengiz Han uzun boylu, geniş alınlı, sağlam bünyeli, kedigözlerine benzer gözleri olan biri idi.

Cengiz Han’ın kişilik özelliklerine baktığımız zaman ise onun kendisine çok güvenen, zor durumlarda hâkimiyetini sağlamak için her türlü önlemleri alan, toplu katliamlardan bile kaçınmayan ayaklanan yerlere karşı acımasız olan bir kişi olduğunu görmekteyiz.

Cengiz Han dengeli bir zekâya, aklıselime sahipti. Sertliğine rağmen dostlarına karşı son derece cömert ve müşfikti. Hainlere karşı çok sert davranmış, kötü duruma düşmüş efendilerine ihanet edenleri ölümle cezalandırmıştır. Düşmanı olmuş hükümdarlara sonuna kadar bağlı ve sadık kalmış kişileri kendi hizmetine alarak mükâfatlandırmıştır. Himayesine aldığı yoksulları sonuna kadar korumuş, bütün hayatı boyunca onları takip etmiştir.

Ordusunda sıkı bir disiplin uygulamış yasaklarına uymayanları şiddetle cezalandırmıştır. Orduda yalancılık, hırsızlık hayal edilmeyecek duruma gelmiştir. Cengiz Han sadece Moğol diliyle konuşmuştur.

Cengiz Han’ın Komşu Kabileler ile Mücadelesi

1201 yılına gelindiğinde bozkırlarda hâkimiyetin hangi liderde olacağı düşüncesi iyice kendini göstermiş ve buna bir çözüm bulunması gerekmişti. Zira artık Camuka ile Temuçin’in güçleri denkleşmişti. Her ikisini de destekleyen boylar hangisini han olarak görmek isterlerse onun etrafında toplanmaya başlamışlardır.

Tatarlar, Ungiradlar, Naymanlar, Merkitler, Oyradlar ve Tayçiutlar’ın bir boyu Camuka’yı han olarak seçmeye karar vermişler ve bunu ona verdikleri Gurhan evrensel han unvanı ile de tescillemişlerdir. Böylece daha da güçlenen Camuka için ilk hamleyi gerçekleştirmek için hiç bir engel kalmamıştır. İki ordu karşılaşmışlar ve savaş düzenini almışlardır ancak bu sırada kuvvetli bir yağmur ile fırtınanın çıkmasını Tanrı’nın kötü bir işareti olarak yorumlayan Merkit, Oyrad ve Tayçiutlar geri çekilmişlerdir. Buna çok kızan Camuka’nın bu boyların her birini yağmalaması Temuçin’e istediği büyük bir fırsatı vermiştir. İlk darbeyi kendisini esir eden ve büyük bir kin beslediği Tayçiutlara indirmek istediğinden onların arkasından gitmiştir. Ancak Camuka çabuk toparlanarak onun arkasından harekete geçmiştir. Temuçin bunun üzerine kadınlara sürüleri toplayarak ormanın içine gitmelerini emretmiştir. Tepelere birlikler yerleştirmiştir. Düşman iki kat daha fazla bir güce sahipti. Bu yüzden Camuka’nın bataklık alana çekilmesini, kendi askerlerinin de kuzeye çekilip aniden geri dönmelerini planlamıştır. Planı başlarda başarılı olmuşsa da Camuka’nın izlediği strateji ile Temuçin’in kendisi tuzağa düşmüş ve ok yağmuru altında boynundan vurulmuştur. Ayrıca kardeşi Haçiun ile 70 adamı da Camuka’nın eline esir düşmüştür. Camuka bu 70 adamı kaynayan kazanların içine attırarak feci şekilde öldürtmüş, Haçiun’a ise daha insaflı davranarak başını kılıcı ile kesip, kellesini atının kuyruğuna bağlamıştır. Yine ele geçirdiği okçuların parmaklarını kestirmiş, izcilerin gözlerine mil çektirmiştir. Böyle yaparak psikolojik olarak onları korkutmak istemiştir. Temuçin kardeşinin ölüm haberini aldığında herhangi bir tepki göstermemiştir. Bu da onun kardeşinin ölümüne fazla üzülmediğine veya artık ölümlere alıştığına yorumlanmıştır. Ama bir gerçek vardır ki o da intkiman almak için iyice hırslanmıştır.

Boynundan yaralanan Temuçin’i en sadık adamlarında Celme hava kararınca çadıra götürmüş, zehirli oku çıkararak kanı emmiştir. Uzun bir süre sonra Temuçin kendine gelmiş ve hayatını kurtardığı için Celme’ye borçlandığını hissetmiştir. Celme sadece onun zehrini emerek ona yardımcı olmamış aynı zamanda gizlice Camuka’nın ve ordusunun kampına giderek Temuçin’e yiyecek getirmiştir. Böylece Temuçin tekrar gücünü kazanmıştır. Celme’nin iyiliğini hiç unutmamış ve onu ileride general rütbesi ile mükâfatlandırmıştır.

Temuçin’in vurulduğu halde ölmemesi, onun askerleri arasında itibarını daha da arttırmış ve bundan manevi bir güç kazanarak düşmana yeniden saldırmıştır. Sonuçta Camuka’nın ordusunu darmadağan etmiştir. Camuka canını zor kurtarabilmiştir. Temuçin savaş meydanında gezerken kendisini Tayçiutlardan kurtaran Şahon-çiray’yı görmüş ve ona kendisine ok atanın kim olduğunu bilip bilmediğini sormuştur tam o sırada onun yanında bulunan Cirko isimli bir asker öne doğru çıkarak kendisinin ok attığını söylemiştir. Temuçin onun bu dürüstlüğünden etkilenerek “sana Cebe (ok ucu) adını veriyor ve hizmetime” alıyorum” demiştir. Cebe daha sonra Moğolların en önemli ve başarılı komutanlarından biri olarak adını tarihe yazdıracaktır.

1202 yılına gelindiğinde Cengiz Han, Dalan mevkiinde değişik Tatar boyları ile karşılaşmış ve onları başarılı bir şekilde yenerek mallarını ele geçirmiştir. Bu Tatar boyları Alçi, Dutaut ve Aluhay idi. Savaş biter bitmez Cengiz’in ordusundaki Altan, Hucar ve Daritay adlı komutanlar savaş başlamadan önce Cengiz’in ganimete dokunmayalım kararını dinlememişler ve ganimet toplamaya başlamışlardır. Bunu duyan Cengiz, Cebe ve Kubilay adlı komutanlarını göndererek ele geçirdikleri malları ile sürülerini müsadere ettirmiştir. Böylece de onlara ağır bir ceza vermiştir. Ele geçirilen esirleri ise “Tatarlar eskiden beri dedelerimizi ve babalarımızı öldürmüşlerdir” diyerek boyları dingil baş çivisini geçen, yani araba tekerleğinin ortasını geçen herkesin öldürülmesini kalanların ise köle yapılmasına karar vermiştir. Toplantıdan çıkan kararı öğrenmek isteyen Yeke-çeren adlı bir Tatar Cengiz’in üvey kardesi Belgutay’a ne karar aldıklarını sormuş o da alınan kararı söylemiştir. Bunun üzerine Yeke-çeren durumu hemen Tatarlara bildirmiş ve onlarda kendilerini savunma kararı almışlardır. Onları idam etmeye gelen bir hayli fazla Moğol askerini öldürerek büyük kayıplar verdirmişler ama sonunda kılıçtan geçirilmeken kurtulamamışlardır. Cengiz Han, bundan sonra Yeke-çeren’in iki kızını da kendine eş olarak alırken, Bergutay’ı da meclise girmesini yasaklayarak cezalandırmıştır.

Cengiz Han’ın mücadele etmek zorunda olduğu iki rakibi vardı. Birincisi Camuka ikincisi de Tuğrul’du. Camuka yenilerek kaçmıştı, Kerayit hükümdarı Tuğrul ise eskiden verdiği dostluk sözünü devam ettirse bile bozkırın tek bir lideri beklediğinin de farkında idi. 1201’de Cengiz Tatarlar ile savaşırken, Tuğrul da Merkit halkına savaş açmış, onların hükümdarı Tohta’nın büyük oğlunu öldürmüş diğer iki oğlunu, iki kızını ve kadınlar ile başka bir sürü Merkit’i esir almıştır. Ancak elde ettiği ganimetten Cengiz Han’a herhangi bir pay verme tarafatarı olmamıştır. Çünkü o, Cengiz Han, Tatarlar ile savaştığı için böyle kolay bir zafer kazanmıştır. Cengiz bu meseleye çok takılmamış ve onunla işbirliğini sürdürmüştür. İkisi güçlerini birleştirerek Naymanlara karşı sefere çıkmışlardır. Naymanların hükümdarı Buyruk Han bu güç karşısında dayanamayarak Altay Dağlarına çekilmiştir. Bir süre takipten sonra Cengiz’in güçleri ona yetişmiş ve Buyruk Han’ı öldürmüşlerdir. Ancak Naymanların bütün gücünü yok edememişlerdir.

Diğer taraftan ise Kerayitlerin hükümdarı Tuğrul, Camuka ile birleştiği için, Cengiz Han ile savaş düzeni alacakları mevkiyi terk etmiştir. Bu hareketi ona pahalıya mal olmuş, Naymanların saldırısına uğrayarak ağır kayıplar vermiştir. Bu artık onun gücünü kaybettiğinin bir göstergesi olmuştur. Cengiz ordusu ile yardıma gelirken, Tuğrul’un oğlu Sangum Naymanlar ile savaşa tutumuş ve düşmana esir düşmek üzere iken Cengiz’in güçlei tarafından kurtarılmıştır. Bunun üzerine Tuğrul, oğlunun onun himayesine girmesini teklif etmiş o da kabul etmiş ve eski dostluğu devam ettirmek istemiştir. Bu arada yine eskisi gibi düşmana karşı birlikte hareket etme, sürek avlarına birlikte çıkma ve haklarında yapılan dedikoduları duyduklarında inanmadan yüz yüze konuşma kararı almışlardır. Cengiz bununla da kalmamış, en büyük oğlu Cuci’ye Tuğrul’un kızını isterken Tuğrul’un oğlu Sangum’a kendi ailesinden bir kız vereceğini söyleyerek aralarında kaybolan güveni yeniden yeşertmek istemiştir. Ancak Sangum kendisini daha üstün gördüğünden bu teklifi reddetmiştir. Cengiz de bu durumu hiç hoş karşılamamıştır.

Bu arada Camuka boş durmamış ve 1203 yılının baharında Cengiz ile Kerayitler arasındaki bu sürtüşmeden yararlanmak isteyerek değişik boy beylerini toplamış ve onlara “ dostum Temuçin Naymanlara elçiler göndererek onlarla münasebet kurmuş, o zaman biz ona nasıl inanalım” diyerek akıllarını çelmek istemiştir. Bu arada Sangum da boş durmamış ve babasını bir hile ile Cengiz’i ortadan kaldırmaya ikna etmiştir. Yapılan plana göre Cengiz Han’a “kızkardeşimizi vereceğiz, nişan yemeğine buyur” şeklinde haber yollayacaklar ve o da gelecekti. Hemen işe koyularak planladıkları gibi haber yollamışlar ve Cengiz’de on adamı ile beraber hareket etmiştir. Yolda bir dostunun yanında konaklarken dostu onu “bu adamlar daha önce seni hakir görüp kızlarını vermemişlerdi şimdi ne oldu da seni nişana çağırıyorlar dikkatli ol” sözleri ile uyarmış ve bunun üzerine Cengiz yemeğe sadece iki adamını göndermiştir. Sangum bunun üzerine Cengiz’in durumu anladığını hissederek adamlarına yarın onu kuşatacaklarını söylemiştir. Bu sırada yanlarında bulunan birisi Cengiz’den büyük mükâfat alacağını düşünerek bunu gelen adamlarına söylemiştir. Bunu duyan Cengiz ve adamları hemen bulundukları yerden uzaklaşmışlardır.

Bu hadise Cengiz’a artık Kerayitleri ortadan kaldırması gerektiğini göstermiştir. Her iki tarafın orduları savaşa hazırlanmış ve Cengiz’e Halalhalcit çölünde düşmanın geldiği haberi ulaşmıştır. Tuğrul ve Camuka birlikte idiler ve Tuğrul yaşlı olduğu için ordunun komutasını Camuka’ya vermişti. Ancak Tuğrul’un sabırsız oğlu Sangum babasının emirlerini inlemeden saldırıya geçmiş ancak kısa bir süre sonra da yüzüne gelen okla yaralanmıştır. Onun yaralandığını gören Kerayit askerleri etrafını sararak saldırıdan vazgeçmişlerdir. Bu zaafı gören Cengiz Han, hemen saldırıya geçerek onlara ağır kayıplar verdirmiştir. Ancak hava karardığı için savaşı sonlandıramadan geri çekilmişlerdir. Tuğrul oğlunun yaralanmasından sonra savaşa devam edemeyeceğini anlayarak savaş alanından geri çekilmiştir. Cengiz Han bu sırada bulundukları yere yakın oturduklarını öğrendiği Ungirat kabilesine elçiler göndererek himayesi altına girmelerini teklif etmiş onlarda kabul etmişlerdir. Ancak Cengiz bu birleşik kuvvete karşı kendisini yeterince güçlü hissetmemiş ve bu yüzden uzlaşmacı bir siyaset izleyerek kendisine daha fazla zaman kazandırmak istemiştir. Bu amaçla Tuğrul’a bir haber göndermiş o da küçük bir kutu ile serçe parmağından damlattığı kanı göndermiştir. Bununla hâlâ baba-oğul ilişkilerinin devam ettiğini söylemek istemiştir.

Cengiz Han bundan sonra çevresindeki diğer boylara da bir çeşit dostluk mesajları göndermiştir. Camuka’ya ise “Sen kıskançlığın ile han babamla aramı açtın “diyerek uzlaşma çağrısından çok intikam mesajı yollamıştır. Zira o Camuka ile uzlaşmanın mümkün olamayacağını çok iyi biliyordu. Camuka’da hanlığın kendi hakkı olduğuna ve bütün Moğolları birleştirebilecek kabiliyette olduğuna inanıyordu.

Cengiz, Tuğrul’u ikna etmişti ama oğlu Sangum ona inanmamış ve sıranın mutlaka bir gün kendilerine geleceğini anlamıştı. Sangum’um komutanlarından Arhay, onun yenileceğini bildiği için birliklerini kurtarmak istemiş ancak ailesi Tuğrul’un yanında esir bulunduğundan bir süre tereddüt etse de sonunda durumu Cengiz Han’a bildirmiştir. Bu sırada Tuğrul Han’ın yanında esir bulunan kardeşi Kasar da bir yolunu bularak kaçmış ve Cengiz’in yanına gelerek birlikte plan yapmışlardır. Buna göre Tuğrul’a bir elçi göndermişler ve elçi Kasar’ın ağzından Tuğrul’a “Ağabeyimi bulamadım, karım ve çocuklarım siz Han babamın yanında, desteklerseniz sizin yanınıza gelmek istiyorum” demiş, Tuğrul da cevaben “Kasar gelsin, kefil olarak İtürgeni gönderiyorum” diyerek elçi ile beraber İtürgen’i yola çıkartmıştır. Ancak bütün bu sözler Cengiz’e zaman kazandırmak ve Tuğrul’un obasındaki durumu anlamak için yapılmış bir hile idi. Nitekim bu hile ile Tuğrul Han’ın hazırlıksız olduğu anlaşılmış ve Cengiz ordusunu gece yürüyüşü ile Tuğrul’un kamp kurduğu yere götürmüştür. Düşman kuşatılmıştır. Savaş üç gün üç gece devam etmiş ve sonunda düşman teslim olmak zorunda kalmıştır. Ancak ne Tuğrul ne de oğlu Sangum savaş meydanında bulunamamışlardı. Onların nasıl ve ne şekilde kaçtıklarından kimsenin haberi olmamıştı.

Savaş kazanıldıktan sonra Kerayit halkı itaat altına alınmış ve gruplar halinde değişik boyların arasına dağıtılmışlardır. Tuğrul ile oğlu müttefikleri olan Camuka’nın ülkesine kaçmışlar ancak Tuğrul Naymanlı bir karakol postasını Kerayit hanı olduğuna ikna edememiş ve onun tarafından öldürülmüştür. Oğlu Sangum ise seyisinin ihanetine uğramıştır. Karısı seyise “Altın elbiselerini giyerken, tatlı yemeklerini yerken iyiydi. Şimdi onu nasıl terk edersin” demesine rağmen, seyis Cengiz Han’ın yanına giderek ona Sangum’un bulunduğu yeri söylemiştir. Ancak seyis umduğunu bulamamış, Cengiz Han: “Karısını ödüllendiriniz, öz hanına ihanet edenin ise kafasını kesiniz” diyerek ihanet edenin cezasız kalmayacağını göstermiştir.

Türk menşeden geldikleri genel kabul gören Naymanlar da Kerayitler gibi Moğolları hep küçük görmüşlerdir. Naymanların başında Tayan Han vardı. Tuğrul Han’ın Cengiz Han’dan kaçarken bir karakol postası tarafından öldürülmesi durumun ne kadar önemli bir hal aldığını görmesini sağlamıştı. Tayan Han “Gökte güneş ve ay gibi iki parlak şey varsa da yeryüzünde iki han barınamaz. Şu bir avuç Moğol’u tutsak edelim” diyerek hemen sefere çıkılmasına karar vermiştir. Ancak komutanları ve danışmanları ihtiyatla davranılmasını ve acele edilmemesini tavsiye etmişlerdir. Tayan Han onları dinlememiş ve Ongutların liderine “doğuda bir kaç Moğol var. Sen sağ kolum ol. Ben de hücum edeyim” şeklinde bir teklif götürmüştür. Ancak Ongut lideri ondan daha temkinli davranmış teklifini kabul etmediği gibi durumu Cengiz Hana da haber vermiştir. Cengiz Han bu sırada sürek avında idi. Komutanların çoğu “şimdi iyi bir mevsimde değiliz, hayvanlarımız zayıftır” diyerek hemen sefere çıkılmasına karşı çıkmışlar sadece Otçigin ile Belgutay noyanlar hemen sefere çıkılmasını istemişlerdir. Cengiz de bu düşüncede idi ve sürek avına son vererek 1204 yılının yaz aylarında orduyu yürüyüşe geçirmiştir. Başta Cebe ile Kubilay Noyanlar vardı. Onlar Kerulen Irmağı boyunca ilerleyerek bozkıra ulaşmışlardı ancak Cengiz’in ordusundaki atları çok zayıf kalmıştı. Cengiz hem askerleri dinlendirmek hem de atları güçlendirmek gerektiğini çok iyi anlamıştı. Naymanlı karakol postaları da atların zayıf olduklarını görmüşler ancak asker sayısını kestirememişlerdir. Bunu gören Cengiz hileye başvurmuş ve bozkıra dağılan her askere beş ayrı yerde ateş yakmalarını emretmiştir. Bu ateşleri gören Naymanlı karakol postalarıda onların çok fazla askere sahip olduklarını zannetmişlerdir. Durumu hemen Tayan han’a haber vermişlerdir. Tayan Han oğlu ve boy ileri gelenleri ile bir toplantı yapmış ve Altay Dağlarına çekilerek orada oyalama taktiği ile düşmanı yorma teklifinde bulunmuştur. Ancak oğlu “Camuka ile birlikte bir hayli Moğol boyu bizim yanımızda, düşmanın üzerine yürüyelim” diyerek babasına karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Tayan Han savaşmayı kabul etmiş ve Nayman ordusu Cengiz Han’ın bulunduğu bozkırlara doğru harekete geçmiştir. Cengiz Han onları çember içerisine alarak saldırmadan beklemiştir. Gece olunca Naymanların büyük bir kısmı bu çemberden kurtulmak için kaçmaya başlamışlardır. Ertesi gün Tayan Han esir alınmış, bir süre sonrada savaşta aldığı yaralardan dolayı ölmüştür. Oğlu ise kaçarak Kara-Hitaylara sığınmış ve hayatını Cengiz Han ile karşılaşacağı günleri beklemekle geçirmiştir. Bu durumu gören Camuka’nın yanındakiler ile beraber pek çok Moğol boyu da Cengiz’e tabi olmuşlardır.

1205 yılı baharında Cengiz Hanın eline düşmekten kurtulan Nayman ve Merkit güçleri birleşerek savaş düzenine geçmişlerdir. Savaş başladıktan kısa bir süre sonra Merkitlerin komutanı Tohto vurulmuş ve ordunun morali bozularak kaçarsına dağılarak geri çekilmiştir. Askerlerin birçoğu da Erdiş Nehrini geçerken boğulmuştur.

Naymanların komutanı Guçuluk Han, Kara-Hitaylara sığınmıştır. Ele geçirilen Merkitler ise Cengiz’in askeri arasında paylaşılmıştır. Bu durumdan istifade etmek isteyen daha önce itaat altına alınan Merkitler ayaklanarak kaçmaya başlamışlardır. Ancak başarılı olamamışlar ve Cengiz Han, “Bunlara bir arada yaşamalarına izin vermiştik ama isyana kalkıştılar. Şimdi hepsini her tarafa dağıtın” diye emir vererek onları diğer boylar arasına dağıtmışlardır.

Nayman ve Merkitler bu şekilde dağıtılıp tamanen güçsüz hale getirildikten sonra, onlarla birlikte Cengiz’e karşı savaşan Camuka desteğini kaybetmiş ve beş yakın arkadaşı ile birlikte kalmıştır. Ancak bu yakın arkadaşları onu satmaktan geri durmamışlar ve yemek yerken onu yakalayıp Cengiz’e teslim etmişlerdir. Böyle yapmakla da tıpkı seyis gibi Cengiz’den büyük mükâfat alacaklarını düşünmüşlerdir. Ancak Cengiz bütün ihanet edenlere acımadığı gibi onlara da acımamış ve “öz hanlarına ihanet edenleri bütün nesilleri ile yok edin” emrini vermiş ve cezalarını orada infaz ettirmiştir.

Cengiz Han Camuka’yı affedeceğini ima ederek, tekrar dost olma çağrısında bulunmuştur. Aslında onu manen ezmek istemiş ve bunda da başarılı olmuştur. Camuka da bunun farkına varmış ve onun maskarası olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih etmiştir. Cengiz’den kendisinin bir asile yakışır şekilde kanının dökülmeden öldürülmesini, cesedinin yüksek bir yere gömülerek saygıdan mahrum edilmemesini rica etmiştir. Cengiz Han’da “senin hayatını bağışlamak istediğim halde bunu kabul etmiyorsun öyle ise seni kendi arzuna göre kanını akıtmadan öldürteceğim”demiştir. Bazı kaynaklar onun boğularak bazı kaynaklarda kemikleri kırılarak öldürüldüğünü yazmışlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir