CENGİZ HAN’IN SEFERLERİ II

Cengiz Han’ın Tangut Seferi ve İlk Uluslararası Antlaşma

Cengiz Han, Tangutlar üzerine sefere çıkmadan önce onlar hakkında ne bilmesi gerekli ise onu öğrenmişti. Ayrıca aralarında manevi bir bağda sözkonusu idi. Tangutların Kerayit Hanı Tuğrul ile sıkı bir bağları vardı. Daha önceden de belirttiğimiz gibi Cengiz’in de başlarda Tuğrul ile çok güzel bir ittifakı olmuş ama daha sonra araları açılmış ve bir anlamda Cengiz tarafından ortadan kaldırılmıştı.

Moğollar, Tangutların Budist inançları hakkında da yeterli bilgi sahibi idiler. Öyle ki Tangut imparatorlarına kendi kutsal dağları Burhan Haldun’dan etkilenerek Burhan demişlerdi. Cengiz’i bu topraklar getiren elbette ki buranın zenginliği idi. Zira paraya ihtiyacı vardı. Merkitleri itaat altına almak için çıktığı sefer ona çok pahalıya mal olmuş, para tükenmişti ve orduları içinde ganimete ihtiyacı vardı. Kendisine vergi veren bir tebaa haline getirmeyi planladığı Tangut İmparatorluğu zengin bir kaynaktı ve bunu Çin İmparatorluğu müdahale etmeden hızlı bir şekilde yapmak zorunda idi. Cengiz, Çin’i de elde etmek istiyordu ama bunun için önce Tangutları hâkimiyeti altına alması gerekiyordu.

1209 yılının ilkbaharı saldırı için en uygun zaman olarak tespit edildi. Beklenmedik ani bir hücum yapacağı için insanların yoğun şekilde bulunduğu Sarı Nehir üzerinden gitmek yerine, 500 km’lik Gobi Çölünden gitmeyi yeğledi. Gobi’de az da olsa su kaynakları buluduğu için Cengiz’in ordusu çok fazla kayıp vermeden gölü geçebildi.

Cengiz Han, C’hin‘in düşman karşısında Tangutlara yardım edeceğini düşünerek bir hileye başvurdu ve C’hin hükümdarına acil yardım çağrısı yaptı. Ancak bu sırada yeni tahta çıkmış olan C’hin hükümdarı “Düşmanlarımın birbirlerine saldırmaları benim menfaatimedir. Kendimi neden tehlikeye atayım ki?” Şeklinde bir cevap yolladı. Aslında Tangutların yenilmesinden sonra sıranın kendisine geleceğini anlayamamış veya ülkedeki iç huzursuzluktan dolayı askeri bir sefere katılmanın kendisine tahtı kaybettireceğini düşünmüştü.

Moğollar sağ taraflarında Çöl, sol taraflarında dağlar olduğu halde güneye ilerleyerek Tangut başkentine (bugünkü Yinçuan) giden tek geçidi savunan kaleye ulaştılar. Atları sarp tepelerden geçirmek hem zor olmuş hem de çok zaman almıştı. Kalede 70.000 civarında Tangut gücü vardı. Kuşatma ile ele geçirilmesi zor bir kale idi. Bu yüzden Cengiz Tangutları dışarı çıkarmanın yollarını aradı. İki ay bekledikten sonra küçük bir birliği bırakarak çekilir gibi yapıp dağların eteklerine gizlendi. Tangutlar bu hileye kandılar ve bu kalan küçük birliği yok etmek düşüncesi ile kaleden dışarı çıkar çıkmazda pusuda bekleye Moğollar tarafından yok edildiler. Böylece Tangut başkentine giden yola açıldı.

Başkent Yinçuan’da iyi korunan bir şehirdi ve Moğolların bir şehri zapt etme gibi bir tecrübeleri yoktu. Ordularında Sung ve Çinde olduğu gibi uzak mesafelere ok atabilen güçlü yayaları yoktu, içine barut doldurulmuş yangın çıkaran bombaları ya da dökme gülleri bulunmuyordu. Ayrıca uzun süreli kuşatma tekniklerini de bilmiyorlardı ve bunları kendilerine öğretecek yabancı askerleri de henüz ellerine geçirmemişlerdi.

Cengiz Han çaresiz kalmıştı ve aklına gelen tek bir yol vardı o da Tangutlara ekonomik darbe vurarak, askeri olarak elde edemediğini bu şekilde elde etmek. Tangut ülkesinin tarım alanları Sarı Nehirden yararlanılarak kullanılan kanallar ile sulanıyordu. Cengiz Han bu kanalları tahrip ederek şehri sular altında bırakmayı düşünerek bunu uygulamaya koydu bu sırada süvarileri de artık huzursuzlanıp, sabırsızlıkla bir an önce ganimetlere sahip olmak istiyorlardı. Ancak alınan karar hatalı idi. Tangut ülkesini çeviren tarım arazileri düz alanlardı ve dolayısı ile kanalların tahribi ile oluşan sel uzaklara kadar yayılmış ama şehir binalarına veya şehri çeviren surlara zarar vermemişti. Ancak Cengiz bu karardan en çok kendisi zarar görerek çıktı çünkü çadırlar, arabalar suya batmış, atlar çamurda yürüyemez hale gelmişlerdi.

Tangut liderleri de kararsız kalmışlardı, düşman geri çekilmemiş ve tüm tarım alanları sular altında kalmıştı. C’hin İmparatorluğundan da yardım gelmeyeceği anlaşılmıştı. Bu yüzden Tangut imparatoru Cengiz ile anlaşma yolunu seçti ve kızını ona verdi. Vergi olarak da develer, şahinler, top top kumaşlar sundu. Cengiz de ihtiyaç duyduğunda tekrar vergi alabileceğini düşünerek ordusunu geri çekti. Böylece Cengiz ilk defa uluslararsı bir antlaşma yapmış oldu. Gerçi Cengiz beklediği o büyük zaferi kazanamamıştı ama eli de boş dönmemişti.

Kuzey Çin’in İstilası

Cengiz Han, ordunun çok fazla boş kalmasının doğru olmayacağını gayet iyi biliyordu. Onlara bir hedef göstermek ve askeri yormak gerekiyordu. O yüzden 1211 yılında Kara-Hitay ülkesine karşı sefere çıkma emrini verdi. Tangutlar her ne kadar itaat altına alınmışlarsa da daha güneydeki Hitaylar büyük bir güç olarak Cengiz İmparatorluğunun genişlemesine engel teşkil ediyorlardı. Sefer başarılı oldu ve en seçme güçleri savaş alanında yok edildi. Cengiz Kara-Hitayları son darbeyi aşağıda vereceğimiz gibi sonradan vuracaktır. Cengiz’in bu sıradaki esas hedefi Çin’di ve Kara-Hitayların kendisine engel olmalarını sağlamak istemiştir. Bunu da başarmıştır zira Kara-Hitaylar bu mağlubiyetten sonra kendilerini uzun süre toparlayamamışlardır.

Bu sırada C’hin İmparatorluğundan bir elçilik heyeti Cengiz Han’ın sarayına gelerek yeni imparatorlarını ilan edeceklerini ve onun elçilik heyetine saygı ile eğilmesini talep ettiler. C’hin imparatorluğu uzun yıllardan beri göçebe halkların bir kısmını kendisine tabi kılmış ve bu yüzden de hepsini barbar olarak görmüştür. Cengiz Han’ın şüphesiz şöhreti onlara kadar ulaşmıştı ama böyle yaparak eski etkilerinin devam edip etmediğini öğrenmek istemişlerdi. Cengiz Han elçilere “Ortak Krallığın Tanrı tarafından belirlendiğini sanıyordum. Ancak Prens Wei gibi zayıf bir adam nasıl seçildi ve ben ona neden yaltaklanayım” diyerek çıkıştı.

Cengiz Çin veya Ortak Krallık da olarak bilinen C’hin imparatorluğundaki iç karışıklığı gayet iyi biliyordu ama şunu da iyi biliyordu ki C’hin İmparatorluğunun hiç bir etkisini kabul etmeyen, tam bağımsızlığını ilan eden ve kendisine kafa tutan bu barbar topluluğa bu aşağılamasından dolayı er veya geç mutlaka bir ceza verecekti. O yüzden ordusuna hazırlıklara başlanması emrini verdi. Moğol karargâhında kadınlar ok yapıyor, köseleden zırhlar, yiyecek stokları ve sefer için gerekli diğer malzemeleri hazırlıyorlardı. Bu arada askeri ve halkı daha iyi motive etmek için bundan tam altmış yıl önce Çin imparatoru tarafından vahşice öldürülen Moğol reislerinin intikamının alınacağı fikri etrafa yayılıyordu.

Cengiz şavaş hazırlıklarına son sürat devam ederken, kendisini inzivaya çekmiş ve on gün boyunca dua ederek oruç tutmuş ve daha sonra kutsal Burhan Haldun Dağına çıkarak Tanrı’ya kurban adamıştır. Adamları ise C’hin İmparatorluğu hakkında bilgi toplamaya devam etmişler ve yakalanan esirlerden düşmanın ordusu hakkında bilgiler almışlardır. Bu bilgileri Müslüman tüccarların verdikleri bilgiler ile karşılaştırmışlardır. Çin gibi nüfusu fazla, surlar ile korunan ve tecrübeli komutanları olan bir ülkeye savaş açmak o kadar kolay değidl. Çinli askerler hem sayıca hem de askeri teçhizat bakımından Moğollardan daha üstündüler.

Cengiz sefere çıkmadan önce arkasını da sağlama almak istemiş ve bunun için bir muhafız birliğini sarayını ve otlaklarını korumak üzere bırakmıştır. Moğol ordusu gerçekten de tekrar aşılması bir hayli zor olan Gobi Çölünü 100 bin süvari ve yedekteki 200 bin at ve toplamda 300 bin at ile büyük bir zorlukla geçerek, Kuzey Çin’in içlerine kadar yayılıp, Çin’in başkenti Pekin’e yaklaşmıştır. Pekin’in çevresinde sağa sola yağma akınları düzenlemişler ve bu sırada Çin’li komutan onlara saldırma fırsatını yakalamışsa da bilinmeyen bir nedenle Cengiz’e barış şartlarını görüşmek üzere bir subayını göndermiştir. O subay da komutana ihanet ederek Cengiz’in yanına sığınmıştır. Ondan Çin ordusunun geçidin diğer tarafında durduğunu öğrenmişlerdir. Cengiz bu bilgiyi en iyi şekilde değerlendirerek düşmana üç koldan hücum edilmesi emrini verdi. Moğolistan ile Çin arasındaki Kalgan mevkiinde Çin ordusu oklarla, mızraklarla ve kılıç darbeleri ile yok edildi. Moğolların Gizli Tarihi savaş alanına yayılan cansız gövdeleri “üst üste yığılmış kesik ağaçlar” olarak tarif etmiştir. Bu Moğolların Çin ordusu karşısında ilk ve en büyük zaferi olmuştur.

Moğolların bu zaferlerinin yankıları uzun yıllar sürmüş ve Çin sınırlarının çok uzaklarına yayılmıştır. Bu dönemin yine en önemli ve güçlü devletlerinden biri olan Harzemşah devletinin elçileri de ta uzakdan geçerken kafataslarından beyaz yığınlar görmüşler ve oraya gittiklerinde o alanda binlerce insan iskeleti ile karşılaşmışlardır.

Cengiz’in bu başarısında elbette ki yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Çin’in içinde bulunduğu karmaşa, isyanlar ve ordunun moralinin bozuk olmasının önemli bir yeri vardır. Artık Pekin’in yolu açılmıştı, ordu Pekin önlerine gelerek şehri kuşattı. Ancak Moğolların muhasara araçları yeterli değildi ve o zaman kadar da surlarla çevrili bir şehri hiç ele geçirmemişlerdi. Ayrıca Pekin’de onlara karşı iyi direniyordu. Askerler kuşatma uzayınca sıkılmaya başlamışlardı. Bunun üzerine Cengiz mecburen istedikleri bir yeri yağmalamalarına izin verdi. Cengiz Sarı Nehir üzerinden dönüşe geçmeden önce Cebe Noyan’ı Çin İmparatorluğunun ikinci büyük şehri olan kuzey Mançurya’daki Mukden (günümüzde Şenyang) şehrine göndermiştir. Ancak bu şehirde doğrudan zapt edilemeyeceğini büyük bir dirençle göstermiştir. Cebe de bunun üzerine her zaman ki hilelerine başvurmuş ve geri çekildikleri yol boyunca ağırlıklarını saçarak panik içerisinde kaçıyorlarmış intibaını yaratmıştır. Çin karakol birlikleri Cebe’nin 150 km uzağa gittiğini teyit edince halk da etrafa saçılan malları büyük bir sevinç içerisinde toplayarak 1212 yılının yılbaşını kutlamaya başlamıştı. Ganimetleri toplamak üzere de şehirden bir hayli fazla uzaklaşmışlardı. Moğollar sürekli at sürerek şehre vardıklarında kapıların açık ve halkın eğlendiğini gördüler. Şehri talan ederek, ele geçirdikler pek çok ganimet ile Cengiz’in yanına döndüler.

Cengiz, Cebe’nin başarısından çok memnun olmuş ve beklemeye çekilmişştir. 1212 yılının sonbaharında Cengiz, Pekin’e yeniden bir saldırı düzenleme kararı almış ancak bir rmeydan savaşı sırasında ok ile yaralanınca saldırıya ara verilmiştir. Ertesi yıl tekrar Pekin’e giden geçidin üzerindeki iki kaleye saldırı düzenlenerek geri dönülmüştür. Çin kuvvetleri Moğol ordusunun geçeceği yollara atları yaralamak gayesi ile dört tarafında çivi olan toplar serpiştirmişlerdir. Cebe ve Sübedey kaleleri teslim almak için epey uğraşmışlar ve sonuçta Pekin yolunu tekrar açmayı başarmışlardır.

Askeri harekât ilerledikçe düşmanın belli başlı askeri birlikleri Cengiz‘in ordusunun eline geçti. Bunlar öldürülmek yerine Moğol komutanlarının idaresinde Çin ordusu güçlerine karşı kullanılmışlardır. Bunların pek çoğu yaya yani piyade oldukları için ön cephede kullanılmışlardır. Çin ordusu Moğol ordusunun ilerlemesi sebebi ile bir hayli zaiyat vermiştir. Moğol ordusu her gittiği yerde yiyeceğe el koyduğu için sivil halk arasında kıtlık baş göstermiştir. Pekin şehri ise bu sırada siyasi mücadelelere sahne oluyordu. İmparatorun gözdesi General Ji Jong büyük bir bozguna uğramasına rağmen affedilmişti. Ancak hemen akabinde eninde sonunda idam edileceğini düşünerek bir darbe düzenlemiş ve imparatoru öldürerek bir kukla imparatoru tahta çıkarıp kendisini naip yapmıştı.

İki ay sonra 1214’de Moğollar şehri kuşattıklarında Ji Jong kendi komutanlarından biri tarafından öldürülmüş imparator ise Pekin’de sıkışıp kalmıştır. Cengiz’in ordusu hâlâ kuşatma donanımına sahip değildi ama her şeyi çabuk öğreniyordu. Nitekim mancınık kullanmasını da öğrenmişlerdir. Aldıkları esirleri ön saflarda savaşmaya zorlamışlar ve surları koruyanlar bulunanların akrabaları olduklarını görünce kızgın yağı dökmemeye başlamışlardır. Dirençleri kırılmış ve teslim olmuşlardır.

100 bin kişilik Moğol ordusu üç kola ayrılarak Çin topraklarına girmiştir. Birinci ordu Cengiz Han’ın küçük oğlu Tuluy tarafından komuta edilmiş ve Hopei ovasını baştanbaşa geçerek Ho-kienfu’yu alarak, daha sonra Şang-tongg’a girip Tsi-nan’ı zaptetmiştir. Cengiz Han’ın kardeşi Kasar ile küçük kardeşi Otçigin komutasındaki ikinci ve üçüncü ordu Peçili Körfezine kadar uzanan toprakları ele geçirip yerle bir etmiştir.

Pekin ise direnmiştir. Surların dışında her birinin kendi tahıl ambarı ve mühimmat deposu bulunan ve tüneller ile başkente bağlanan dört kale vardı. Bu müthiş savunma tedbirlerinin arkasında bulunanlar da çok iyi bir şekilde silahlanmışlardı. 3 metrelik okları 1 km uzağa atan yayları vardı. Bunun dışında yedi çeşit oku 500 metreya atabilen yaylara da sahiptiler. Bu okların altında kalan hedef yıkılıyordu. Yine 200-300 metreye fıratılanbilen mancınıklar vardı. Bunların arasında yangın çıkarmak için kullanılan maddelerde vardı. Surlara çıkmada kullanılan merdivenleri ve saldırı kulelerini yakmak için alevli oklar veya mancınıktan atılan toplar kullanılmıştı. Çinliler batıda “Rum ateşi” denilen içine ham petrolün doldurulduğu topları da kullanmışlardır.

C’hin İmparatorluğu Pekin’in düşmesinden sonra Cücen yani Mançu menşeili olanların kurduğu kuzey Mançurya’yı değil, güney de kurulan Çin’deki Kayfeng şehrini başkent yapmaya karar vermiştir. Pekin’deki devlete ait evraklar ile maddi varlıklark 3 bin deve ve 300 araba ile Sarı Nehir ötesindeki güvenli bölgeye taşınmaya başlanmıştır. Ancak imparatorluğun içersindeki Mançurya’dan gelen 2000 Hitay askeri atalarından kalan topraklardan ayrılmak istememişler ve Pekin’den 50 km uzaklaşlatıktan sonra isyan etmişlerdir. Ayrıca Cengiz’e de bir haber gönderek onun emrine girmek istediklerini söylemişlerdir.

Bu sırada Moğol ordusu Pekin’den 400 km uzaklıkta kuzeyde İç Moğolistan’da bir gölün yanında kamp kurmuştu. Cengiz C’hin imparatorunun bu taşınma kararını “sözüme güvenmedi, beni aldatmak için barış yaptı” diye yorumlamış ve terk edilen Pekin’in güçsüz kaldığını düşünerek buraya hemen sefer düzenleme kararı almıştı. Eylül ayında Cengiz’in güçleri Pekin surlarının önüne gelmişlerdir. Dokuz aylık bir kuşatmadan sonra 1215 yılının Haziran ayında açlık ve lidersizlikten şehir kapılarını Moğol kuvvetlerine açmak zoruda kalmıştır. Çünkü şehri korumakla görevli komutan şehirden gizlice kaçmıştı. Cengiz Han da kuşatmanın sonunu beklememiş ve Herlen’e dönüş için yola revan olmuştu. Şehri ele geçiren Moğol ordusu dokuz aylık kuşatmanın acısını şehirden çıkarmış, her tarafı yağmalamış, binlerce kişiyi öldürmüş, imparatorluk sarayını da yerle bir etmiştir. Böylece Cengiz Han ve Moğollar bütün kuzeydoğu Çin’in hâkimi olmuşlardır.

Cengiz Han 1216 yılında tekrar Kerulen Nehri kıyılarına dönmüştür ancak bu dönüşte elde ettiği sayısız ganimetin yanında çok değerli bir kişiyi de beraberinde getirmiştir. Bu kişi Pekin’de de valilik yapmış olan Hitay prensi Yeliu idi. Kendisi kuzeydeki Hitay imparatorunun torunlarından birisiydi ve kozmoğrafya, coğrafya, takvim ve hesap işlerindeki yeteneğinden dolayı şöhret kazanmıştı. Ayrıca üstün bir hitabet ve yazı yazma vasıflarına sahipti. Cengiz Çin seferi sırasından onun sabık imparatoruna gösterdiği sadakatten çok hoşlanmış ve kendisine danışman olarak atamıştı. Bu durum Cengiz’in diğer danışmanları arasında hiç de hoş karşılanmamış ve onu aşağılamak için “Senin gibi bir edibin ne faydası var ki yay bile yapamazsın” demişler o da “Yay yapacak insanlara da ihtiyaç vardır. Ancak imparatorluğu yönetecek beceride kimse olmazsa işler nasıl yürüyecektir” diyerek onlara aslında her şeyin güç ile elde edilemeyeceğini anlatmak istemiştir. Artık Cengiz’de yaşadığı tecrübelerden sonra bu görüşe gelmiş ve bu yüzden yanına kendi soyundan olmasa da yabancı danışmanlar atamaya devam etmiştir.

Cengiz Han Çin istilası sırasında kendisine itaat edenlere karşı son derece adil davranarak onları mükâfatlandırmış, dostlarına karşı sadık ve merhametli olmuş, kendisine itaat etmeyen karşı gelenlere ise acımasız davranmıştır.

Kore ve Mançurya’nın Ele Geçirilmesi

Cengiz, Çin seferine giderken generallerinden Mukuli’yi genel vali ve kardeşi Kasar’ı da diğer konulardan sorumlu kişi olarak atamıştı. Pekin alınmasına rağmen o bölgede direnen hâlâ bir kaç şehir ve kale kalmıştı. Mukuli Liao eyaletinin (Mançurya) başkenti Mukden (Şenyang)’i ele geçirme fırstanı yakalamamıştır. Ele geçirilen bir düşman generali sayesinde başkentteki askerlerin surlardan dışarı çıkmaları sağlanmış ve 100 bin kişinin yaşadığı şehir hiç bir karşılık vermeden ele geçirilmiştir. Bundan sonra diğer şehirlerde bir bir ele geçirilmiştir. Alınan şehirlerde marangoz, duvar ustası, ilim adamı, sanatkâr gibi meslek sahibi olanlara dokunulmamış, diğer insanlar ise kılıçtan geçirilmiştir.

1216 yılında Moğol orduları Pasifik Okyanusu’nun kıyılarına kadar ulaşmışlardır. Ordunun bir kolu isyan eden bir kaç bin kişilik Hitay birliğini takip ederek Kore’ye girmiş ve onları darmadağan etmiştir. Moğol komutanlarından biri Kore sarayına giderek saygısız bir şekilde bazı taleplerde bulunmuştur. Kore Moğollar ile savaşacak gücü olmadığı için istenilenleri vermiştir ki bunlar arasında 100 binyaprak en büyük boy kâğıtta vardır. Bu da bize artık Moğollarda bürokrasilerinin olgunlaştığını göstermektedir.

Kuzeyde bulunan ve Çin İmparatorluğuna tabi olan Mançurya’da Moğolların hâkimiyetine girmiştir. Cengiz bu zaferleri haber alınca Tangutlardan 30 bin asker alarak 60.000 kişilik ordusu ile güneye Sarı Nehir boyunca C’hin İmparatorluğunun yeni başkenti Kayfeng’i ele geçrimek üzere bin kilometrelik bir yürüyüşe geçmiştir. Altmış gün içerisinde 800 km’lik bir yol katedilmiştir ki bu gerçekten de inanılmaz bir hızlı hareket olmuştur.

1216 sonbaharında C’hin imparatoru tekrar barış teklif etmek zorunda kalmıştır. Cengiz Han artık bunun bir hile ve oyalama taktiği olduğunu çok iyi biliyordu. Diğer taraftan ise kış yaklaşıyordu ve gönderilen güçleri de yeterli değildi ayrıca başka bir rakibi üzerine yoğunlaşmıştı o yüzden buraları ele geçirme işini daha sonraki bir tarihe bırakma kararı aldı. Ancak bu kararı uygulamak ona nasip olmadı. Çin üzerine sefer hazırlıkları yaptığı 1227 yılında öldü ve bu zaferi 1234’de torunu Kubilay gerçekleştirdi.

Kara Hitay Devletinin Alınması

Günümüzde Çin’in batısındaki Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın doğusunu içine alan ve genellikle Türk ve Fars menşeli insanların yaşadığı bu bölgede Kara Hitay Devleti kurulmuştur. Bu devlete mensup toplulukların büyük çoğunluğu Cengiz döneminde İslamiyeti kabul etmişlerdir.

Kara Hitay devleti Mançurya’nın Cürcen (Mançular) tarafından işgalinden sonra bu topraklara kaçan 100.000 Hitay tarafından kurulmuştur. Bu yüzden de Çinliler bu devleti Liao hanedanı olarak adlandırarak bir Çin devleti olarak kabul etmişlerdir. Bu devlet en eski Türk yerleşim yeri ve şehri olan Balasagun’u kendisine başkent yapmıştır. Hitaylar yönetim güçleri ile kendileri azınlıkta olsalar da Harzemşah bölgesini, Türk boylarından Karluk, Uygur, Kanglı ve Fergana vadisinin batı ve doğusunda bulunan Karahanlıları idareleri altına almayı başarmışlardır. Yine Cengiz Han’dan kaçan Naymanlarda Balasagun’a gelerek buraya sığınmışlardır.

Kara Hitay devleti Mançurya’daki Liao hanedanı dönemindeki Çin gelenek ve unvanlarını kullanmaya devam etmiştir. Kara Hitaylar göçebe hayatı yaşamışlarsa da idareci kesim yerli halk ile karışmamaya özen göstermiştir. Budizm’in akideleri ile karışık dinlerini de korumaya çalışmışlardır. Bu devletin göçebe topluluklardan farkı askerilerine ücret ödemesi olmuştur. Bu devlet 1142’de kurulmuş ve 1220’de Cengiz Han tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Cengiz Han bu devleti ele geçirmek için bir bahane beklemiş ve bu bahane de kısa bir süre sonra eline geçmiştir. Cengiz’e yenilen Nayman ve Merkit kabileleri Kara-Hitaylara sığınmışlardı. Ama bu sırada Kara Hitay devleti merkezi otoriteyi kaybetmeye başlamıştı. Üst düzey askerler bütün arazileri kendi menfaatleri için ele geçirmişlerdi. Vergi memurları da sarayın masraflarının karşılanacağı bahanesi ile halkı soyma noktasına gelmişlerdi. 1207 yılında kâfir idareciler aleyhine isyanlar çıkmış, bundan istifade etmek isteyen Harzemşah ve Semerkant emirleri merkez ile bağlarını kopararak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. 1209’da ise Uygur hükümdarı İdikut isyan ederek, Cengiz Han’a sığınmıştı.

Bu sırada Cengiz Han’da kaçarak Kara Hitaylara sığınanlar arasında bulunanlardan biri Naymanların Küçlüg adlı asil soyundan gelen bir bey idi. Bu bey çok hırslı ve bir o kadar da dengesiz biriydi. Kara Hitay Gurhan Çeleku onun yanına sığınmasından yararlanmak isteyerek kızını onunla evlendirmişti. Küçlüğ kayınbabasının zayıflığından ve yaşlılığından faydalanarak bir an önce tahta geçmek için faaliyete geçmiştir. Harzemşah Muhammed ile anlaşarak Kara Hitay hükümdarını tahttan indirmek istemiştir. Harzemşahların 1210’da Semerkant’ı işgal etmelerinden faydalanarak kayınbabasına karşı isyan ederek, Balasagun üzerine yürümüştür. 1211 yılında Kara Hıtay Gurhan’ı Çeleku esir düşmüştür. Küçlüğ’ün bu olaydan sonra başa geçerek kazandığı Kara-Hitay hâkimiyeti 1211 yılından 1218 yılına kadar devam etmiştir. Küçüg hanımının ısrarı ile Budizm’e geçmiştir. Bundan sonra da Müslümanların en büyük düşmanı olmuştur. Cengiz, Küçüg’ün gittikçe güçlenmesinden rahatsızlık duymuştu zira bir gün mutlaka kendisinden dedesi ile babasının intikamını alacağını çok iyi biliyordu. O yüzden tehlike büyümeden bu mesele halledilmeli idi ve bu işi de Cebe noyan’a verdi.

1218 yılından Ceba noyan 20.000 kişilik ordusu ile 2.600 kilometrelik inanılmaz bir sefere çıktı. Önce Altay sonra da Tanrı Dağlarını aşarak Kırgizistan’a geldi ve İpek Yolu’nun geçtiği bölgenin en büyük gölü olan Issık Göl’e 80 km uzaklıkta bulunan Küçüg’ün başkenti Balasagun’a ulaştı. Küçüg, Moğol ordusunun geldiğini öğrenince karşı koyamayacağını iyi bildiğinden Kaşgar’a kaçtı. Cebe noyan şehre giren Moğol askerlerine yağma yapmalarını yasakladı. Bu yasak buradaki Müslüman ve Uygur tüccar tarafından memnuniyetle karşılandı. Küçüg’ün kaçtığını öğrenen ona bağlı kabileler hemen isyan ettiler. O kendisine hiç kimsenin yardım etmeyeceğini anladığından beraberindekiler ile birlikte bir vadiye sığındı. Ödül peşinde olan yerli avcılar Küçüg’ü yakalayarak Moğollara teslim ettiler. Cebe avcıları ödüllendirdi ve Küçüg’ün başını vücudundan ayırarak önemli şehirlerde dolaştırdı.

Küçüg’ün özellikle Müslümanlara karşı uyguladığı baskıya karşı Cengiz Han camileri tamir ettirerek, ibadete açmıştır. Cengiz Han Müslümanlara “Madem dininiz namaz kılmayı emrediyor, kılmanız lazım” diyerek Müslümanları namaz kılmaya teşvik etmiştir. Kara Hitay Devleti’ni yıkılmasıyla İli, Issık Göl, Talas ve bütün Doğu Türkistan Moğol Devleti’ne bağlanmıştır.

Cengiz Han, bu başarının kolayca geleceğini gayet iyi biliyordu zira uzun zamandır Kara Hitay devletinin siyasi durumu hakkında yeterli bilgilere sahipti. Böylece bu başarı ile iki kuş birden ortadan kaldırılmıştı. Kara Hitay ve üç kuşaktan beri mücadele ettiği Naymanlar. Şimdi sıra bugünkü Özbekistan’ın batısı, Türkmenistan’ın büyük kısmı ile İran ve Afganistan coğrafyasında hâkimiyet kuran Harzemşahlara gelmişti çünkü onlarla artık komşu olmuştu.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir