CENGİZ HAN’IN KAĞAN SEÇİLMESİ VE SEFERLERİ

Büyük Kurultay ve Cengiz’in Tekrar “Büyük Han” İlan Edilmesi

Camuka’nın öldürülmesi ile bozkırda hanlık kavgası sona ermiş, artık herkes Cengiz’in lider olduğu gerçeğini kabul etmiştir. 1206 yılında Onon Nehrinin membağında toplanan bütün boyların temsilcileri, dokuz parçalı tuğ dikerek, Cengiz’i “Büyük Han” ilan etmişlerdir. Böylece Cengiz bozkırdaki bütün Moğol boylarının tek ve gerçek yöneticisi olmuştur.

Büyük kurutay aynı zamanda pek çok kişinin sabırsızlıkla beklediği büyük ödüllerin dağıtıldığı bir toplantı idi. O kuracağı büyük imparatorluğun alt yapısını hazırlamak istemiş ve “şimdi binlikleri kurarken, ulusun kuruluşunda birlikte çalışmış olanları “binbaşı” yaparak teşekkürlerimi sunmak istiyorum “ demiştir. Cengiz askeri düzeni tıpkı Türkler’deki gibi onluk sisteme göre kurmuştur. Bu yüzden rütbeler de genelde bu sayıya uygun verilmiştir. Onbaşı, yüzbaşı, binbaşı gibi. Cengiz bu kurutayda 95 binbaşı belirlemiştir. Başta en küçük kardeşi Şigi-hutuhu olmak üzere yakınlarını yüksek mevkilere tayin etmiştir. Şigi-hutuhu’ya “Ganimet paylaşılırken, kardeşlerinle eşit hakka sahip olacaksın, cezaya çarptırılman gereken bir suç işlediğinde, dokuz defa cezasız bırakılacaksın, Ulus toplarken sen benim gözüm, kulağım olmuştun. Şimdi de bütün ulusun içerisinde hırsızları cezalandır, yalanı ortadan kaldır, ölüm cezasını hak edenleri öldürt, para cezası hak edenlerden paranı al” diyerek onu yüksek hâkim tayin etmiştir. Kısa süre sonra ona “halkın boylara bölünmesi ve mahkeme kararları Mavi deftere (Kıoko Debter)’e yazılsın, yeni esaslar ve kanunlar bana danışıldıktan sonra kayda alınsın, bu kurallar nesilden nesile intikal etsin, kimse bunları değiştirmesin, değiştirmeye kalkışanlar ise cezalandırılsın “diyerek çok meşhur Cengiz Yasalarının temelini atmıştır.

Cengiz Borçu ve Muhali ile diğer noyanlarını yanına çağırarak, Borçu’yu Altay önündeki sağ cenah tümeninin komutanı, Muhali’yi de sol cenahta Hara Dağlarının önündeki tümenin komutanı yapmıştır. Ayrıca Horçi’yi de orman halklarına karşı sınırı korumakla görevli tümenin komutanı olarak atamıştır.

Cengiz Han kurutayda “dört köpeği” diye adlandırılan en yakın komutanları Kubilay (torunu olan bilinen Kubilay değildir), Cemle, Cebe ve Subidey ile “dört bahadır” diye adlandırılan Boröu, Muhai, Borohulile, Çilaun’u da ödüllendirmeyi unutmamış, Kubilay’ı bütün askeri işlerden sorumlu hale yani bir çeşit genelkurmay başkanı olarak atamıştır.

Tümen komutanı olarak tayin ettiği bir boy beyi olan Hunan’ı büyük oğlu Cuci’nin komutasına vermiştir. Ilginç atamalardan birisi de baba ile oğulun binbaşı rütbesi ile aynı yerde görevlendirilmesi olmuştur. Cengiz aşçısı Ongur’a kendi boy mesuplarını toplamak için binbaşı rütbesi vermiş ve bütün ordu içinde levazımdan sorumlu yetkili kişi olarak atamıştır. Kerayitler ile savaşırken üçüncü oğlu Ögedey okla boynundan yaralandıktan sonra onun hayatını kurtaran Boronhul’a dokuz defa cezaden kurtulma hakkı vermiştir. Kendisini Tayçiutlardan kurtaran Sorhan-şira ve oğulları kendisinden Merkitlerin Selenga boylarındaki arazilerinin vergiden muaf olarak kendilerine verilmesini talep etmişler ve Cengiz Han’da “araziyi istediğiniz gibi kullanın. Neslinize okluk taşımak ve benimle sofra arkadaşlığı yapmak hakkını veriyorum” diyerek ödüllendirmiştir.

Böylece Cengiz han kendisi ile bu yolda yürüyen herkese karşılığını fazlası ile vermiş ve bundan sonra yeni muhafız birliğinin teşkil edilmesi için çalışmalara başlamıştır. Yeni muhafız tümenine komutanların çocukları ile birliklerindeki yakın ve seçme adamlarını alarak eski Moğol geleneğini devam ettirmiştir. Böylece eskiden olduğu gibi komutanların en yakınlarını rehin almış oluyordu. Komutanların herhangi bir ihanetinde bu rehineleri bir koz olarak kullanabilecekti. Cengiz’in emri ile çeşitli birlikerden toplanan kuvvetler ile sekiz gündüz muhafız birliği ile iki gece birliği yani toplam on binkişilik bir tümen meydana getirilmiştir. Cengiz bunların sıkı bir eğitimden geçirilmesini emretmiş ve kendisi de en ince teferruatına kadar düşünerek bunların görevleri ile diğer hususlar ile ilgili talimat hazırlamıştır. Bu talimatlara göre Cengiz Han Moğol yaşam düzenini değiştirmek, büyük bir otorite ve güç tesis etmek ve bunu da kurallar koyarak ve bunları uygulayarak gerçekleştirmek istemiştir.

Cengiz Han çevresindeki orman halkları ile göçebeleri tamamen kendi hâkimiyet altına almadan, daha uzak zengin ülkelere sefere çıkmasının sakıncalı olacağını düşünmüş ve kurultay biter bitmez Kubilay Noyan’ı Türk soyundan gelen Karlukların üzerine göndermiştir. Karluk Hanı Arslan Han, Cengiz’in kuvvetlerinin karşısında duramayacağını anlayınca teslim olmuş ve bu harekti de Cengiz’in takdirini kazanmıştır. Ona kendi kızını vermiş ve böylece akrabalık tesis etmiştir. Bundan sonra da Karluklar ile karşı karşıya gelinmemiştir.

Aşağı-yukarı bugünkü Çin’in batısında Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygurlar da Türk soyundan olup, bu dönemde şehir, kasaba ve köylerde yaşayorlar, bozkırlılardan çok daha medeni ve kültürlü bir durumda bulunuyorlardır. Bunların arasında Maniehist ve Budist dinine inananlarrda bulunuyordu. Kendilerine ait bir yazıları vardı ama askeri yönden çok önemli bir güce sahip değillerdi Naymanlar, Tangutlar ve Kara-Hitay devletleri arasında sıkışıp kalmışlardır. Cengiz’in komutanlarından Cebe, Nayman hanı Guculuk’u ortadan kaldırınca Uygurlar da Cengiz hana boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Uygurların lideri İdikut, Cengiz Han’a elçiler göndererek “Cengiz Han’ın adı ve şöhret bize sevinç getirdi. Cengiz Han bana ne emreder? Altın kuşağından bir artık iplik, al elbisesinden bir artık parçayı bana lütfeder mi? Senin beşinci oğlun olarak, bütün gücümü sana vermek isterim” demiştir. Bu sözler Cengiz’i oldukça fazla memnun etmiş ve “Ben ona kızımı vermek ve kendime beşinci oğul yapmak isterim. İdikut altın, gümüş, büyük ve küçük inciler, ipekli kumaşlar ile buraya geslin” diye cevap yollamıştır. Uygur hanı bu kadarı ile kurtulduğuna sevinerek, istenilenlerle beraber Cengiz’in yanına gelmiş ve Cengiz’de kızlarından birini ona vermiştir. Böylece bir akrabalık kurulmuştur. Cengiz Han’ın Uygurların hâkimiyetine girmesine sevinmesinin asıl sebebi ilk defa yerleşik bir topluluğu kendi hâkimiyetine almasıdır. O, bundan sonraki planlarını gerçekleştirmek için yalnız güç kullanmanın yeterli olmayacağını, yerleşik medeniyetler ile maücadele etmesi için onları yakından tanıması gerekli olduğunu çok iyi biliyordu.

Uygurlar arasında çok fazla eğitimli insan vardı ve bunlardan biri de Naymanlara danışmanlık yapmış olan Ta-ta-tunga adlı vezirdi. Cengiz hemen onu dört oğlunu eğitmesi için görevlendirmiştir. Ayrıca kendi yazı gelenekleri olmadığı için Uygur kâtiplerini ve Uygur yazı dilini kendi bürokrasisnde kullanmaya başlamıştır.

1207 yılında büyük oğlu Cuci’yi sağ cenah ordusu ile orman halklarına göndermiştir ki burada o sıralar Oyradlar yaşıyorlardı. Onbin Oyrad’ta herhangi bir direniş göstermeden Cuci’ye teslim olmuştur. Oyradları takiben Ongut, Buryat, Urstun, Tuba gibi kavimler de tâbi olduklarını bildirmişlerdir.

Bundan sonra Cuci’nin ordusu Yenisey boyundaki Türk olan Kırgızlara yönelmiştir. Kırgız komutanlar Cuci’nin huzuruna çıkarak çeşitli hediyeler verip tâbi olduklarını bildirmişlerdir. Bundan sonra etraftaki diğer orman halkları da kendi istekleri ile Cengiz’in hâkimiyetini kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Cuci Kırgızların tümen ve binlik komutanları ile orman halklarının komutanlarını yanına alarak babasının yanına dönmüştür. Bu o zamana kadar ki belki de en büyük zaferdi çünkü tek bir kişinin kanı bile dökülmeden kazanılmıştı. Cuci burada diplomatik kabiliyet ile iyi bir taktik sergilemiştir. Cengiz Han, onbin adamı ile kendisine tabi olan Oyradların lideri Huduha’nın oğullarında İnalçi’ye kendi kızını verirken, kardeşi Torelçi’ye Cuci’nin kızını vermiştir. Cengiz Han, Cuci’nin bu başarısından çok memnun kalmış ve şu sözler ile onu gururlandırmıştır: “Oğullarımın en büyüğü olan sen, evden ilk defa ayrılmış olmana rağmen iyi iş becerdin, yabancı ülkelerde ne insan ne de hayvan kaybetmeden orman halklarını kendimize tâbi kılarak büyük bir başarı ile döndün. Bu halkları sana hediye ediyorum”.

Cengiz Han bundan sonra kendisine hâlâ tâbi olmamış Tumat halkına karşı Boroul noyanı göndermiş ancak Boroul, Tumat askerleri tarafından pusuya düşürülerek öldürülmüştür. Onunla birlikte gönderilen Horçi noyan ile Oyradlı Huduha da esir edilmişlerdir. Bunun üzerine Cengiz Han bizzat kendisi sefere çıkmıştır. Ancak ordusunu harekete geçirmeden önce Tumat karakollarına “Cengiz’in ordusu geliyor” şeklinde yalan haber yollamıştır. Ordusunu doğal yoldan değil de, mandaların geçtiği patikalardan geçirip, yol üzerindeki ağaçları kestirerek Tumat halkının toplu olarak yaşadığı dağa ani bir baskın düzenlemiştir. İntikam için 100 Tumat öldürülmüş ve ganimetler paylaşılmıştır. Annesine onbin adamı, büyük oğlu Cuci’ye dokuz bin, ortanca oğlu Çağatay’a sekizbin, üçüncü oğlu Ögedey’e beş bin ve küçük oğlu Tuluy’a dört bin adamı hediye etmiştir. Küçük kardeşi Kasar ile üvey kardeşi Belgutay’a da ganimetten pay vermiştir.

Bozkır geleneğinden gelen Cengiz Han da diğer Moğollar gibi Şaman adetleri ile büyüdüğünden şaman veya kam denilen kâhinlerin söylediklerinden çok etkilenir ve onlara fal baktırırdı. Şamanların aynı zamanda hastalıkları iyileştiren yönleri de vardı. Cengiz en çok onların kehanetleri ile ilgilenmiştir ki bu şamanlar arasında en fazla saygı duyduğu Kökçü idi. Cengiz, han seçilirken onun lehine bir hayli kehanette bulunarak birçok boy yöneticisinin oyunu da etkilemiştir. O yüzden de Cengizin nazarında ayrı bir yeri vardı. Kökçü, Munglik adlı birisinin oğlu idi. Onun Cengiz’in katında saygınlığı arttıkça babasının ve kardeşlerinin de etkileri artmıştır. Birgün kardeşleri Cengiz’in küçük kardeşi Kasar’ı bir yerde sıkıştırıp dövmüşlerdir. Kasar hırsından hemen ağabeyinin yanına giderek olanları anlatmış ama Cengiz çok ilgilenmediği gibi onu terslemiştir. Bu da onun gururuna dokunmuş ve üç gün ortadan kaybolmuştur. Tam bu sırada Kökçü, Cengiz Hanın yanına giderek “Mengü Tanrı bana emrini bildirirken, bazen devleti Temuçin bazen de Kasar idare etsin”diyor. Eğer Kasar’dan önce davranmazsan, sana herhangi bir teminat veremem” demiştir.

Kökçü’nün bu sözlerinden çok etkilenen Cengiz hemen kardeşini aramaya gitmiştir. Annesi de olanları duyunca arkalarından gitmiş ve Cengiz’i, Kasar’i bağlayarak sorguya çekmeye hazılanırken bulmuştur. Annesi kızgın bir şekilde yanlarına gelerek Kasar’ı çözmüş ve her iki göğsünü de dışarı çıkararak “Görüyor musunuz? Bunlar sizin emdiğiniz memeler. Kasar ne yaptı ki? Temuçin sen bu memelerin bir tanesini boşaltabiliyordun. Haiçun ve Otçigin ise bunun bir tanesini bile boşaltamıyorlardı. Hâlbuki Kasar her iki mememi de boşaltarak beni rahatlatırdı. Bu yüzden Temuçin akıl yönünden, Kasar ise beden yönünden güçlü oldunuz. Şimdi Kasar’ı düşmanları yendi diye mi kıskanıyorsun”. Bunun üzerine Cengiz “Seni kızdırdığım için korktum ve utandım geri dönelim” demiştir. Ancak Temuçin’in Kasar ile ilgili şüpheleri bitmemiş ve Kasar’ın adamlarının çoğunu kendi emrine alarak ona ancak bindört yüz adam bırakmıştır.

Moğolların Gizli Tarihinde Kökçü ve kardeşlerinin bu olaydan sonra, dokuz dil zümresi ile bahsedilen değişik boylardan oluşan ve henüz Cengiz’e biat etmeyen toplulukları kendi etraflarına toplamaya başladıklarından bahsedilmektedir. Otgçigin’in bazı adamları da onlara katılmışlardır. Bunun üzerine Otçigin elçi göndererek adamlarını geri istemiştir. Ancak Kökçü elçiye hakaret ederek onu yaya olarak geri göndermiştir. Bunun üzerine Otçigin bizzat kendisi Kökçü’nün yanına gitmiş ise de o da kötü muameleden kurtulamamıştır. Kökçü’nün bu şekilde hareket etmesinin sebebi Cengiz’i kardeşleri ile birbirine düşürmek istemesinden kaynaklanmıştır.

Otçigin aşağılanmayı kaldıramamış ve gözyaşları içerisinde Cengiz’in çadırına giderek durumu anlatmıştır. Hanımı Börte onun ağlamasından çok etkilenmiş ve gözyaşlarını tutamayarak Cengize “Bundan önce Kasar’ı dövmüşlerdi, şimdi de Otçigin’i diz çökmeye mecbur etmişler. Bunlar senin kardeşlerini yok edecekler. Senin kardeşlerini yok ederlerse bir gün sen de ölürsün henüz büyümekte olan üç-dört yavruma devleti bırakırlar mı?” demiş ve o zaman Cengiz işin vahametini anlamıştır. Otçigin’e Kökçe buraya geldiğinde ona istediğini yapmana izin veriyorum” demiştir. Fazla vakit kaybetmeden Kökçü babası ve altı kardeşi ile Cengiz Han’ın huzuruna gelmiştir. Otçigin güreş bahanesi ile Kökçü’yü çadırına yönlendirmiş ve orada bekleyen üç adamına bel kemiğini kırdırarak onu öldürtmüştür. Otçigin içeri girerek “benimle güreşmiyor yerde atıyor” deyince babası ile kardeşleri durumu anlamışlardır. Cengiz bu olaydan kendisine alması gereken dersi çıkarmış ve bir daha şamanların sözlerine çok itibar etmemiştir.

Cengiz Han’ın Seferleri 

İstila Öncesi Çin’in Durumu

Cengiz Han pek çok konar-göçer yaşayan Moğol ve Türk boyları ile Uygurlar gibi bazı yerleşik toplulukları tamamen hâkimiyeti altına almayı başarmıştı. Şimdi sıra uzaklardaki dış dünyaya gelmişti. Çin 13. yy’ın başlarında bölünerek, Merkez ve güney bölgeleri uzun süre Sun hanedanının idaresi altında kalmıştı. Kuzey bölgesi ise iki barbar topluluğun eline geçmişti. Kuzeydoğuda yüzyıl kadar önce Cürcen tarafından kurulan C’hin (Kin) adında krallık ve kuzeybatıda Tangut (His Hsia) Kralığı vardı. Bu her üç devlette çok hassas bir denge üzerinde duruyordu. Cengiz’e rakip diğer iki güç ise Tibet ve Kara-Hitay devleti idi. Bu büyük güçlerin arasında, kendiişleri ile uğraşan, özellikle İpek Yoluna hâkim olmaya çalışan yarı bağımsız boylar da vardı. Bu kadar geniş ve değişik bir sahada yaşayan insanların inançları da dilleri de farklı idi. Doğu’da Budizm’le karışmış İslamiyet, Konfüçyüstlük, Nasturi Hıristiyanlık ve Şamanizm belli başlı dinler ve inançlardı. Moğolca, Türkçe, Çince, Tangutça, Arapça’da en etkili kullanılan diller arasında idiler.

Tangutlar şehir kültürüne sahip bir topluluktu ve dilleri de Çince’den farklı idi. Cengiz Han’ı buralara götüren sebep, Tibetlilerin atası olarak da kabul edilen Tangutlarda hayat şartlarının diğer bölgelere nazaran daha elverişli olması idi. Tangutlarda tıpkı Sung sülalesi gibi, komşuları olan C’hin İmparatorluğunda isyan eden köylüleri desteklemişlerdi. Bunun sebebi de C’hin imparatorluğunun zayıf düşmesini sağlamaktı. Bu yüzden Çin’de çıkan bütün isyanları kendi menfaatleri icabı hep desteklemişlerdir.

Çin’de bu sıralarda çöküş başlamıştı. Çin o dönemde ileri sayılabilecek bir medeniyet seviyesinde bulunmaktla beraber, zengin sınıfların halkı insafsızca sömürmeleri ile en ağır buhranlarından birini yaşıyordu. Köylüler bürokrasinin, aracıların ve generallerin sürekli istismarları neticesinde ektikleri taralardan yeteri kadar verim alamamışlar ve mütemediyen zarar etmişlerdi. Yine bu kesim X-XII. Yüzyılda Doğu Moğolistan’dan gelen Türk-Moğol Hitaylar ve Tunguz kökenli Kinlerin saldırılarına maruz kalarak topraklarının önemli bir kısmın kaybetmişlerdir.

Dilencilik ve serserilik o derece artmıştı ki, kanunlar ile engellenemez bir hale gelmişti. Merkezi otorite zayıfladıkça memurlar alenen rüşvet almaya başlamışlardı. Küçük çocuklarda vergi cetvellerine yazılmaya başlanmış, bu da fakir aileleri bu vergilere maruz kalmamak için öz çocuklarını öldürme derecesine getirmişti. İyi bir memurluk bulmayan fakir öğrenciler, köylü isyanlarına elbaşılık yapmaya hazırdılar.

Devlet gerekli tedbirleri almakta zorlanmış ve enflasyonun yükselmesini çıkış yolu olarak görmüştü. Bu sırada kâğıt para basma ihtiyacı matbaacılığı olukça fazla geliştirmiştir. Yine devletin kontrolünde bulunan bakır, gümüş ve altın ocaklarının üretimi de inanılmaz derecede artmıştı. Burada köle işçiler kullanılır ve elde edilen madenler ile para basılırdı. Moğol istilası öncesi sabah akşam eşyaların fiyatları değişmiştir.

Sung yerli bir sülale olduğu için daha şanlı olmuştu. Ancak C’hin İmparatorluğunda yönetici sınıf yabancı idi ve Hitaylar ile Çinlileri kontrol altında tutmak zorundaydı. Ayrıca komşuları Tangutların tehditlerinden de kendilerini korumak zorudaydılar. Moğol atlıları kuzey Çin ovalarına girdiklerinde bunlar köylü isyanlarını bastırmakla meşguldüler.

Topraksız köylüler, kıtlık, mahsulsüz yıllar, çapulçular, başıbozuk askerler, imparator adına onları sömüren zengin aileler, ticaretteki güvensizlik çöküşün habercisi idiler. Buna karşılık Çin kültürü eski ve güçlü olmasının yanı sıra büyük bir dirence de sahip olmuştur. Çin şehirleri kalabalık nüfusları ile ticaret ve endüstride canlılığı koruyabilmişlerdir. Bu sıralarda Çin ticaret gemileri Hindistan’a seferler yapmışlardır.

Çin toplumu muhalif hareketlerin yanında felsefi ve dini akımlar ile parçalanmaya hızla yaklaşmıştı. Bürokrat ve devletçilerin mezhebi olan Konfüçtyüslük, Sung sülalesi döneminde ihya edilmişti. Çinlilerin öz ruhuna yakın olan Taoizm bilhassa aydınlar ve fakirlere hitap etmişti. Budizm ise dünyevi olandan el çekme felsefesi ile fakir ve baskı altında olan halk arasında bir hayli taraftar bulmuştu.

Moğolların gelmesi ile çöküş yavaşladı. Taoizm, Cengiz Han’ın himayesini elde etti. Diğer taraftan ordudaki binlerce askerin Budizm’e taraftar olması, bu inanca da hoşgörü ile davranılmasına neden oldu. Konfüçyüslük ise yeni yöneticilere hitap etmediği için sönüp gitti. Moğollar genelde dinlere karşı hoşgörülü ve tarafsız olmuşlardır. Nitekim Cengiz Han her inancın temsilcisinden görüş alımış, onlara danışmıştır. Kısacası Moğol istilası öncesi Çin’in bu içinde bulunduğu karşılık, Cengiz Han’ın işini bir hayli kolaylaştırmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir